Yaşamımızda yaptığımız şeylerden biri de kimsenin çözemeyeceği sorunlara sahip olmaya çalışmaktır. Bazen mevcut durumumuzu korumak, bazen de yapmadığımız bir şey için mazeret bulmak amacıyla böyle sorunlara tutunuruz.
Bu, bizim arka acil çıkış kapımızdır. Sorumluluk almaktan ya da bir adım atmaktan kurtulmamızı sağlar. Çözülemeyen sorunlar, harekete geçmemek için kullandığımız bir açıklamaya dönüşebilir; sorunları bahane olarak kullanmak, bulunduğumuz yerde kalmayı kolaylaştırır.
Sorunlardan kaçınma bize ne sağlıyor?
Bir sorunu çözüme kavuşturmak yerine onun çözümsüz kalmasına tutunmak, bizi konfor ve güvenli alanlarımızda tutabilir. Fakat bu sırada seçeneklerimizi de daraltıyor olabiliriz. Yaşamımızdaki yaratımların gerçek kaynağının kendimiz olduğunu görmezden gelerek, hangi düzen noktalarında kendimizi kısıtlıyor ve kilitliyoruz?
Yaşamınızda sizi adım atmaktan alıkoyan kaç tane, kimsenin çözemediğini düşündüğünüz sorun var? Çözülemeyen sorunlara sahip olmak hayatınızda ne yaratıyor? Bir sorunu çözmektense onu taşımayı daha önemli kılan şey ne olabilir?
Hikâyelerimiz olmadan kim olurduk?
Yaşamımızı yöneten kaç tane bozulamaz kuralımız var? Bu kuralları ve hikâyeleri sorgulamak, onlara bağlı kalmadan da başka bir seçeneğin mümkün olup olmadığını görmemize yardımcı olabilir. Sorumluluk almaktan kaçınmak yerine, kendimize şu soruları yöneltebiliriz:
- Hikâyelerimiz olmasaydı kim olurduk?
- Nasıl bir hayatımız olurdu?
- Kimsenin çözemediği bir soruna sahip olmayı, onun çözüme kavuşturulmasından daha önemli kılan şey ne?
- Daha başka neler mümkün?
Bu soruların hazır cevapları olması gerekmiyor. Önemli olan, sorunları yalnızca değişmez birer engel gibi görmek yerine, onları sürdürmenin bize ne sağladığını fark etmeye açık olmak. Belki de bir sonraki adım, çözülemeyen sorunların arkasına saklanmadan, yaşamımızda başka nelerin mümkün olabileceğini sormaktır.
Halis Şahin


0 yorum: