Images

Özlü Sözler

• Yeterince sevginiz varsa dünyada ki en mutlu ve en güçlü insan olursunuz. DR. Emmet Fox
• Hata değil çare bulun. Henry Ford
• Annem Help, "Herkesin kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Yaradanın sana verdiğiyle en iyisini yapmalısın" derdi. Forrest Gump Filminden
• Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Clıff Clavın, Cheers
• Başkalarına yardımcı olmak için elinize her zaman büyük fırsatlar geçmez, ama küçük fırsatlar hergün çıkar. Sally Koch
• Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen de odur. C.S. Lewıs
• Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Plato

• "Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?" Yanıt anında geldi. "Acı çekmek." Albert Camus, Veba

• İnsan yaşamanın amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir. DR. Albert Schweıtzer

• Kendinizi tanıyıp ifade etmek onu inkar etmekten çok daha kolaydır ve başarırsanız lidelikte ödüllendirilirsiniz. Warren Bennıs

• Bir değişim, bze gelişme fırsatını sağlayacak olan bir sonraki değişime yol açar. Vıvıen Buchen

• Başarıya ulaşıp sıcrama yapan bireyler, aynı zamanda değişimin ustaları olacaklardır. R. Kanter

• Başkası düştü mü, "çürük tahtaya basmasaydı" deriz. Kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikayet ederiz. Cenap Şehabettin

• Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. Sydney Smıth

• Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke

• Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard

• Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez. A. Eınsteın

• Bilgi, tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi alınıp satılamaz, sadece bilgiyle yaratılanlar alınıp satılabilir. P.Drucker

• Hayatta rasladığım herkes, bir bakımdan bana üstüdür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim Emerson

• İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A. Toffler

• Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşısındakilerinin anlayabiceği kadardır. Mevlana

• İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Yunus Emre

• Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve maceraperest yapar. Bacon

• Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir. Molıere

• Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. Rudyard Kıplıng

• Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır. Athea Gıbson

• En sıradan iş bile büyük başarılar getirme potansiyeline sahiptir. H.Jackson Brown

• Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır. La Rochefoucauld

• Okunu hedefden öteye atan okcu, okunu hedefe ulaştıramayan okcudan daha başarılı değildir. Motnagıne

• Para asıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker. Chamfort

• Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi davranmamalıdır. Vauvenaroues

• Başarı isdediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir. Brown

• Büyük aşkların ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma. Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok sevmişse, başarıyı yakalamış demektir. Bessıe Anderson Stanley

• Ders alınmış başarısızlık başarı demektir. Malcom S. Forbes

• Başarı insana belki çok şey öğretmez, fakat başarısızlık çok şey öğretir. Çin Atasözü

• Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar. Germaın Martın

• Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. Saınt Exupery

• İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Andre Gıde

• Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. Eflatun

• Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. Cıcero

• Ya başlamamalı, ya daa bitirmeli. Ovıdıus

• Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur. Victor Hugo

• Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali

• Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir. G. Gracıan

• Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olamk şartdır. Balzac

• Hiçbir şeye cesaret etmeyen, hiçbir şeye beslemsin. Schıller

• Bilgi insanı şüpheden, iyiylik acı çekmekten, kararlı olmak korkutan kurtarır. Konfüçyus

• Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefelerini bastırmayan insan pek enderdir. Byron Langenfeld

• Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğünün küçüklük olduğunu bilir. Andre Mauroıs

• "Bundan yirmi yıl sonra yapyınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın hayal edin ve keşfedin." Mark Twaın

• İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. Rene Descartes

• İnsan beyni sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer. A. R. Wallece

• Hayal gücünden daha önemlidir. Albert Einstein

• Yapacağın ilkşeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Moorison

• Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings

• En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır. C. Floru

• İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spencer

• Vücutlarımız bahcemizdir... Niyetlerimiz de bahcıvanımızdır. William Shakesreare

• Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson

• Gülümseyin: öyle samimi ve sıcakolun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia

• Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. Robert Collier

• "Vereceğimiz bilinçli komutlarla beyin merkezlerimizi geliştirebilecek, böylece şimdilerde düşleyemeyeceğimizi kullanabileceğiz". DR. Frederic tilney

• "Harukulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır." Barton

• Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil

• İnsanlar arasında fark ufaktır. Ancak bu ufak fark büyük farklılığa yol açar. Ufak farklar tutumlardır. Büyük farklılık ise bu tutumun olumlu veya olumsuz olduğudur. C.Lement stone

• "Ben hayatımın hiçbir anında karamsallık nedir tanımadım." M. Kemal Atatürk

• "Güzel bir düşünce de ibadet sayılır." Ahmet İbşihi

• Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Gaulle

• Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins

• "Yapmak istediğin herşeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararıda mutlaka gerçekleştir. Benjamin Franklin

• "Kişinin geleçe dönük umutları şimdiki gücünün kaynağıdır." Maxwel

• "Bilinçlik potansiyeli, insan tarafından henüz keşfedilmemiş, en son ulaşılabiliecek alan olarak kalmıştır. Henüz keşfedilmemiş bir ülke gibidir."

• Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger

• "İnsan yalnız tek bir şey istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz." Andre Gide

• "Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklımızı başımızdan alırdık. Thomas Edison

• "Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir." Thomas Edison

• "Yetenekler ortaktır; herkes onlara sahiptir ama nadir olan yeteneklerimizin bizi götürdüğü yere gitme cesaretidir." Anonim

• Allah´a dayan, sa´ye sarıl, hikmete ram ol... yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. Mehmet Akif Ersoy

• Eğer sizde deha varsa çalışkanlık bunu inkişaf ettirir. Eğer yoksa onun yerini doldurur. Reynolds
• "Gerçek başarı başarısızlık korkusunu yenebilmektir." Sweeney

• "Ne geçmiş vardır ne gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır." A. Cowley


• Kaynak : www.kisiselbasari.com
Images

Bakış Açısı

New York'un düşük kiraları yüzünden sanatçılarla dolu olan Greenwich Village'ında üç katlı bir binanın en üst katındaydı Sue ve Johnsy'nin stüdyoları. Amerikanın 2 ayrı ucundan gelen kızlar bir lokantada tanışmış ve ortak sanat zevkleri oldugunu anlayınca ortak bir ev tutmaya karar vermişlerdi. Bu olay Mayıs ayındaydı.Kasım ayında ise bölgeye doktorların zatürree adını verdiği soğuk bir yabancı gelip buz gibi parmaklarıyla orayı burayı yoklamaya başlamıştı. California rüzgarlarıyla kanı sulanmış ufak tefek, ince yapılı bir kızcağız olan Johnsy'yi de yatağa sermişti. Zavallı kızcağız demirkaryolasına yatmış, yandaki evin tuğla duvarlarını seyrederek kıpırdamadan yatıyordu doktor geldiğinde. Doktor kır kaşlarını sağa sola oynatarak Sue'yu koridora çağırdı.

"Kurtulması için onda bir olasılık var," dedi. "O da içinde yaşama isteği varsa. Doğrusunu istersen mezarcının tarafını tutan insanlar tibbi komik duruma düşürüyor. Sizin arkadaşınız da kendini iyileşmeyeceğine inandırmış. Aklına takılan birsey mi var acaba?" Napoli körfezinin resmini yapmak isterdi," dedi Sue.

"Ben bir erkeği kastetmiştim."

"Erkek mi? Yo hayır doktor, erkek falan yok."

"O halde zayıf düştü demek. Bilimin bana verebileceği herseyi yapacağım. Ama hastalarım cenazelerine elecek arabaları saymaya başladı mı umudumu yüzde elli keserim. Eğer ona kış modası konusunda bir soru sordurtabilirseniz şansı yüzde yirmiye yükseltiriz."

