Images

Hafızayı Güçlendirme Yolları

Türkiye’de 300 bin Alzheimer hastası var. Uzmanlar bu sayının ilerleyen yıllarda daha da artacağını belirtiyor. İskoçya'daki Edinburgh Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, iyi arkadaşlara sahip olmak Alzheimer'a yakalanma riskini azaltıyor. İşte hafızayı güçlendirmenin yolları:

* Sakız çiğneyin. Sakız çiğnemek hafızanın yüzde 25 daha güçlü olmasına yol açıyor.
* Aşırı derecede alkol tüketiminden kaçının. Her gün aşırı derecede alkol tüketimi beyin hücrelerinin daha hızlı ölmesine neden oluyor.
* Haftada iki-üç kez balık tüketmeye özen gösterin.
* Sigarayı bırakın. Yapılan araştırmalara göre, tiryakilerin Alzheimer'a yakalanma riski sigara içmeyenlere göre üç kat fazla.
* Stresin beyin hücrelerini etkilemesini engellemek için düzenli olarak nefes egzersizi yapın. Sıkıldığınızda doğru nefes almaya dikkat edin.
* Gün de 5 kilometre yürüyün. Yürüyüş sadece beyni değil kalbi de koruyor. Kalp krizi geçirme riskini yüzde 40 oranında azaltıyor.
* Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya özen gösterin.
* Zekâ oyunları oynayın.
* Sevdiğiniz arkadaşlarınızla buluşun. Arkadaşlarla birlikte vakit geçirmek, Alzheimer riskini yüzde 38 oranında azaltıyor.
* Düzenli olarak B vitamini içeren brokoli tüketin.


Kaynak : www.haberturk.com
Images

Bahar Temizliği

Hep bahsediyoruz ya, iç dünyamızda ne oluyorsa dışarıda da onu gerçekleştiriyoruz diye, bu bahar iç dünyamıza bir yolculuk yapmaya var mısınız?

Yıllardır biriktirdiğimiz söylenmemiş duygular, açığa çıkmayan kızgınlıklar, öfkeler, boğazımıza düğümlenen kelimeler ve hatırlamak istemediğimiz anılar. Altlarındaki potansiyel enerjiyi görebilmiş olsaydınız, bir gün dahi geçirmezdiniz bu duygu yüklerini taşıyarak.

Anımsamak istemediğimiz, yüzleşemediğimiz her duygu, her anı enerji alanımızda bağlı durur. Kapalı, ağzı sıkı sıkı kapatılmış bir hazine sandığı gibi. Bir yandan sandığı kapalı tutmaya çalışırken bir yandan bir başkasının görmemesi için önünde dururuz. Bayağı bir enerji sarf ederiz anlayacağınız, yargılayıcı tarafımıza göre kirli çamaşırlarımızın ortaya çıkmaması için.

Evren de sürekli bu yüklerden kurtulabilmemiz için önümüze fırsatlar ya da diğer deyimiyle zorluklar çıkartır. Birisi gelir bir kelime söyler ve nedense başka bir zaman hiçbir şey hissettirmeyecek bu kelime o an canınızı yakar, öfkenizi patlatır. İçerde henüz tamir olmamış noktalar vardır, kim bilir size çocukluğunuzdan beri o kelime kaç kere söylendi ve buna yakın duyguları kaç defa hissettiniz?

Bir başkasına farklı davranan; sizin önünüze gelince hipnotize olmuş gibi, size sizin istediğiniz gibi, yani kendinizle ilgili inançlarınız doğrultusunda davranır. İlginç bir oyundur bu yüzyıllardır devam eder; belki de bizler yeni fark eder, konuşur, paylaşır olduk. Düşünsenize, kendinize dair değersizlik duygunuz varsa ve hala duruyorsa içerlerde bir yerlerde, birisi mutlaka bunu tetikleyecek bir şeyler yapacaktır. Kendisine ve evrene teşekkür etmek gerekir, bu arınmaya zemin hazırladığı için. Eğlenceli bir oyundur aynı zamanda bir kere keşfettikten sonra eskisi gibi suçlayıcı ya da kurban olamazsınız.

Karşınıza çıkan her durumda ben bunu nasıl hayatıma çektim ve benim şimdi kendimle ilgili anlamam, çözmem gereken ne dersiniz. Harikadır bunu yapmak, öğreticidir, keşif doludur. Eski bilgilerde ne vardı? Başına bir şey geldiyse ya kaderdendir ya diğerlerinden ya da tanrı bizi sınıyordur. Bu bilgi çok demode artık. Zaman tümüyle hayatımızın sorumluluğunu alma zamanı.

Kendini her gün sınayan sensin, bu hikayeyi yazan, oynayan, beğenmeyen sensin. Yeni hikaye yazacak olan da sensin, her gününü birbirine benzeten de sensin. Bildiklerimize devam edebiliriz bugüne kadar yaptığımız gibi; aldığımız sonuçlar ortada, ya da yeni bir yaklaşım deneyebiliriz, seçim sizin.

Sık karşılaştığım sorulardan biri de; ne yani şimdi her şey benim yüzümden mi, bunu mu demek istiyorsunuz bana? Benim kocam şöyle, karım böyle, annem şunları yaptı v.s.

Onlar olmasaydı ben neler yapar, neler olurdum. İşte burası en can alıcı noktalardan birisi. Başkalarını bahane ederek neleri yapmaktan, ne zaman vazgeçtin? İşte o noktayı bulup dönüştürsen, hayatının değişeceğini bilsen, bunu yapar mıydın? Aynı zamanda bu dönüşümün altında ruhsal amacının olduğunu bilsen hangi ilk adımı atardın?

Bir diğer soru da ben her gün işimi gücümü bırakıp kendimle mi uğraşacağım? Sen kendinle gerçekten ve gerçekten uğraşmaya niyet etsen ve yola koyulsan emin ol dışarıda bu kadar uğraşacağın durum kalmayacak. Her şey kendiliğinden oluvermeye, senin yolun oluşmaya, tümüyle kendin olmaya başlayacaksın. Sen bir niyet etsen kendini tanımaya, anlamaya tüm cevaplar gelecektir sana. Yeni yollar açılacak, karşına bir kitap çıkacak, birisi gelişimine katkıda bulunacaktır. İhtiyacın olan bilgi seninle buluşacaktır.

Şarkıcı mı olmak istiyordun? Yazar mı, filozof mu? Her ne ise çocukluğundaki tutkun eğer şu an onu yapmıyorsan orda açığa çıkmamış müthiş bir enerji var, bunu en kısa zamanda dönüştür, hayatına kat. Oradaki seni affet yoksa “hayatımda bir şeyler eksik duygusu” seninle olmaya devam edecek. Bölünmüş ne çok enerji var hepimizde; hepsini kullanıyor olsak neler başarabiliriz bunun sık sık hayalini kuruyorum, bu da benim hayalim.

Sen sevgisin, sevgiden yaratıldın, bunun dışındaki her olumsuz duyguyu kaynağına, özüne yani sevgiye dönüştür. O zaman dünya senin için bambaşka bir yer olur.
Alıntıdır

Images

Doğru yönetici Karı Yüzde 34 Artırır.

Patron ve yöneticilere "doğru lider, doğru kararlar" konusunda nutuk çeken ünlü beyin avcısı Claudio Fernandez Araoz’a göre böyle bir yönetici bulmak için milyon doları gözden çıkarmak gerekiyor.

