ankara kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Kendimizi Hangi Konularda Küçültmeye Çalışıyoruz

Yaşamımızda sık yaptığımız hatalardan biri, sahip olduğumuz yeteneklere sahip çıkmak yerine birilerini kendimizden üstün tutup kendimizi küçültmektir. Kendini küçültmek bazen alçakgönüllülük ya da saygı gibi görünür. Oysa bir başkasının değerini kabul etmekle, kendi değerimizi yok saymak aynı şey değildir.

Birilerini olduğundan daha büyük gösterirken kendimizi olduğumuzdan daha küçük hâle getirmek, kendi kalemize gol atmaktır. Çünkü bu tutum yalnızca o anki düşüncemizi değil, gelişmek için atacağımız adımları da etkiler. Yeteneklerimizi görmezden gelir, denemekten vazgeçer ya da eksiklerimizi aşılmaz engeller gibi anlatmaya başlayabiliriz.

Images

Lütfen, Virüsü Rahat Bırakın, Fiziksel Dünyada Kalsın

Virüs olayı ortaya çıktığından bu yana spiritüel âlemde virüsle ilgili enerji ve spiritüel çalışmalar çoğaldı. Her gün farklı bir yerde, farklı bir platformda bu tür çalışmalar yapılıyor. Benim bakış açıma göre burada üzerinde düşünülmesi gereken bir konu var: Fiziksel dünyaya ait bir olayı zihinsel ya da soyut çalışmalarla ele almak, meseleyi çözmek yerine daha karmaşık hâle getirebilir.

Virüs enerji çalışması ve fiziksel dünya ayrımı

Öncelikle fiziksel dünya ile soyut dünya arasındaki ayrımı iyi yapmak gerekiyor. Olayın temelinde virüs, fiziksel bir olgudur. Bu nedenle virüsle mücadelede fiziksel tedbirler ve hijyen önem taşır. Virüs için spiritüel çalışma yapılmalı mı sorusunu sorarken, bu çalışmaların fiziksel önlemlerin yerine geçemeyeceğini de unutmamak gerekir.

Virüsün de enerjiden oluştuğu düşünülebilir. İnsan zihninin enerjiyi yönetme kabiliyeti nedeniyle enerji tarzı çalışmaların ona etki edebileceğine inananlar olabilir. Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta, zihnin kurduğu bağlantıların virüsü ortadan kaldırmak yerine konuyu daha karmaşık ve kalıcı bir düşünce hâline getirebileceğidir. Bu, benim kişisel bakış açım ve yazının temelindeki düşüncedir; virüsün zihinsel çalışmalarla çoğaldığına dair bilimsel bir iddia değildir.

virüs enerji çalışması

Zihnin dikkati ve “pembe fil” örneği

İnsan beyninin çalışma biçimi ilginçtir. Birine “Pembe fili düşünme” dediğimizde, zihin önce pembe fili düşünür; ardından onu zihinden uzaklaştırmaya çalışır. Yani onu yok etmeye uğraşmanın ilk adımı, onu düşüncede canlandırmaktır.

Virüsü yok etmeye yönelik bir enerji çalışmasında da odağın sürekli virüste kalabileceğini düşünüyorum. Zihin, yok etmeye çalıştığı şeyi tekrar tekrar gündeme getirir; ardından ona yeni anlamlar ve bağlantılar ekleyebilir. Benim kaygım, bu yaklaşımın virüsü fiziksel olarak etkilediği değil, virüs etrafındaki düşünce ve korkuyu zihinde büyütebilmesidir.

Fiziksel bir olaya fiziksel açıdan yaklaşmak ve gerekli hijyen tedbirlerini almak, virüsün yayılma imkânını sınırlamaya yönelik somut bir tutumdur. Zihni sürekli virüsü düşünmeye çağırmak ise dikkatimizin ve kaygımızın aynı konu çevresinde dönmesine yol açabilir. Bu nedenle fiziksel dünya ile zihinsel dünya arasındaki neden-sonuç ilişkisini kurarken aceleyle bağlantılar yaratmamaya dikkat etmeliyiz.

Canlılar, değişim ve neden-sonuç ilişkisi

Dünya üzerinde farklı formlarda pek çok canlı bulunuyor; virüsler de bunlardan biri. Canlıların yaşamlarını sürdürme biçimleri ve değişimleri, insanların bir düşünceye inanıp inanmamasından bağımsız olarak devam ediyor. A düşüncesine inansak da B düşüncesine inansak da canlılardaki değişim sürüyor. Önce bu durumu anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Yaptıklarımızın gezegendeki değişime doğrudan ya da dolaylı etkisi olabilir mi? Olabilir de, olmayabilir de. Virüslerin ve diğer canlıların yaşam mücadeleleri ile değişimlerini tek bir nedene bağlamak doğru olmayabilir. Geçmişte olduğu gibi bugün de değişim yaşanıyor; gelecekte de devam edecek. Bu yüzden fiziksel dünya ile zihinsel dünya arasında yanlış neden-sonuç bağlantıları kurmamaya özen göstermeliyiz.

virüs enerji çalışması

Virüs korkusu ve kaygı nasıl azaltılır?

