Images

Cesaret Nedir?

Eğer cesur değilsen samimi olamazsın.
Eğer cesur değilsen sevemezsin.
Eğer cesur değilsen güvenemezsin.
Eğer cesur değilsen, gerçeğin peşine düşemezsin.
O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler.

Cesaret bütün korkulara rağmen bilinmeyene adım atmaktır. Korkusuzluk, sürekli cesur ve daha cesur olunca ortaya çıkar. Kolomb gibi keşfedilmemiş denizlere açılmadığı zaman, bir korku vardır, yoğun bir korku. Çünkü kimse ne olacağını bilemez. Güvenliğin kıyılarını terk ediyorsun. Bir anlamda hiçbir sıkıntın yoktu. Eksik olan tek bir şey vardı: macera. Belirsizliğe adım atmak sana heyecan verir. Kalp tekrar atmaya başlar, tekrar canlanırsın; yaşadığını hissedersin. Varlığındaki her hücre canlanır. Çünkü bilinmeyenin meydan okumasını kabul etmişsindir. Bütün korkulara rağmen, bilinmeyenin meydan okumasını kabul etmek cesarettir. Korkular oradadır. Ama eğer sen tekrar tekrar bu meydan okumayı kabullenirsen, yavaş yavaş o korkular kaybolur. Bilinmeyenin getirdiği o sonsuz keyfi yaşamak, bilinmeyen ile duymaya başladığın heyecan, seni güçlü yapar. Zekanı keskinleştirir. Belirli bir bütünlüğe ulaşmanı sağlar. Sonra yavaş yavaş korku kaybolur. O zaman sürekli macera peşinde koşarsın. Kısacası cesaret, bilinmeyen için bilineni riske etmektir; tanıdık olmayan için, tanıdık olanı; konforsuzluk için, konforlu olanı, bilinmeyen bir varış noktaası için, herkesin bildiği göç yollarını terk etmek demektir. İnsan başarıp başaramayacağını asla bilemez. Bu bir kumardır. Ama hayatın ne olduğunu sadece kumarbazlar bilir.
Hayat senin mantığını dinlemez; umursamadan kendi yoluna devam eder. Sen hayata kulak vermek zorundasın. Hayat senin mantığını dinlemez. Senin mantığını umursamaz.
Hayata girdiğin zaman ne görüyorsun? Büyük bir fırtına geliyor ve dev ağaçlar devriliyor. Charles Darwin’e göre onlar hayatta kalmalı; çünkü onlar, en iyi uyum sağlamış, en güçlü, en kuvvetlidir. Yaşlı bir ağaca bak. Yüz metre yüksekliğinde, üç bin yaşında. Ağacın varlığı bile güç yaratıyor, dayanıklılık ve kudret duygusu veriyor. Milyonlarca kök toprağın derinliklerine yayılmış durumda. Ve ağaç büyük bir ihtişamla ayakta duruyor. Ağaç tabii ki mücadele ediyor, teslim olmak istemiyor. Ama fırtınadan sonra devrilmiştir. Ölmüştür. Artık yaşamamaktadır. Bütün gücü kaybolup gitmiştir. Fırtına fazlasıyla güçlüydü. Fırtına her zaman daha güçlüdür. Çünkü fırtına bütünden gelir. Ağaç ise bir bireydir.
Sonra, küçük bitkiler ve sıradan otlar vardır. Fırtına geldiği zaman otlar eğilir ve fırtına ona bir zarar veremez. En fazla üstünü temizler; hepsi bu. Üzerinde birikmiş olan tozları süpürür. Fırtına onu bir güzel yıkayıp temizler. Ama fırtına dindikten sonra, küçük bitkiler ve otlar yine dikilirler. Bir otun neredeyse hiç kökü yoktur. Küçük bir çocuk tarafından bile sökülebilir. Ama fırtına yenilmiştir. Ne oldu?
Otlar Tao’nun yolunu izlemiştir; Lao Tzu’nun yolunu. Ve büyük ağaç ise Charles Darwin’i izledi. Büyük ağaç çok mantıklıydı: Direnmeye çalıştı, gücünü göstermeye çalıştı. Eğer gücünü göstermeye çalışırsan yenilmeye mahkum olacaksın. Bütün Hitler’ler, bütün Napolyon’lar, bütün İskender’ler, büyük güçlü ağaçlardır. Onların hepsi yenilgiye uğratılacaktır. Lao Tzu’lar, küçük otlar gibidir; kimse onları yenemez. Çünkü onlar her zaman eğilmeye hazırdır. Teslim olan birini nasıl yenebilirsin? Büyük İskender bile Lao Tzu önünde kendini güçsüz hissedecektir. Hiçbir şey yapamaz. Bu yaşandı. Tıpkı şöyle oldu:
Büyük İskender’in Hindistan’da olduğu zamanlar Dandamis adında bir sannyasin, bir mistik yaşıyormuş. Arkadaşları İskender’e Hindistan’a sefere çıkarken, dönüşte bir sannyasin getirmesi söylemişler. Çünkü o nadir çiçek sadece Hindistan’da filizleniyormuş.  “Dönüşte pek çok şey getireceksiniz ama lütfen sannyanis‘i unutmayın, biz onun ne olduğunu görmek istiyoruz, sannyasin‘in ne olduğunu tam olarak bilmek istiyoruz” demişler.