Sue eve dönünce bir süre doya doya ağladıktan sonra resim tahtasını kolunun altına yerleştirdi ve ıslık çalarak Johnsy'nin odasına girdi. Johnsy yüzünü pencereye çevirmiş hiç kımıldamadan yatıyordu. Sue arkadaşının uyuduğunu sanarak ıslığı kesti. Sonra bir dergide yayınlanacak hikaye için resim yapmaya başladı. Biraz sonra duyduğu bir mırıldanma ile yatağın başına koştu. Johnsy'nin gözleri pencereden dışarı bakıyor ve geriye doğru sayıyordu.

"On iki," dedi, biraz sonra, "On bir," sonra sıra ile "dokuz, sekiz, yedi."

Sue meraklanarak dışarı baktı. Ortada sayılacak ne vardı ki.? Çıplak ve iç kapayıcı bir avlu ve beş metre ilerdeki evin dümdüz tuğla duvarı. Kökleri çürümüş yaşlı bir sarmaşık duvarın yarısına kadar anca tırmanabilmişti. Sonbaharın soğuk soluğu ile yaprakları dökülen bitki yıkılmak üzere olan duvara iskeletiyle tutunuyordu sanki. "Ne var canım?"

"Altı," diye fısıldadı Johnsy. "Şimdi daha hızlı dökülüyorlar artık. Üç gün önce yüz taneydiler. Sayarken başım dönüyordu. Ama şimdi iş kolaylaştı. İşte bir tane daha gitti. Beş tane kaldı."

"Beş tane kalan ne Johnsy?"

"Yaprak. Sarmaşığın yaprakları. Sonuncu da düşünce ben öleceğim. Üç gündür biliyorum bunu. Doktor sana söylemedi mi?"

"Hayatımda böyle saçma sey duymadım. Sarmaşık yapraklarıyla iyileşmenin ne ilgisi var? Aptallaşma lütfen. Sen eskiden o sarmaşığı ne çok severdin unuttun mu? Doktor bu sabah iyileşmen için tam onda bir olasılık olduğunu söyledi. New York'ta yürürken bile bu kadar şansımız yoktur. Şimdi sen çorbanı iç. Ben de resmimi bitireyim. Resmi satınca sana şarap, kendime ise pirzola alacağım."

Johnsy gözlerini pencereden ayırmadan, "Şarap almana gerek yok. İşte bak bir tane daha düştü. Hayır çorba da istemem. Dört tane kaldı şimdi.Karanlık basmadan sonuncusunun da düşüşünü görmek istiyorum. O zaman ölebilirim artık. "

Sue hastanın üzerine eğildi. "Johnsy, ben su işimi bitirinceye kadar gözünü kapatıp, dışarı bakmayacağına söz verirmisin? Yarın bu resimleri teslim etmek zorundayım. Işığa ihtiyacım olmasaydı perdeyi çoktan indirirdim."

"Öteki odada çizemez misin?" diye soğukça sordu Johnsy."Senin yanında oturmak istiyorum. Ayrıca o yapraklara da bakmanı istemiyorum"

Johnsy gözlerini kapatarak yıkılmş bir heykel gibi bembeyaz ve kıpırtısız yattı. "Bitirir bitirmez haber ver ama. Sonuncu yaprağın düştüğünü görmek istiyorum. Beklemekten bıktım artık. Düşünmekten de. Herşeyden kurtulup o zavallı yapraklar gibi döne döne boşluğa uçmak istiyorum."

"Uyumaya çalış. Ben yaşlı Behrman'ı modellik yapması için çağırmaya gidiyorum. Hemen gelirim. Ben dönene kadar sakın kıpırdama yerinden."

En alt katta oturan Behrman altmışını aşmış, kırk yıldır resim yapmasına rağmen başarının eteğine dahi ulaşamamıştı. Her zaman bir başyapıta başlayacağını söylese de, henüz ortalarda böyle birşey yoktu.Reklam ve afişlerle geçinmekteydi.Profesyonel model tutmaya paraları yetmeyen genç ressamlar için modellik yapardı.

Sue adamı loş stüdyosunda buldu. Adama Johnsy'yi, gerçekten bir yaprak kadar zayıf ve güçsüz olan kızı dünyaya bağlayan bağların gittikçe inceldiğini anlatırken, yaşlı adam gözünden yaşlar boşanarak, "Hala böyle budalalar varmış bu dünyada," diye söylenmeye başladı.