Kökü çok eskilere dayanan bir şirketin yönetim kurulu başkanı büyük bir panik içinde ünlü beyin avcısıyla görüşmek ister. "Kanser oldum, ölüyorum. Büyük oğlumun benden sonra şirketi yönetebileceğinden emin olmak istiyorum" der. Adamın büyük oğlu kırklı yaşlarında, çok iyi eğitimli, şirkete emek vermiş ve sevilen bir yönetici. Beyin avcısı yeni CEO adayıyla uzun uzun görüştükten sonra babasına, "oğlunuz şirketi yönetmek için muhteşem bir aday" der ancak baba inanmaz. Beyin avcısını dürüst bir analiz yapıp yapmadığına dair uzun bir sınavdan geçirir. Sonuçta oğlunun ücret paketi üzerinde çalışır ve oğul nihayet CEO olur. Kısa süre sonra da baba vefat eder. Oğul gerçekten şirketi 10 yıl mükemmel yönetir. 50 yaşına gelince de aynı beyin avcısına gelip "Artık görevimi bırakmak istiyorum ama ailemde gerekli vasıflara sahip biri bulunmadığından dışarıdan bir profesyonel CEO bulmanız gerekiyor" der. Arjantin’de gerçekleşen bu olay şirketlerin doğru lideri bulmak için yüz yıllık gelenekleri bile bir çırpıda yıkabildiklerini gösteren iyi bir örnek. Olayı anlatan beyin avcısı Claudio Fernandez Araoz, geçen hafta doğru liderlerin nasıl bulunabileceğini anlatmak için Türkiye’deydi. Tayfun Beyazıt gibi ünlü yöneticilere doğru lider ve doğru kararların bir şirketin hayatını nasıl değiştirebileceğini anlattı. Egon Zhender Yönetim Kurulu Üyesi olan Araoz, artık yetenek bulmanın zor ve maliyetli bir iş olduğunu söylüyor.

"Adayın performansına değil, geleceğe bakın"
Araoz’a göre doğru adamı seçerken elinizdeki adayların geçmiş performanslarına bakmak yetersiz bir yöntem. Bunun yerine şirketin gelecekte nerede olmak istediğine bakmak ve ona göre bir profili liderliğe oturtmak gerekiyor. Adayın deneyim ve eğitimi kadar duygusal zekasının da o koltuğa uygun olup olmadığında büyük etkisi var. "Deneyimli ve eğitimli insanları işe alıyoruz ama empati yapmaktan yoksunlar" diyor Araoz.

Şirketin değerini artıyor
Araoz’un "Doğru Kararlar, Dogru Liderler" kitabında, şirkete uygun lideri bulmanın maliyeti ve kazandırdıkları üzerine bir formül var. Araoz, formülünü yöneticilerle paylaşıyor. Araoz’un formülünde üst düzey bir yöneticinin şirkete maliyeti 3 milyon dolar olarak belirlenmiş. En doğru ismi bulmak ise milyon dolara patlayan bir bütçe gerektiriyor. Bütün bu rakamlar çok görünse de Araoz’a göre doğru adamı liderlik koltuğuna oturtan bir şirketin yıllık karını yüzde 34 artırması işten bile değil. Araoz bunu şöyle açıklıyor: "Bir fabrikada çalışan standart işçiyle çok yetenekli bir işçinin verimlilik farkı yüzde 40’tır. Bu hizmet sektöründe bir pazarlama işiyse iki çalışan arasındaki fark yüzde 240’a çıkar, bir bilgisayar programcısıyla yüzde 1200’e kadar yükselir. İki lider arasındaki verimlilik farkını bir de siz düşünün."

"Türkler daha dayanıklı"
Üç gün boyunca Türk yönetici ve iş adamlarıyla bir araya gelen Cladio Fernandez Araoz, Türk liderlerindeki duygusal zekanın dikkat çekici olduğunu belirtiyor ve ekliyor: "Türkler uluslararası görevlere getirilmeye çok hazır. Çünkü duygusal zekaları çok yüksek. Kriz ortamında çok çabuk değişebiliyor, duruma çok çabuk adapte oluyorlar. Zorluklara karşı daha sabırlı ve dayanıklılar. Bu çok büyük bir avantaj."

Yazan : Yasemin Salih
Kaynak : www.isteinsan.com.tr
Images

Oprah Winfrey'in hayattan öğrendiği 20 şey .