Savaşlar ve mücadeleler yüzünden o kadar meşgulmuş ki, bunu neredeyse unutmuş. Geri dönerken, tam Hindistan sınırını terk etmek üzereyken birden aklına gelmiş. Hindistan’ın son köyünden ayrılmak üzereymiş. O yüzden askerlerine köye gidip, bu civarda bir sannyasin olup olmadığını sormalarını istemiş. O sırada tesadüf eseri Damdamis köyde, nehir kıyısındaymış. Köylüler  ”tam vaktinde geldiniz. Birçok sannyasin vardır; ama gerçek sannyasin her zaman çok nadir bulunur. O şu anda burada. Gidip onu ziyaret eder, ders alabilirsiniz” demişler. İskender gülmüş “ben buraya ders almaya gelmedim. Askerlerim gidip onu alacak ve ben de onu ülkemin başkentine götüreceğim” demiş.
Köylüler “bu o kadar kolay değil” diye yanıtlamışler. İskender kulaklarına inanamamış; ne tür bir zorluk olabilirdi? O, imparatorları, büyük kralları dize getirmişti. O yüzden bir dilenciyle, bir sannyasin ile, nasıl bir zorluk yaşardı? Askerleri Damdamis’i görmeye gitti. Damdamis nehir kıyısında çırılçıplaktı. “Büyük İskender seni ülkesine davet ediyor. İhtiyacın olan herşey sana sunulacak. Kraliyet konuğu olacaksın” demişler.
Çıplak fakir gülmüş ve:  “Sen git ve ustana söyle, kendine büyük diyen bir insan büyük olamaz. Kimse beni bir yere götüremez. Bir sannyasin bulut gibi hareket eder. Tam bir özgürlük içinde. Ben kimsenin kölesi değilim” demiş.
“İskender’i duymuş olmalısın; o çok tehlikeli bir adam. Eğer ona hayır dersen, bunu kabul etmez. Kafanı kestirir” demiş askerler. Sannyasin onlara: Belki de en iyisi sizin onu buraya getirmenizdir, o benim ne demek istediğimi anlayabilir” demiş. Büyük İskender onu görmeye gitmek zorunda kalmış. Çünkü geri dönüp askerler ona şöyle demişti: “O eşsiz bir adam. Sanki ışıldıyor. Etrafında bilinmeyenden kaynaklanan bir şey var. Çıplak, ama onun yanında çıplaklığı hissetmiyorsunuz, daha sonra hatırlıyorsunuz. O kadar güçlü ki, onun varlığında bütün dünyayı unutuyorsunuz. Bir çekiciliği var. Etrafını büyük bir dinginlik kuşatmış. Ve sanki çevresindeki her şey onun varlığından mutluluk alıyor. Görülmeye değer biri. Ancak gelecekte onu tehlikeler bekliyor. Çünkü zavallı adam kimsenin onu bir yere götüremeyeceğini, kimsenin kölesi olmadığını söylüyor”.
İskender, elinde kınından çıkmış kılıcıyla onu görmeye gitti. Damdamis güldü ve konuştu: “kılıcını indir, burada bir işe yaramaz. Onu kınına sok. Burada bir işe yaramaz; çünkü sadece bedenimi kesebilirsin. Ve ben onu uzun zaman önce geride bıraktım. Kılıcın beni kesemez, o yüzden onu indir; çocukluk etme”. Söylenenlere göre, İskender hayatında ilk kez bir başkasının emrini yerini getirdi. Çünkü bu adamın huzurunda kim olduğunu bile unutmuştu. Kılıcını kınına soktu ve “hayatımda bu kadar güzel bir adamla karşılaşmadım” dedi. Kampa geri dönünce, düşüncelerini anlattı.” Ölmeye hazır olan birini öldürmek çok zor. Onu öldürmek anlamsız. Savaşan birini öldürürsün, o zaman öldürmenin bir anlamı var. Ama ölmeye hazır olan, işte kafam burada, onu kesebilirsin diyen bir adamı öldüremezsin”.
Damdamis aslında şöyle demişti: “Bu benim kafam. Onu kesebilirsin. Kafam düştüğü zaman, onu kumların üzerine düşerken göreceksin. Ben de aynı şeyi göreceğim. Çünkü ben bedenim değilim. Ben bir tanığım”.
İskender, bunu arkadaşlarına anlattı. Ve şöyle dedi: “buraya getirebileceğim sannyasin‘ler vardı, ancak onlar sannyasin değildi. Sonra gerçekten eşsiz olan bir adamla karşılaştım ve siz doğru duymuşsunuz: Bu çiçek gerçekten eşsiz. Ama kimse onu zorlayamıyor çünkü ölümden korkmuyor. Bir insan ölümden korkmadığı zaman, ona nasıl zorla bir şey yaptırabilirsiniz?”
Seni köle yapan şey kendi korkuların; senin korkuların. Korkusuz olduğun zaman artık köle değilsin. Aslında başkalarını, onlar seni köle yapmadan köle yapmaya zorlayan güç senin kendi içindeki korkudur. Korkusuz bir insan, ne kimseden korkar, ne de başkalarını korkutur.Ve korkaklar, sadece korkaklar, kafalarıyla yaşar. Korktukları için etraflarında mantıktan oluşan bir güvenlik duvarı yaratırlar. Korkularıyla her kapı ve pencereyi kapatırlar.  Cesur olmak, kalple yaşamak demektir. Kalbin yolu, cesaretin yoludur.
Kalp her zaman risk almaya hazırdır, kalp kumarbazdır. Kafa ise işadamıdır. Kafa her  zaman hesaplar…çok kurnazdır. Kafa geçmişi düşünür. Kalp ise gelecektir, Kalp her zaman umuttur, kalp her zaman gelecekte bir yerdedir. Kalp üzerinden yaşamak, anlamı keşfetmektir. Cesareti keşfetmektir.

