Değerli taştan daha kıymetli olan
Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda, çok aç olan bir adamla karşılaşır. Torbasındaki yiyecekleri onunla paylaşır. Gezgin erzak çantasını açarken adamın gözü değerli taşa ilişir ve taşı kendisine vermesini ister.
Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam, başına konan talih kuşundan memnun bir hâlde aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak bir taşın sahibidir.
Birkaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır:
“Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri verip senden daha değerli bir şey almak istiyorum. Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise, ondan istiyorum.”
Adamın aradığı şey, taşın maddi değerinden daha fazlasıdır: Gezginin onu hiç tereddüt etmeden verebilmesini sağlayan cömertlik ve içtenliktir. Hikâye, vermenin mutluluğu üzerine düşünürken bize önemli bir soru bırakır: Sahip olduklarımızın ötesinde, başkalarına neler sunabiliriz?
Gönülden vermenin anlamı
Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan vardır. Gerçek vermek, kişinin yalnızca elindekilerden değil, kendinden ve özünden de paylaşmasıdır. Bu, bir armağanı değerli kılanın fiyatı değil, ona eşlik eden düşünce ve gönül olduğunu hatırlatır.
Emerson’un dediği gibi: “Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.”
Kendinden vermek ne demektir? Her şeyi bırakmak ya da sahip olduklarını düşünmeden dağıtmak değil; zamanını, dikkatini ve içtenliğini bir başkasına ayırabilmektir. Birini gerçekten dinlemek, ihtiyacı olduğunda yanında olmak veya bildiklerini paylaşmak da gönülden vermenin yollarıdır.
Paylaşmanın mutluluğu gündelik hayatta başlar
Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir. Kendinin en iyisini vermeye bugün başla. Bu düşünce, verilen her şeyin aynı biçimde geri döneceğine dair bir hesap değil; iyiliği ve cömertliği hayatın içinde yaşatma çağrısıdır. Paylaşmanın mutluluğu, çoğu zaman büyük armağanlardan değil, içtenlikle sunulan küçük şeylerden doğar.
Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver. Pozitif bakış açını paylaş, onları dinle ve onlara değer verdiğini göster. Bazen bir kişinin yanında olmak, ona ayırdığın dikkat ve zaman, maddi değeri olan bir armağandan daha anlamlı olabilir.
Yüreğindeki armağanları ver: sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ve affediciliğini. Zihnindeki armağanları da saklama; rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını ve yeteneklerini sun dünyaya. Her insanın paylaşabileceği kendine özgü bir şey vardır.
Mutluluk vermekle nasıl bulunur?
Mutluluk, yalnızca biriktirdiklerimizde değil, başkalarıyla kurduğumuz gönül bağlarında da kendini gösterir. İçtenlikle vermek, karşılığında mutlaka bir şey beklemek anlamına gelmez. Birine değer vermek, paylaşmak ve elinden geleni sunmak; hem o kişiye hem de verenin kendi yaşamına anlam katar.
Gezginin değerli taşı vermesini mümkün kılan, taşın kendisi değil, içindeki cömertliktir. Gönülden vermenin anlamı da burada saklıdır: Sahip olduklarının en iyisini ve kendinden bir parçayı, içtenlikle paylaşabilmek.