Yukarı çıktıklarında Johnsy uyuyordu. Sue perdeyi indirip Behrman'a yan odaya geçmesini işaret etti. Oradan korku ile sarmaşığa baktılar. Karla karışık soğuğa bir de yağmur eklenmişti.

Sue ertesi sabah bir saatlik bir uykudan uyanınca Johnsy'nin kapalı yeşil perdeye bakmakta oldugunu gördü. "Aç görmek istiyorum." dedi Johnsy. Sue bitkin bir halde arkadaşının emrine uydu. Hayret bütün gece yağan yağmura rağmen sarmaşığın üzerinde bir tek yaprak kalmıştı. Kenarları çürümüş, sararmış yaprak hala yeşil olan sapıyla yerden beş altı metre yüksekte bir dalın ucunda sallanıyordu. "Sonuncu," dedi Johnsy.

"Dün gece nasıl olsa düşer demiştim. Rüzgar çok şiddetli esiyordu. Ama bugün düşecek, ben de aynı anda öleceğim."

Sue kızın yanağını kendininkine yapıştırarak, "Kendini düşünmüyorsan beni düşün, ben sensiz ne yaparım?" dedi.

Johnsy cevap vermedi. Dünyanın en kimsesiz şeyi esrarlı yolculuğa hazırlık yapan ruhtur. Kendisini dünyaya ve arkadaşlığa bağlayan bağlar birer birer gevşeyip koptukça kızın hayal gücü daha da kuvvetleniyordu. Gün sonu yaklaşmıştı. Alacakaranlıkta bile o tek sarmaşık yaprağının dalına sımsıkı yapışık olduğunu görüyorlardı. Geceyle birlikte Kuzey rüzgarı ve yağmur yeniden başladı. Sabahın ilk ısıklarıyla Johnsy acımasızca perdenin açılmasını istedi yine. Sarmaşık yaprağı hala oradaydı. Johnsy uzun uzun baktı yaprağa. Sonra gaz ocağının üzerinde çorba kaynatan Sue'ya seslendi.

"Ben çok kötü bir kızım Sue. Benim ne kadar kötü olduğumu göstermek için bir güç o son yaprağı orada bıraktı. Ölümü istemek günahtır.Bana biraz çorba ile süt ve şarap getirebilirsin şimdi. Ama hayır, hayır...önce bir ayna getir, arkama da birkaç yastık yerleştir de senin yemek hazırlamanı seyredeyim." Bir saat sonra "Sue birgün gidip Napoli körfezinin resmini yapacağım," dedi.

Doktor öğleden sonraki muaynesini bitirip çıkarken Sue da bir bahane uydurup ardından yürüdü. Doktor Sue'nun titreyen elini sıktı."Yüzde elli olasılık var. İyi bakarsanız siz kazanırsınız. Şimdi aşagıda yenibir hastayı görmeye gidiyorum. Behrman diye biri. Ressam sanırım. O da zatürreeye tutulmuş. Zayıf ve yaşlı bir adam, hastalığı da çok şiddetli. Hiç umut yok ama biraz rahat etmesi için hastaneye kaldıracağız." Doktor ertesi gün, "Artık tehlike kalmadı, siz kazandınız," dedi. "Şimdi beslenme ve dinlenme gerek.... Hepsi o kadar."

Sue öğleden sonra yatakta mavi yünden gereksiz bir şal ören Johnsy'nin yanına oturdu. "Beyaz farem benim, sana birsey söylemek istiyorum.Bay Behrman bugün zatüreeden öldü. Hastalığı yalnızca iki gün sürdü.Kapıcı ilk günün sabahı onu sancıdan kıvranırken bulmuş. Üstü başı ve ayakkabıları sırıl sıklammış. Öylesine korkunç bir fırtınada nereye çıkmış olabileceğine akıl erdirememişler. Sonra henüz yanan bir fener, yerinden çıkarılmış bir merdiven, birkaç fırça ve üzerinde yeşil ve sarı boyalar olan bir palet bulmuşlar. Pencereden bak şekerim, son sarmaşık yaprağını görüyor musun? Rüzgar estiği zaman neden sallanmadığını merak etmedin mi hiç? Bu Behrman'in bahsettiği şaheseri işte! Son yaprağın düştüğü gece yapmış."
Images

İyi fikirler nereden gelir?