Cesaret -OSHO-
Images

Şimdi Anının Gücü İçin EFT Çalışması

Daima yapacak bir şeyiniz varsa bu bir beklenti demektir. Beklenti ise şimdi de değildir. O gelecektedir. Aydınlanmayı özleyebilirsiniz ama bu düşünce ileride bir yerdedir. Şunu iddia edebilirsiniz. “Aydınlanma tam şu anda şimdi burada!” O halde şimdide kalıyorsunuz ve hiçbir şey yapmadan duruyorsunuz demektir. Hiçbirşeysizlik hali bir oluştur. Onu sıkça yaparsanız meditasyon olur. İzleyici olursanız hayatın gözlemcisi, aydınlanmışsınız demektir. Geriye sadece değişim kalır. O şimdi olur sonra olur, ilgilenmezsiniz. Ve yine söyle demiş olmalısınız. “Şimdi ya da sonra önemli değil. Ölmek üzereyim biraz zamanım kaldı yaşım 100 ve birazdan almaya gelecekler. Aydınlanmadım ama önemli değil. Sadece şimdi vardır.“


Şimdide kalamamak pek çok eksik yaratımın da sorumlusudur. Bilinçli yaratımı engellemek istiyorsanız geçmiş ve gelecek arasında gidip gelirsiniz. Yaratımınız netleşemeden sakat bir şekilde sona erebilir. Bilinçaltı çalışmaları yapan birçok kişi bundan yakınmaktadır. Bu şey neden çalışmıyor! Çünkü şimdinin eş zamanlılığında değilsiniz.