Virüs ve spiritüel çalışmaların bir kısmı, insanların endişe ve kaygılarını gidermek amacıyla yapılıyor. Ancak “Virüs çok tehlikeli ama sakın endişelenme, sakın kaygılanma” gibi ifadelerle sürekli virüsün hatırlatılması, bazı kişilerde korkuyu yatıştırmak yerine yeniden gündeme taşıyabilir. Benim düşünceme göre korku ve kaygı, virüsün kendisinden daha zor yönetilebilir hâle gelebilir.

Bu nedenle virüsle ilgili enerji ve spiritüel çalışmaların virüsü etkileyeceği ya da ortadan kaldıracağı düşüncesiyle hareket etmemek gerektiğini savunuyorum. Kaygıyı azaltmak isteyenler, kendilerini iyi hissettiren sakinleştirici olumlamalardan yararlanabilir. Olumlamalar fiziksel tedbirlerin yerine geçmez; sadece zihni sakinleştirmeye yönelik kişisel bir araçtır.

“Lütfen, virüsü rahat bırakın, fiziksel dünyada kalsın.”

Olayı daha fazla karmaşık hâle getirmeyin. Fiziksel tedbirlerinizi alın; endişe ve kaygılarınız içinse size iyi hissettiren, sakinlik veren cümleler kullanın:

  • Zihnimde huzur, sakinlik ve dinginlik hâkim.
  • Her şey yolunda. Güvendeyim.

Bunlar zihni sakinleştirmeye yardımcı olabilecek olumlamalardır. Kendinizi iyi hissettirdiğini düşünüyorsanız tekrarlayabilirsiniz.

Bundan daha iyi nasıl olur?
Başka neler mümkün?

Halis ŞAHİNER


Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için kitaplarımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

virüs enerji çalışması

Kontrol Sende - Çekim Yasası ve Bilinçaltı Dönüşüm Rehberi Kitabı - 2019 - 2 nci Baskı

KONTROL SENDE
İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN
Çekim yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi
Düzenlenmiş İkinci Baskı

virüs enerji çalışması

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

Daha İyi Bir yaşam için
BİLİNÇLİ YARATMA SANATI

Kitapları Temin İçin: cekimyasasi@hotmail.com
Tel/Whatsapp: 0 553 06 00 464
www.halissahiner.com

Images

Para Daha Büyük Şeyleri Yaratmak İçin Bir Araçtır.



“Eşim yeterince para kazanmıyor, para kazanması gerekiyor” gibi paraya dair bir bakış açısına sahipseniz, bu fenomence çalışıyor mu? Yoksa bu gerçeklikle mi çalışıyor? Bu bir gerçeklik! Ve soru ne; "O yeterince para kazanmıyor?" Bu bir soru değil! Bir soru “Kendisinin mümkün olduğunu düşündüğünden çok daha fazla para yaratmada ona nasıl yardımcı olabilirim?” ya da “Onu para yaratmada ilham kaynağı olarak nasıl daha çok yaratabilirim?” Olurdu. İnsanları onun dışına çıkartırsan, ilham alırlar. İnsanların bir şeyler yapmasını sağlamaya çalışma. Yaptıklarının dışına çıkartın ve "Daha fazlasına sahip olmalıyım" diyecekler.
“O yeterince yapmıyor”, “Onlar yeterince yapmıyorlar”, “Onlar katkıda bulunmuyorlar”, “Onlar değil, değiller, onlar.. " Bu fenomenlik değil. Bu realitenin deliliği budur. Bu realitenin çıldırmış olduğunu fark ettin mi? Eğer bir fenomenseniz, kolaylıkla bu gerçekliğin ötesine geçebilirsiniz. Sizi götüreceğim yer burası. Bu benim hedefim. Eğer yaparsan, iyi ve yapmazsan, o zaman gider McDonald's'ta çalışırsın. 
Images

Hayatımızı Kendimize Adamak: Kendine Öncelik Vermek

Temel atıf hatası, insanların davranışlarını dışsal ve durumsal koşullardan çok içsel sebeplere bağlama; çevresel faktörlerin rolünü gözden kaçırma eğilimidir. Peki, temel atıf hatası nedir diye kendi yaşamımızdan örneklerle düşündüğümüzde neleri fark edebiliriz?

Yaşamımızın birçok alanında, bizim dışımızda gelişen durumları ayırt etmek yerine kendimizi sorumlu tutacak ya da yargılayacak bir şeyler bulabiliriz. İyi insan olmak için bunları yapmamız gerektiğini düşünebiliriz. Başkalarının davranışlarını ve seçimlerini de kendi sorumluluğumuz gibi görüp onların yerine çözmeye çalışabiliriz.

kendine öncelik vermek

Üç çeşit iş: bize, başkalarına ve Yaratana ait olan

Olanı Sevmek kitabında Byron Katie’nin iş için yaptığı tanım şöyledir: Dünyada üç çeşit iş vardır; bize ait olan, başkalarına ait olan ve Yaratana ait olan. Üzerinde kontrol sahibi olduğumuz şey, bize ait olandır.