İnnovasyonun Doğal Öyküsü
  4 Nisan 1836. Darwin Hint okyanusu açıklarındaki Keeling adalarının atollerinde kıyıda durmuş, mercan resiflerini seyrediyor. Kıyı denizin dibine doğru inen bir dağın zirvesi gibi. Darwin bu zirveyi inşa eden kuvvetler
hakkında bir fikrin eşiğinde. Bu fikir ilerde mesleğinin ilk büyük keşfini oluşturacak. O anda ve sonraki günlerde, haftalarda kafasını meşgul edecek olan bir başka mesele de şu: parçalanmış mercan kayalıklarının meydana getirdiği bembeyaz kumlarla kaplı adanın yüzeyinde sadece birkaç Hindistan cevizi ağacı, yosun ve otlar varken, havada ola ola bir kaç kuş uçarken, resifin çevresindeki deniz nasıl oluyor da sonsuz çeşit ve sayıda canlıyla kaynıyor?
Oysa okyanusun başka yerlerinde doğru dürüst varlık bile yok. Darwin’in sözcükleriyle “Okyanusun ortasında bir mercan adasının eko sistemiyle karşılaşmak, tıpkı çölün ortasında bir vahaya rastlamak gibi”. Biz bu olguyu
şimdi “ Darwin’in Paradoksu” olarak adlandırıyoruz.
  Mercan resifleri dünya yüzeyinin yalnızca binde birini kapladığı halde, bilinen deniz canlılarının kabaca dörtte biri buraları mesken tutar.
  Beagle gemisinin 5 yıllık yolculuğunu onaylayan amirallik kararnamesinde ana talimatlardan biri, atol formasyonunun araştırılması. Resifin çevresindeki deniz ölçülemeyecek kadar derin. Atollerin denize batan veya denizden yükselen volkanların tepesi olduğuna dair teoriler Darwin’e yeterince açıklayıcı gelmiyor.
  Gerçeğe ulaşması daha uzun yıllar alacak.