Images

Affedebilirim, fakat unutmam demek, affetmeyeceğim demenin başka bir şeklidir

Nefreti aşmanın tek yolu var:
Affetmek. Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz. Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek
insanı derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi
seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur.
Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir.
Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık oluşturmayacaktır.
O acılar sizin acılarınız.
Affetmek kolay değildir.
Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa aaffetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.
  • Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
  • Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
  • Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
  • Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
  • Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
  • Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
  • Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.
  • Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
  • Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir. Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
“Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.
İşte Bu yüzden AFFEDİN….
Kim diyebilir ki, ben bu dünyada, kimseyi kırmadım ve kırılmadım?
Birilerine kızıp, öfke duyup, darılıp, küstük belki de. İçimizde bunca yoğun duygudan sonra, öfke, kin, intikam alma gibi olumsuz duygular gelişti. İşte bütün bu olumsuz duygular bizi yaşadığımız anın zevkini çıkartmaktan, mutlu bir yaşantı sürmekten, sözün kısası daha kaliteli bir yaşam için ileriye doğru bir adım atmaya engel olurlar.
Affetmek olan biteni geride bırakmak, öfkeyi, yenip kin beslemeğe son vermek demektir.
Haklı olduğunuz konuda hissettiğiniz hıncın, kızgınlığın, cezalandırma arzularının yenilip, bunun üstüne zafer kazanarak, artık o kişiye öfke duymamaktır. Bu bir erdemdir. Öfke bizim hayatı mutlu bir şekilde yaşamaktan alı koyar.
Affetmek, bir hatayı, yapılmış bir hakareti ya da hareketi ortadan kaldırmaz. Geçmişte yaşadığımız deneyimleri unutmamıza neden olmaz, bu deneyimler ilerde bizim aynı hatalara düşmemize engel olan, acı ama güzel derslerdir.
Affederek bizi üzen, öfkemizin dev dalgalar gibi büyümesine sebep olan kişinin, davranışlarını onaylamak değildir. Yapılmış olanların kabul edilebilir ya da önemsiz olduğu anlamını da içermez. Hele bir fedakârlık hiç değildir. Eğer bizi üzen, inciten kişiye, bir maske takarak sanki bir şey yokmuşçasına ya da tepkisiz kalarak davranıyorsak ve ilişkimizi devam ettiriyorsak, bu gerçek anlamda bir af ediş olmadığı gibi, kişinin kendine olan dürüstlüğüne de engel teşkil etmektedir.
Burada gerçek duygularımızı geçici bir süre için örtmüş oluruz. Hayattan artık zevk almıyoruzdur çünkü sahte duygular sergilemekteyizdir. Kızgınlığımız onun en zayıf anında ortaya çıkabilir ve öç alabilmek için acımasız davranışlar sergileyebiliriz.

Birisini affetmek, bizi üzen kişinin borcunu iptal etmektir. Eğer birini af etmeyi ret ediyorsak bu hala o kişiden bir beklentimiz olduğunu, bir şeyler istediğimizi gösterir, bu bir öfkeden sonra almak istediğiniz bir intikam dahi olsa, bizi sonsuza dek ona bağlı kılar. En iyisi, yapacak bir şeyleri olmayan, buna gücü yetmeyen bu kişileri af etmektir.
Bu sizin asla gerçekleşmeyecek olan beklentilerinizi ortadan kaldırarak içinizi yakan, çekmekte olduğunuz acının da sona ermesi anlamına gelmektedir. Gerçek gücümüzü geri kazanmak, hatalarımızdan pay almaktır.

Ancak gerçekten güçlü insanlar af edebilir, bu cesurların işidir. Sahte ya da suni bir af ediş ise korkakların, çıkarcıların işidir. Sakladığımız kızgınlık duygusunun bir süre sonra engellenemeyerek ortaya çıkmasına ve bunun sonucunda da bizim mutsuz, saldırgan biri olmamıza sonuçta yalnızlığımıza neden olur.
Sizi üzen bu insanları bırakın gitsin. Sonsuza kadar aklınızdan çıkartın, unutun. Bağışlayın ve onunla olan tüm bağlarınızı koparın, onu serbest bırakarak, ne kadar özgür ve mutlu olduğunuzu görün. Şimdi o pencereden yeniden bakın dışarısı ne kadar temiz ve berrak görünüyor, işte artık tam manası ile özgürsünüz. Şimdi bu anın keyfini çıkarın ve zamanı doya, doya yaşamaya başlayın.

www.adilmavis.com




Kitabımı edinerek kendinize ve bana katkıda 

bulunmak ister misiniz?












