Evrenin yasalarını anlamak ve refah içinde yaşamak üzerine bu bölümde, bilinçaltı yasaları yaklaşımının üç temel düşüncesi öne çıkıyor: inançların onaylanması, bastırılmış duyguların açığa çıkması ve suçluluk duygusuyla ilişkilendirilen ceza beklentisi. Bunları kesin ve kaçınılmaz sonuçlar olarak değil, kişinin kendi inançlarını ve seçimlerini fark etmesine yardımcı olabilecek bir bakış açısı olarak değerlendirmek gerekir.
- Bilinçaltımız inançları onaylamak için çalışır – Onaylama Yasası
Bu yaklaşıma göre bilinçaltı, kişinin benimsediği inançları destekleyen deneyimlere yönelmesinde etkili olur. Örneğin, “Zengin olma şansım ancak piyangodan para kazanmakla mümkün” diye düşünüyorsanız, başka yolları görmezden gelebilir ya da bu inancı destekleyen örneklere daha çok dikkat edebilirsiniz. Üstelik “Piyangoyu kazanmak çok zordur” inancı da buna eklenirse zengin olma ihtimalini zihninizde daha baştan rafa kaldırabilirsiniz.
İlişkilerde de benzer bir örnek düşünülebilir. “Erkeklere ya da kadınlara güven olmaz” inancına sahip olduğunuzda, karşınızdaki kişileri bu düşüncenin merceğinden değerlendirebilir; güven vermeyen davranışlara odaklanabilir veya size uygun olmayan kişileri tekrar tekrar seçebilirsiniz. Buradaki temel nokta, bilinçaltının dış dünyayı sihirli biçimde düzenlediğini kanıtlamak değil; inançların neye dikkat ettiğimizi, hangi seçimleri yaptığımızı ve yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımızı etkileyebileceğini fark etmektir.
“Bilinçaltı inançları hayatı nasıl etkiler?” sorusuna bu çerçeveden verilecek yanıt şudur: İnançlar, olasılıkları değerlendirme biçimimize ve tekrarlayan seçimlerimize yön verebilir. Bir deneyim de mevcut inancı doğruluyor gibi algılandığında, o inanç daha da sağlamlaşabilir. Bu yüzden kendinize şu soruyu sormak önemlidir: Yaşadığım durum gerçekten inancımı mı doğruluyor, yoksa ben yalnızca inancıma uyan tarafları mı görüyorum?
Bunun gibi birçok örnek verilebilir. Temelde anlatılan süreç, kişinin kendi inançlarını fark etmesi ve onları sorgulamadan doğru kabul edip etmediğine bakmasıdır. İnançları tanımak, her düşünceyi hemen değiştirmek anlamına gelmez; önce hangi varsayımların seçimlerinizi etkilediğini görmenizi sağlar.
- Bilinçaltı bastırılmış duyguları açığa çıkarmak için çalışır – Baskılama ve Açığa Çıkma Yasası
Bilinçaltı bastırılmış duyguları nasıl açığa çıkarır?
Bu yaklaşıma göre bastırılan duygular rüyalarda simgeler aracılığıyla görünür hâle gelebilir; ancak anlatı bununla sınırlı değildir. Kişi, geçmişte görmezden geldiği bir korkuyla yüzleşebilir ya da bastırdığı bir yönünü hatırlatan deneyimlerle karşılaşabilir. Buradaki düşünce, duyguyu fark etmeden yok saymanın onu anlamayı güçleştirebileceğidir. Bir duygunun ortaya çıkması, mutlaka belirli bir olayın yaşanacağı veya kişinin o duygu doğrultusunda davranacağı anlamına gelmez.
Örneğin birinden çok hoşlandığınızı ve eşinizi aldatmayı düşündüğünüzü; sonra ahlaki nedenlerle bu düşünceden vazgeçip duyguyu bastırdığınızı varsayalım. Metindeki yaklaşıma göre bu bastırılmış duygu, benzer insanları veya olayları tekrar tekrar gündeminize getirerek kendini fark ettirmeye çalışabilir. Bu, aldatmanın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, duyguyu inkâr etmeden ne anlattığını anlamak ve davranışlarınızı bilinçli biçimde seçmektir.
Duyguları anlamak, her isteği uygulamak ya da onu haklı çıkarmak demek değildir. Duygunun varlığını kabul etmekle ona göre hareket etmek farklı şeylerdir. Bu nedenle yapılabilecek şey, duyguları bastırmadan fark etmek, sonuçlarını düşünmek ve kontrollü bir biçimde dönüştürmektir. Bastırılmış duygularla çalışırken amaç, onları yargılamak değil; hangi ihtiyaç, korku veya çatışmayla bağlantılı olduklarını anlamaya yaklaşmaktır.
Suç ve Ceza: Suçluluk duygusu bilinçaltını nasıl etkiler?