Images

Seni Seviyorum

Sevgiliye sevgiyle...
Sevgili Tanrım, Sevgilim olur musun? Yol gösterenim, amacım, nihayetim, beni burada sensiz bırakma...
Biliyorum bırakmazsın da ben bazen unuturum seni, kusura bakma, insanlığıma ver.
Bedenlendiğimden beri bir tarafım hep seni unutmaya meyilli, bir tarafım hep hatırlamakta.
Senden geldim ben, seni yansıtırım, ben senim. Senin sevginden yaratıldım ben, sonsuz, sınırsız ve beklentisiz sevginden. Senin gibi sevebilmeyi öğret bana, senin gibi affedici ve verici olmayı öğret.
Sen her yerde ve her zaman var olurken, ben de sensem eğer; ben de her yerde ve her zamandayım. Hem sevgilimin gözlerinde, hem çocuğumun kokusundayım.
Tüm çözümlerin ortasında, her şeye sahibim, sendeyim.
En çok canımı sıkan sensizlik burada, senin yoğunluğunu anımsatan her şeyin peşinden gitmekteyim.
Ben, senin beni sevdiğin gibi sevsem kendimi, kalbim dayanmaz sanırım bu titreşime?
Bir tarafım sana kavuşmak için can atarken, diğeri burayı tamamlamakta, bir sarılsam her şeyi yine unutacağım. Bu nasıl muazzam bir döngüdür; unut, hatırla, unut, hatırla, öyle hayranım ki sana, herkese seni anlatırım. Bir anlaşma yapalım; sen beni bırakmayacağına söz ver, ben de seni artık aramayacağıma söz vereyim.
Yanımızdasın, bizlesin, kalplerimizi aydınlat, ruhumuzu yükselt.
Şu anda her şeyden çok sana ihtiyacımız var, bilmektesin, bazen neye ihtiyacımız olduğunu biz bilemeyiz, sen söyle... Hatalarımızdan dolayı çok acı çekmekteyiz; yaralarımızı sar, iyileştir, şifa ver bizlere...
Seni öyle özlüyoruz ki tüm bağımlılıklarımız bundan, içimizde dolduramadığımız boşluk bundan, nereye gitsek, ne yapsak sen yoksan tatsız, tuzsuz...
Bize yardım et, buraya neden geldik? Hatırlat, unutmaktayız, azaptayız. Neydi görevim, ne yapacaktım, neyin sözünü vermiştim, ne imzalamıştım, lütfen hatırlat, mümkünse her an, her dakika... Hatırlat ki tamamlayayım, büyüyeyim, yükseleyim, bunu yapmazsam eksideyim, anladım, yardım et.
Görevim önemli mi, sıradan mı, yaparsam ne olur, yapmazsam ne olur? Biraz daha yapmasam ne olur?
Ben mi yazdım her şeyi, inanamıyorum, bu kadar acıyı, derdi seçmiş olamam, bir tür delilik haliymiş kusura bakma...
Tekrar yazıyorum bundan sonra, bildiriyorum haberin ola; bundan böyle zor dediklerim kolay ola...
Bana fırsatlar, denk düşmeler, yeni yollar, düşünceler, yeni alışkanlıklar yolla ya da ben yaratayım sen onayla...
Beni sev, sev, sev, sanırım hiç doyamayacağım sevgine ne burada ne orada...
Şımarık çocuk gibiyim bazen hayatımın sorumluluğunu başkalarına yüklemeye bayılıyorum...
Ne olur bu oyun bir kere işe yarasa, ben de bedel ödemesem? Bu nasıl ince bir adalet, şaşırıyorum...
Ben de seni öyle çok seviyorum ki bazen yaptıklarımdan dolayı karşına çıkacak yüz bulamıyorum, öyle mahcup, öyle pişman, öyle ne yaptığını bilen... İşte bu anlarda tut ellerimden, hatırlat kendini, affet beni, sana hata yapmayacağıma dair söz veremem, yine yapacağım, bunun için göndermedin mi beni?
Konuşsak her gün, buluşsak, ben sorsam, sen cevaplasan, dertleşsek, gülsek...
Bazen çekip gelesim geliyor yanına öyle bunaldığım anlar, öyle sıkışmışlık duygusu, bu beden öyle dar ki anlatamam.
Cevabını biliyorum, ben hep yanındayım diyeceksin, beni sinirlendireceksin.
Madem yanımdaydın neden izin verdin diyeceğim ben de; sen öyle istedin diyeceksin, yine sinirleneceğim.
Tamam kızmıyorum, pes, kızmak çözüm getirmedi, keşfettim. O zaman olanı olduğu gibi kabul etme gücü ver bana, kendim de dahil...
Halen kendime dayanamıyorum bazen, insanlaşıp, uyumlanamıyorum...
Kendimi sevme gücü ver bana, ben kendimi seversem yeni bir dünya yaratırım ya da dünyayı yerinden oynatırım. Kendimi seviyorum, kendimi seviyorum, kendimi seviyorum her gün bin kere söylesem sever miyim ne diyorsun?
Yardım için hep son anı beklemesen, önceden hazırlasan diyorum, o sırada hazırlanıyor mu diyorsun, anlıyorum.
Senden başka hangi enerjiden, hangi varoluştan, hangi gerçeklikten bahsedilebilir?
Her şey seninle, sendedir, yani bendedir...
İster Tanrı de ister Allah, ister enerji, neden bahsettiğimi ruhun bilir, ona iyi bak...
Seni çok seviyorum, hep hatırla..
 Sevil ŞATANA
Images

Aşkın Tarihçesi

Şubat ayı denilince herkesin aklına ilk olarak gelen önemli zaman sevgililer günüdür. Dilerseniz öncelikle size sevgililer günü ne zaman doğdu ve ne zamandan beri kutlanıyor ondan bahsedeyim.

Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktadır. Antik Yunan takvimlerinde, Ocak ayı ortası ile Şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılmıştı ve Zeus ile Hera’nın kutsal evliliğine adanmıştı. Antik Roma’da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus’un onuruna, Lupercalia günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus’un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus’u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı. Lupercalia Bayram’ının arifesi olan 14 Şubat’ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazılı kura çekerek bayram boyunca ‘çift’ olma alışkanlığı vardı. 469’da Papa bu gayri-Hristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil azizlerin isimleri yazılıydı.

1908 tarihli Katolik Ansiklopedisi’ndeki eski şehitler listesinde, 14 Şubat gününe kayıtlı, inancı yüzünden öldürülmüş üç tane Aziz Valentine geçmektedir: Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı tarihi dokümanlarda hiç geçmemektedir ve kimi tarihçilere göre sadece bir efsanedir. Valentine’nin onuruna kutlama günü, 14 Şubat 496 yılında Papa Gelasius tarafından ilan edilmiştir. Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foules adlı kitaba göre, Fransa’da ve İngiltere’de 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler.

Hristiyan olduğu için öldürülmüş din adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsanelerin 14. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Valentine, öldüreleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentine’ninden” imzalı bir aşk notu vermiştir. Valentine, Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde; gizlice evlenmelerine yardım etmişti. 14 Şubat, 1800’lü yıllarda Amerika’lı Esther Howland’ın ilk sevgililer günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış, sevgililer günü tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem haline gelmiştir.

İşte bu dönemde hediye almak veya kendi yaratıcılığınızla bir hediye yapmanın çok önemli bir anlamı vardır. Birine hediye almak yerine kendi emeğinizle bir şeyler yaratarak ona çok güzel kartlar, takvimler ve kısa filmler yapabilirsiniz. Bu hediyeleri genelde herkesin kullanabildiği Powerpoint programında, işe öncelikle güzel bir zemin seçerek başlayalım. Daha sonra sizin ve onun resimlerini bu zeminin üstüne yerleştirelim. Arka planda da romantik bir şarkı ya da müzik ekleyerek hediyemizi bitirebiliriz. Böylece karşınızdaki insana süpriz yapabilir onu çok mutlu edebilirsiniz. Klasik ve maddi değeri olan hediyeler yerine böyle yaratıcı bir hediyeden etkilenmeyecek bir kişi yoktur sanırım. Böylece hediyeleriniz manevi anlamda daha da değer kazanır.

Aragon’un dediği gibi mutlu aşk var mıdır yok mudur bilemem ama hepinize aşk dolu mutlu bir sevgililer günü dilerim.
Images

Loto ve Çekim Yasası

Evet, itiraf ediyorum: benim de aklıma geldi.
Hatta bir iki kere loto bayisinin önüne gidip kalbimden ”Şimdi oyna!!” gibi bir önsezinin gelmesini bekledim.
Gelmedi.
20 li yaşlarımda her hafta oynamıştım lotoyu. Benim için çok acıklı anılardır onlar. Günler süren ”Bu kez çıkacak!!’ umutları ve her çekilişle gelen büyük hayal kırıklığı. Tekrar tekrar, tekrar tekrar, tekrar tekrar…
Çok sevdiğim birisi, o haftanın kazanan numaralarına gelecek haftanın çekilişine kadar bakmazdı. Neden mi, çünkü bir hafta süren o umut dolu, bilinmeyenle dolu bekleyişi mümkün olduğunca uzatmak ve çekilişle gelen hayal kırıklığını hissetmemek için.
Hep bir hafta geriden kazanan numaralara bakınca, umut hep orada oluyordu: ”Belki de geçen haftanın talihlisiyim.” umudu…
Bu çok sevdiğim kişinin kendini böyle avutmayı seçmesi, bana bu loto oynama alışkanlığının ne kadar acıklı olabileceğini daha da iyi öğretmişti.
Ve bir gün yemin ettim bir daha oynamayacağım diye… Loto benim için ”yalan hayaller sunanlar” kategorisine girmişti ve uzak durmak benim için en iyisiydi.