çekim yasası
Amerikalı ünlü talk show sunucusu ve yüzyılın en etkili kadınlarından sayılan Oprah Winfrey, hayattan  öğrendiği ve doğruluğundan emin olduğu 20 şeyi sıralamış.
Bakın bu listede neler var ;

1. Ektiğin kadarını biçersin. Emeğin sana mutlaka aynı oranda geri döner.

2. Kendi hikayeni kendin yaz. Kimse senin senaryonu yazmasın.

3. Geçmişte birinin sana yaptığı bir kötülüğün, bugün hiçbir gücü yoktur. Ancak sen o gücü verirsen olur.

4. İnsanlar sana kendilerini nasıl tanıtıyorlarsa, önce öyle kabul et.

5. Endişelenmek vakit kaybıdır. Öyle yapacağına, endişelendiğin şeyle ilgili bir şey yapmaya harca o zamanını.

6. Neye inandığın, hayallerinden, isteklerinden ve beklentilerinden çok daha güçlüdür. Sonunda her zaman, inandığın şey oluyorsun.

7. Sadece tek bir dua edeceksen, o "çok şükür" olsun.

8. Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır.

9. Hata, seni başka yöne yönlendiren bir yol işaretidir.

10. Herkesin dediğinin aksine davranırsan, dünya yıkılmaz.

11. İçgüdülerine güven, onlar yalan söylemez.

12. Önce kendini sev. Sonra da, o sevgini her fırsatta etrafına yaymayı öğren.

13. İşini tutku yönetsin.

14. Sevdiğin şeyi yaparak para kazanmanın bir yolunu bul. O zaman her maaş, sana bonus olur.

15. Aşk acıtmaz. Çok da iyi hissettirir.

16. Her gün, yeniden başlamak için bir fırsattır.

17. Dünyadaki en zor iş, anneliktir. Ve bütün kadınlar bunu ilan etmelidir.

18. Şüphe, "-ma" ekidir. Kıpırda-ma, cevapla-ma, acele et-me.

19. Ne yapacağını bilemediğinde, sakinleş. Cevap gelir.

20. Hiçbir dert sonsuza kadar sürmez.
<<<>>> 
Yirmi madde de birbirinden önemli ve değerli.
Sekizinci maddede Winfrey, "Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır." demiş....
Muhteşem bir tespit öyle değil mi ?
Bir çoğumuz ne oranda sevilirsek, o oranda mutlu olacağımızı sanıp, aldanırız. Oysa biz ne kadar sevebilirsek, o kadar mutlu olabiliriz.
Saygılarımla,
Images

Yaratıcı zekaların Sırrı

Öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun durumu, zeka geriliğine, geçirilmiş beyin travmasına veya herhangi bir hastalığa bağlı değilse yani çocukta yazma, aritmetik, okuma ve heceleme becerileri anlamlı derecede bozulduğu halde bozukluğun nedeni zekada gerilik veya yetersiz eğitimden kaynaklanmıyorsa "Legastenik" bir çocukla karşı karşıya olabilirsiniz.

Legastenik çocuğun gelişimi normaldir ama okulda başarısızdır. Anlatılanları aklında tutamaz, herkesin anladığını anlayamaz ve kelimeleri karıştırır. Harfleri ters yazar, yazısı çok kötü ve dağınıktır, kelimeyi eksik ve yanlış yazar. Rakamların yerini karıştır, işaretleri karıştır, çarpım tablosunu öğrenemez.

Legastenik Kişilerin Özellikleri

- Teknik konularda üstün yetenekler sergileyebilir.

- Konuları karşılarındakilere sabırla, anladıklarından emin oluncaya kadar izah ederler.

- Anlatım ve izah yetenekleri gelişkindir.

- Adalet duygusu diğer insanlara oranla çok daha fazla gelişmiş olur.

- Legastenik bir insan ömür boyu sadık bir arkadaştır.

- Çok yaratıcıdırlar.

Legastenik kişiler arasında ünlü isimler de var: Thomas A. Edison, John F. Kennedy, Winston Churchill, Albert Einstein, Alexander, Graham Bell, Leonardo da Vinci, Motzhart ve Beethoven.

Psikiyatri ve Psikoterapi Uzmanı
Dr. Mehmet Çelikel
Images

Yaşlanmak Güzeldir!!!!!!

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, insanlar 50 yaşından itibaren stresten kurtuluyor, 85’te en mutlu dönemi yaşıyorlar

Londra Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre mutluluk 80'li yaşlarda başlıyor. Kişilerin yaşlandıkça olaylara ve kişilere karşı daha olumlu bir bakış açısı geliştirdiğini söyleyen Prof. Lewis Wolpert, "50'li yaşlardan itibaren kişiler, sorumluluklarından kurtulmaya başlıyor ve hayatlarındaki stres kaynakları azalıyor. Bu durum 80'li yaşlarda zirveye ulaşıyor. Kişilerin en mutlu oldukları yaşsa 85." diyor. En zorlu yaşların 20'li yaşlar olduğunu söyleyen Wolpert, kariyer ve gelecek planlarının kişiyi mutsuz ve stresli yaptığını anlatıyor. 40'lı yaşlarda insanların hayatlarına yeni bir bakış açısı katmaya çalıştıklarını söyleyen Wolpert, "Bu yaşlarda kişiler daha önce ısrarcı oldukları fikirlerinden vazgeçebiliyor, kişiliklerinde büyük değişimler olabiliyor." diyor.

Bu bir anlamda 50 yaşında bir insanın daha önce olduğu insandan tamamen farklı biri haline gelmesi demek. Amerikan Bilim Akademisi'nin katkılarıyla 341 bin kişiyle yapılan araştırmada mutluluk yaşının 85 olduğu ortaya çıktı. "Bu yaş, mutlulukta zirve noktası ancak insan 85 yaşının dinginliği ve huzurunu daha önce de yakalayabilir." diyen Wolpert, insan ömrünün uzadığını ve insanların sağlıklarına dikkat ettikleri sürece 85 yaşında da iyi görünebileceklerini söylüyor.

Kaynak : www.radikal.com.tr
Images

Her Türk sınanmak İçin Doğar!

Önce okul hayatında, sonra hayat okulunda sınanıyoruz. Okul dersleri, üniversite sınavları, kız isteme seansları, her an bir sınav. Bir zamanlar Reina, Laila gibi eğlence yerlerinin girişi bile sınav seansı gibiydi!

Şu bahar aylarında, çoğumuzun içini sınanma sıkıntısı kaplamış durumda. Bazılarımız ÖSS, bazılarımız KPSS?ye hazırlanıyor. Sınavlardaki başarı öğrenme performansına bağlı.

Ben de bu yazımda başarılı öğrenmek ve öğrenerek başarmak üzerine bazı şeyler anlatmak istedim. En başından başlayalım?

İnsanlar öğrenme konusundaki tavırlarına göre iki gruba ayrılıyorlar: gönüllü öğrenenler ve zorunlu öğrenenler!

Siz gönüllü öğrenen misiniz, zorunlu öğrenen mi?

Tahmin edeceğiniz üzere, toplumum çoğunluğu zorunlu öğrenenlerden oluşur.

Zorunlu öğrenenler, içten gelen istekle değil, dıştan zorlamayla birşeyler öğrenirler. Aslına bakarsınız onlar öğrenmez, onlara öğretilir!

Gönüllü öğrenenler ise, kendi merakını gidermek için öğrenirler. Dıştan zorlamalı disiplin ile değil içten gelen merakla hareket ederler.

Bu gruptakiler de kendi içlerinde iki gruba ayrılır. Birincisi, yararlı şeyleri öğrenmeye odaklananlar. İkincisi, sadece ?ilginç? buldukları şeylere odaklananlar.

Sadece ilginç bulduklarını öğrenenler, çok şey bilseler de, hayatta başarı gösteremeyebilirler. Çünkü dizi izleyicileri de gönüllü öğrenenler sınıfında girerler ama öğrendikleri onları geliştirmez. Öğrenilen bilgilerin ilginç olduğu kadar yararlı olması da önemlidir.

Okul hayatı bitince hayat okulu başlar.