KONTROL SENDE

Çekim Yasası Ve Bilinçaltı Dönüşüm Teknikleri Kitabı



Images

Kuantum Olumlama – 2

BAĞIŞLAMA

“Kimse bana kötülük yapamaz ve beni üzemez, çünkü her şeyi ben seçiyorum“

Bağışlıyor ve bırakıyorum. Anlıyor ve biliyorum. Kendi hayatımın yaratıcısıyım. Seçerek, planlayarak bu yaşamımı ve birlikte olacağım yol arkadaşlarımı seçtim. Annemi, babamı ve diğerlerini.

Benim için en faydalı sonuçları almak üzere ince planlar yaptım. Yüksek Benlik düzeyinde en uygun araçları yarattım. Benim hayat amacıma en uygun kişileri. Daha çok anlayış daha çok bilgelik daha çok sevgi, ifade ve özgürlük için. Bu amaç, bilinçaltımın derinliklerinde benim onu keşfetmemi bekliyor.

Her an, her deneyim bu planı açığa çıkaran bir kurgu aslında. Zafiyetimi güce, acıyı sevince, yenilgiyi yengiye dönüştürmek için.

Anlıyor, bağışlıyor ve teşekkür ediyorum. Bu hayatımı bu şekilde planladığım için kendimi kutluyorum ve sonra meleklere teşekkür ediyorum ve bütün bu olanakları bana koşulsuz sunduğu için Tanrı’ya.

Bana sevgisini sunmayanlar içimdeki sevgiyi, beni onaylamayanlar kendimi keşfetmeyi, beni anlamayanlar ifade gücümü arttırmak için benimleydiler. Onlara teşekkür ediyorum.

Bu rolü onlara ben vermiştim. Onlar da benle oynamayı istediler. Beni üzen, beni yoran, bana haksızlık eden, beni aldatan insanlar yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Daha fazlasını ve daha başkasını yapamazlardı. Zaten ben onları bunun için seçtim. Ben de yapabileceğimin en iyisini yapıyorum. Bağışlıyor ve teşekkür ediyorum.

Aynı sahneyi paylaşan oyuncular gibiyiz onlarla. Şimdi bu anlayışımdan doğan ışığı onların varlığına gönderiyorum. İhtiyacım olan bütün kaynakların kendi içimde olduğunu kabul ediyorum.
Images

Evrenden Torpilin Var

Nasıl bir gün geçirmeye başladığın hiç önemli değil 

Gününe nasıl devam etmeyi SEÇTİĞİN ÖNEMLİ!
 
Şu an dur ve hayatında var olan muhteşem şeyleri hatırla
- Bu emaili okuyabilmek için gereken internetin var.
- Gözlerin görüyor, kulakların duyuyor
- Senin için durmadan çalışan bir Evren var.
- Her türlü gerçeklikten önemlisi, hayatta elde edebileceğin en büyük torpil,
Evrenden Torpilin Var;)))
Daha ne istersin ? 

Hadi listeye sen devam et;))
Gülümse... Odaklan... Değiştir.

Aykut Ogut 
Images

Kuantum Olumlama – 1

Olmadığınız kişi olmaya çalışmakla boşuna uğraşmayın. Çünkü siz artık büyüdünüz. Evrende hiçbir varlık, olduğunun dışına çıkamaz. Aslında buna gerek de yoktur. Zaten olduğunuz şey olduğunuzda, olmadığınız şey olmaya çalışarak elde edemediğiniz şeyleri kendiliğinden elde edersiniz. Ne kolay ve ne rahat değil mi?

Bir de bunu deneyin ve zaten olduğunuz kişi olun!…R.Şanal


UYGULAMA NASIL YAPILIR?

Olumlama uygulamaları; söylediklerinizi duyacağınız bir tonda, sözcükleri belli bir tempoda ağır ağır okuyarak gerçekleştirilir.