Gelelim bilinçaltıyla ilgili önemli bir diğer kavrama: suç ve ceza. İşte size temel bir ilke:
Hiçbir suç cezasız kalmaz, tabii siz suçlamayı kabul ederseniz…
Bu söz, kişinin neyi suç saydığına ve o davranışla ilgili nasıl bir inanç taşıdığına dikkat çekiyor. Çocukken yanlış bir şey yaptığımızda cezalandırılmış, ailemiz tarafından bazı tehlikeler konusunda korkutulmuş olabiliriz. Zamanla “Bir suç işlersem bedelini öderim” düşüncesini öğrenip içselleştirebiliriz. Ancak herkesin yanlış veya suç kabul ettiği davranışlar aynı değildir. Bu nedenle kişinin kendi değerleri ve inançları, yaşadığı durumu nasıl anlamlandırdığında önem kazanır.
Örneğin annesini huzurevine göndermeyi doğal ve doğru bulan biri bu kararı suçluluk duymadan verebilir. Annesine kendisinin bakması gerektiğine, huzurevine göndermenin çok kötü bir davranış olduğuna inanan başka biri ise aynı kararı verdiğinde yoğun bir suçluluk yaşayabilir. Özgün metindeki örnek, aynı eylemin iki kişi tarafından farklı biçimde deneyimlenebileceğini anlatıyor. Bu, bir kişinin hastalanmasının ya da işini kaybetmesinin suçluluk yüzünden kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez; asıl vurgu, içsel inançların kişide ceza beklentisi yaratabilmesidir.
“Bilinçaltı suçluluk duygusunu nasıl etkiler?” sorusunu bu çerçevede ele aldığımızda, suçluluk duygusunun kişinin kendisini yargılamasına ve yaptığı seçimi sürekli bir bedel ödemesi gerekiyormuş gibi yorumlamasına yol açabileceği söylenebilir. Onaylama Yasası’yla bağlantı da burada kurulur: Kişi “Hiçbir suç cezasız kalmaz” inancını taşıyorsa, yaşadığı olumsuzlukları bu inancın kanıtı gibi görebilir. Bu nedenle suçluluk duygusunu fark etmek, neyin gerçekten kişinin değerleriyle çeliştiğini ve neyin öğrenilmiş bir ceza beklentisi olduğunu ayırt etmeye yardımcı olabilir.
Aynı düşünce para konusunda da karşımıza çıkabilir. “Para sadece hırsızlarda olur” ya da “Harama karışmadan çok para kazanılmaz” gibi inançlarınız varsa, çok para kazanmayı ahlaki bir suç gibi algılayabilirsiniz. Özgün yaklaşımda, bu tür bir inancın kişiyi zenginlik karşısında suçluluk ve bedel ödeme korkusuna sürükleyebileceği anlatılıyor. Burada dikkat edilmesi gereken, maddi bir sorun yaşandığında bunu otomatik olarak bilinçaltının cezası saymak değil; para ve suçlulukla ilgili hangi inançların kararlarınızı etkilediğini sorgulamaktır.
Bilinçaltı yasaları üzerine bu bölümün ana mesajı, kişinin inançlarını, bastırdığı duyguları ve suçluluk yargılarını fark etmesidir. Unutmayın: “Hiçbir suç cezasız kalmaz” düşüncesinde belirleyici olan, sizin neyi suç kabul ettiğinizdir; bu yüzden önce kendi inançlarınızı tanımak gerekir.
Kaynak: www.reikiturk.com


Hocam merhaba bu konuda farklı kaynakları bizimle paylaştığınız için size teşekkür ediyorum kafama takılan bi konu var yardımcı olursanız çok sevinirim suç ve ceza örneğinde ki huzur evi olayında yaptığımız davranıştan dolayı vicdan duygusu hissetmezsek cezada çekmeyiz diyor burada bi tuhaflık yok mu yani bi insan birine kızıp kendince haklı sebeblerden dolayı kötü şeyler yapıp sonrada bundan dolayı hiç suçluluk duygusu hissetmeyecek kadar vicdanı susmuşsa bu hareketinden dolayı cezalanmayacaktır diyor bu yasa yani kendini suçlu görmüyosan ne yaparsan yap cezanda yok diyor birde aynı hocamızın evrenin diğer yasası neden-sonuç ilişkisinden bahsederken de ne olursa olsun yaptıklarının sonucuna katlanırsın diyor bu iki yasa birbiriyle çakışmıyor mu bizim inancımızda da kötülük yapanı Allaha havale edip yaptığı kötülüğün er yada geç karşısına çıkacağına inanırız umarım kafa karışıklık sebebimi anlatabilmişimdir şimdiden tşkler…
YanıtlaSilBurada önemli olan yaptığın işi suç olarak tanımlayıp tanımlamamakta. Tamamıyla zihinsel bir olay bu. Doğrudur yada yanlıştır bu kişiye göre değişir. Ancak bazı evrensel durumlar hariç olabilir yaptığınız davranıştan dolayı birisi haksız yere zarar görmüşse inanç sistemine göre cezalandırılması gerekebilir. Kuran'da Allah'ın günah olarak tanımladığı bazı durumlar gibi "haksız yere bir cana kıymak. " gibi
YanıtlaSil