Burada yaptığımız hata, başkalarına ait durumları ya da Yaratana ait işleri düzeltmeye çalışmaktır. Başkalarının seçimlerini, davranışlarını veya yaşamlarında olup bitenleri kendi kontrolümüzde tutmaya uğraşırken kendi hayatımızı ıskalayabiliriz. Sonra da kendi hayatımızı yaşayamadığımız için yakınırız.

Başkalarının sorumluluklarını üstlenmek çoğu zaman iyi niyetle yapılır. Ancak kendimize şu soruyu sormak önemlidir: Bu gerçekten benim işim mi, yoksa başkasına ya da benim kontrolüm dışındaki bir duruma mı ait? Sınırı fark etmek, başkalarını önemsemekten vazgeçmek demek değildir. Kendi payımıza düşenle başkasının payını ayırt etmeye başlamaktır.

Kendine öncelik vermek nereden başlar?

Bu durumun ötesine geçmek için ilk adım, günlük hayatımızdaki önceliklerin farkına varmaktır. Kendine öncelik vermek, her şeyi bırakıp yalnızca kendini düşünmek değil; kendi sorumluluklarını, ihtiyaçlarını ve yaşamını da önemsenecek bir yere koymaktır. Başkalarının işlerini takip etmeye ayırdığımız zamanı ve dikkati fark ettiğimizde, kendi hayatımıza ne kadar alan bıraktığımızı da görebiliriz.

Kendi hayatını yaşamak istiyorsan, gün içinde hangi işlere “evet” dediğine ve bunların kime ait olduğuna bakabilirsin. Her şeyi kontrol etmeye çalıştığında neyi garanti altına almak istiyorsun? Başkalarının yapabileceği şeyleri onlar adına üstlenmek sana ne sağlıyor? Bu soruların hemen bir cevabını bulmak zorunda değilsin; kendine dürüstçe sormak bile önceliklerini görmene yardımcı olabilir.

Günlük yaşamınızda ne kadar kendinize ait olmayan, sizin sorumluluğunuzda bulunmayan işleri takip ediyor ve kendi sorumluluğunuza alıyorsunuz?

Images

Kimsenin Çözemeyeceği Sorunlara Sahip Olmak

Kimsenin çözemeyeceği sorunlara sahip olmak

Yaşamımızda yaptığımız şeylerden biri de kimsenin çözemeyeceği sorunlara sahip olmaya çalışmaktır. Bazen mevcut durumumuzu korumak, bazen de yapmadığımız bir şey için mazeret bulmak amacıyla böyle sorunlara tutunuruz.

Bu, bizim arka acil çıkış kapımızdır. Sorumluluk almaktan ya da bir adım atmaktan kurtulmamızı sağlar. Çözülemeyen sorunlar, harekete geçmemek için kullandığımız bir açıklamaya dönüşebilir; sorunları bahane olarak kullanmak, bulunduğumuz yerde kalmayı kolaylaştırır.

Sorunlardan kaçınma bize ne sağlıyor?

Bir sorunu çözüme kavuşturmak yerine onun çözümsüz kalmasına tutunmak, bizi konfor ve güvenli alanlarımızda tutabilir. Fakat bu sırada seçeneklerimizi de daraltıyor olabiliriz. Yaşamımızdaki yaratımların gerçek kaynağının kendimiz olduğunu görmezden gelerek, hangi düzen noktalarında kendimizi kısıtlıyor ve kilitliyoruz?

Yaşamınızda sizi adım atmaktan alıkoyan kaç tane, kimsenin çözemediğini düşündüğünüz sorun var? Çözülemeyen sorunlara sahip olmak hayatınızda ne yaratıyor? Bir sorunu çözmektense onu taşımayı daha önemli kılan şey ne olabilir?

Images

Ben Değersizim Hipnozundan Nasıl Çıkabiliriz?

Değersizlik İnancı ve Değersizlik Hissi

Birçoğumuzun yaşadığı bir duygudur: “Kendimi değersiz hissediyorum, ben değerli değilim.” Bu düşünce, zamanla hayatımızdaki pek çok şeyi açıklamak için kullandığımız bir inanca dönüşebilir. Kendimizi değerli hissetmek için farklı yollar ararız. Kimimiz pahalı elbiseler alır, kimimiz hiç kullanmayacağı özelliklere sahip bir telefona binlerce lira öder. Kimimiz parayı hayatının en önemli şeyi hâline getirir; kimimiz de normalde birlikte olmayacağı bir kişiyi, kendisine söylenen yalanlara rağmen hayatında tutar.

Bu davranışların ortak noktası, içimizde eksik hissettiğimiz bir şeyi dışarıdan tamamlamaya çalışmamızdır. Fakat dışarıdan gelen ilgi, eşya ya da başarı, değersizlik hissinin kaynağını tek başına açıklamaz. Önce “Ben değersizim” düşüncesinin bizim için ne anlama geldiğini ve hangi beklentilerle beslendiğini fark etmek gerekir.