Olumlamaları sabah ve akşam hafif bir sesle, kulağınızın duyacağı bir biçimde okumakta yarar vardır. Sabah ilk kalktığınızda ve akşam yatarken okumak daha etkileyicidir. Bu okumaları en az bir ay boyunca aksatılmaksızın sürdürülmesi, yeni bilginin hücresel ve sinirsel düzeyde kodlanması için yeterli olacaktır. Zaten bunu, alacağınız sonuçlardan da açıkça göreceksiniz.

Images

İşin sırrı nedir gerçekten?

Hedeflere ulaşmak için öncelikle hedefleri iyi belirlemek gerekir. Detaylarıyla tanımlanmış, ölçülebilir, ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler belirlemek öğretilir bize.   Doğru zamanlama, yeterli kaynak sağlama, ekip ve süreçlerin tanımı da çok önemlidir tabii. Bunların hepsinin belirlenmesine rağmen, yine ulaşamayabilirsiniz hedeflerinize.

“Ahh!” Dersiniz, “Hayal kurmayı, canlandırmayı, resimlerle düşünmeyi, olmuş gibi kabul etmeyi unuttum!”  Bunları da yapın, bu imgeleri pozitif duygularla besleyin, olumlu dil kalıplarıyla anlatın. Yine de hedefleriniz gerçekleşmeyi bekleyebilir.
Eğer içinizdeki ses, sizi sürekli olarak geçmişin başarısızlıklarında, olanaksızlıklarında tutuyorsa, başarıyı hak etmediğinize dair inançlarınız varsa, korkularınız, kıskançlıklarınız olduğunuz yerde saymanıza neden oluyorsa, hedefleriniz hep hedef olarak kalacak demektir.
Öncelikle duygusal ve zihinsel prangalarınızdan, kötü anılarınızdan temizlenmelisiniz. İçsel sesinizin, zihninizin sizin hedefleriniz doğrultusunda yeniden programlanması ve motive olması buna bağlıdır. Peki bunu da yaptınız diyelim. Hedeflerinize ulaşmaya bir adım vardır hala: Eylem!
Hiçbir eyleme geçmeden, yalnızca pozitif düşünerek, çekim yasasının manyetik alanına girip bekleyerek, günlerinizi “umarak” geçiriyorsanız, yaşamınızda pek bir şey değişmeyecektir. İşin sırrı, olumlu ve resimli düşünmenin yanı sıra, doğru eyleme geçmektir!
Tabii, daha önceki düşüncelerinizin, sözlerinizin, eylemlerinizin de sonuçlarına katlanmanız gerekir. Evrende “çekim yasası” olduğu kadar, “karma” da vardır. Yani ne ekmişsek onu biçeriz.  Biz hemen, bir anda, geçmişteki eylemlerimiz ile tüm yarattığımız  etkinin “iptal” olmasını istiyoruz, bunların sorumluluğunu hiç üstlenmeden! Eh, o zaman da hayal kırıklığına uğruyoruz doğal olarak.

Eyleme geçin, eyleme geçin, eyleme geçin... Olumsuz karmik birikimlerimizi temizleyecek olan şey, olumlu eylemlerdir. Yardım etmek, aç doyurmak, hayvan kurtarmak, barışmak, affetmek, hizmet etmek... Olumlu düşünceler, sözler ve imgeler, ancak olumlu ve hedefe odaklı eylemlerle desteklendiğinde gerçeğe dönüşür. Hedeflerinize ulaşmak için, başkalarının hedeflerine yardım etmeli, yardım almaya açık olmalısınız.

Biliyor musunuz, insanı en derinden mutlu eden şey, yardım etmektir. Eyleme dönüşmüş şefkat, arınmanızın, yüce bir amaca hizmet ederek ruhunuzun yükselmesinin temelini oluşturur.  En başta hedeflediğiniz şey yalnızca maddi bir gelir ya da mal mülk ise,  çok kısa sürede bunların gerçekleşmesinin mutluluğunuza  pek de katkıda bulunmadığını görürsünüz.
Harekete geçin, şikayeti bırakın, anınızın farkında olun: Şu andaki eyleminiz hedefinize giden yolu izliyor mu? Sizi oraya bir adım daha yaklaştırıyorsa, devam edin. Sizi hedefinizden şaşırtan tüm eylemlerden vazgeçin.

Şefkat dolu yüreğiniz, eylem dolu günleriniz size sevgi ve şifa getirsin!

Gülcan Arpacıoğlu