Hayatımız iki dönemden oluşuyor: okul hayatı ve hayat okulu!

Ömrümüzün yaklaşık dörtte biri okul hayatında, dörtte üçü hayat okulunda geçiyor. Okul hayatının amacı hayat okuluna hazırlamak. Aradaki müfredat uyuşmazlığından, hayat okulunda en çok lazım olan bilgileri okul hayatında öğrenemiyoruz.

Okul hayatında öğrenmediğimiz bir kritik şey daha var. Bizler okulda ?okumayı? öğreniyoruz, öğrenmeyi değil! Oysa sınavlarda okuma yazma biliyor olmamız değil, okuduklarımızı ne kadar iyi öğrendiğimiz test ediliyor.

Nasıl okuyacağımızı öğreniyoruz ama nasıl öğreneceğimiz üzerine fazla bir şey okumuyoruz.

Diplomaların son kullanma tarihi kısalıyor

Buna karşın dünya çok hızlı değişiyor ve ?öğrenilecekler? menüsü her geçen gün yenileniyor. Artık ?hayat boyunca öğrenme? zorunluluğu var. Diplomaların son kullanma tarihi hızla kısalıyor.

Tüm bunlar, öğrenmenin uğruna fazladan çaba harcanan bir iş olmaktan çıkarılıp, bir yaşam biçimine dönüştürülmesini gerektiriyor.

Peki bu durumda ne yapmalı? Önce öğrenmeyi öğrenmeli!

Öğrenmeyi öğrenme, ?nasıl öğrenmek gerektiğini? bilerek, aktif bir şekilde öğrenmek demek. Öğrenme metotları ve süreçleri üzerine bilgilendikçe öğrenmeyi öğreniriz.

Başarılı öğrenmek ve öğrenerek başarmak
Doğru, hızlı ve kalıcı öğrenmek için uyulması gereken onlarca kural var.

Aşağıda bu kurallardan birkaçını bulacaksınız.

? Öğrenmenin bittiği andan itibaren, ilk 10 dakika içerisinde yapılan tekrar bilginin kalıcılığını artırır.

? Öğrendiklerimizin %80?ini 24 saat içerisinde unuttuğumuz düşünülmektedir. Uyku sırasında unutma süreci durur. Bu nedenle, uyumadan önce gün içinde öğrenilenlerin tekrarlanması kalıcılığını artırır.

? Bir başkasına öğretmek veya bir başkasına öğretiyormuş gibi konuyu tekrar etmek, bilginin pekişmesini sağlar.

? Yazılı özet çıkararak yapılan tekrar, derin düzeyde kavrayışı artırır.

? Okunan metinden bazı anahtar kelimeler ve veciz sözler çıkararak beyinde tutmak, çağrışımı kolaylaştırır.

? Bir bilgi beyin için yeniyse, ilk defa öğreniliyorsa, birkaç kez tekrar ile akla yerleştirmek gerekir. Ezber ilk kayıt için önemli bir gerekliliktir.

? Öğrenmenin hemen bitiminde, öğrenilen bilgi parçalarının kendi aralarındaki ve bütünle ilişkileri üzerine düşünmek, konuyu sistematik olarak kaydedip hatırlamayı sağlar.

? Beynin öğrenme öncesi bazı ?ısınma hareketleri? ile okuma sürecine hazırlanması gerekir.

? Beyin kas sistemiyle çalışmadığı için, fiziksel anlamda yorulmaz. Beynin yorgunluğu monotonluktan kaynaklanır. Uzun süre aynı tekdüze şeye odaklanan beyin gücü yorulur ve zayıflar.

? Unutmayın ki,(B)ilgi beş harflidir, beşte dördü ilgidir!

Son olarak öğrenme konusunda Konfüçyüs?ün bilgece bir sözünü hatırlatmak
isterim: ?Düşünmeden öğrenmek gereksiz, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir?

Yazarın "Kesintisiz Öğrenme" kitabından özetlenmiştir.
Yazarı : Mümin Sekman
Kaynak : www.muminsekman.com