Çekim yasasını öğrenince, işte o zaman tekrar aklıma geldi oynamak. Madem çekim yasası gereği bizim düşünce ve duygularımıza göre hayatımızdaki olaylar çekiliyor veya itiliyor. Ben de loto kazanmayı hayatıma çekmek istiyorum. Olamaz mı?
Loto kazanmanın düşüncesini gerçekmiş gibi düşün, loto kazanmanın hissini gerçekmiş gibi hisset. Aksi hiç bir olasılığı aklına bile getirme. Kazanmaya niyet et, kazanırsın.
Ama çok şükür, oynamaya fırsat olmadan, daha da derin bilgilere ulaştım çekim yasası ve hayat hakkında.
İşte şimdi size bu bilgiyi veriyorum.
Dikkatini ve aklını,
  • hiç bir karşılık vermeden bir şey almaya,
  • az bir karşılık vererek çok şey almaya,
  • verirsen, hayatta bulacağın olaylar insanlar da aynı olacaktır.
Yani sana düzgün bir karşılık vermeden senden almaya çalışanlar,
  • seni sömüren arkadaşlar,
  • az ücretle köle gibi çalıştıran müdürler,
  • düzgün hizmet yapmadan veya iyi bir ürün çıkarmadan senden yüksek ücret isteyen şirketler,
  • düzgün hizmet yapmadan veya iyi bir ürün çıkarmadan senden yüksek vergi ödemeni isteyen kurumlar,
  • yüksek faizle borç verip seni borç altında kıvrandıran bankalar veya bankerler…
  • düzgün hizmet yapmayan veya iyi bir ürün çıkarmayan, üstüne üstlük çalıp çırpan, kendi ceplerini dolduran hükümetler, politikacılar…
 Allah Allah tanıdık geldi mi? Sanki Türkiye’deki günlük hayatımızın bir özeti değil mi?

 Dikkatini lotoya ve loto kazanmaya vermenin bedeli buysa, hangisini istersin? Düzgün bir hayat yaşamayı mı yoksa bu eziyetler içinde belki bir gün bana çıkacak yalan hayalin umudunu yaşamayı mı?

  Üstelik bu eziyetler içinde çekim yasasının avantajımıza işlemesi için gerekli olan iç huzura ulaşmamız da imkansızken…

Söyleyin bana arkadaşlar, değer mi?

Şimdi anlıyorsun değil mi, o masum kendi halinde loto oynayıp duran milyonlarca vatandaşın, sırf akıllarını ve dikkatlerini lotoya vererek, nasıl bir hayatı çektiklerini ve nasıl bir ülke yarattıklarını?

  Umarım, bu satırları okuyan herkesi loto oynamayı bırakıp, akıllarını ve dikkatlerini ”karşılık olarak ne verebilirim ve nasıl daha çok ve daha bol verebilirim?” sorusuna çevirmeye ikna edebilmişimdir.

  Aklını almaya değil de vermeye odaklarsan, hayatına da sana her şeyi bol verecek insanlar ve olaylar çekersin.

  Kurandaki şu soruyu çok seviyorum:

 ”Artık son veriyorsunuz değil mi?” (Maide suresi 91)

 Siz de evet deyin, hepimiz kazanalım.
Alıntıdır
Images

Girişimci Olabilir Miyim?

   Her  yıl  ülkemizde  yüzlerce  kişi  kendi  işini kurmayı denemeye karar verir. Bir çoğu başarılı olur. Siz de kendiniz için bir iş kurabilir misiniz acaba? Eğer denemeye karar verirseniz, çok zorlu bir yolculuğa  girişiyor olacaksınız. Hiç kimse iş kurmanın kolay bir iş  olduğunu iddia edecek durumda değildir ve bir çok girişimin başarısız olduğu da doğrudur. Ancak başarının ödülü muazzam olabilmektedir. Burada paradan çok  ayrı  olarak,  bir  işi  kendinizin  başarmış olduğunuzu bilmenin tatmini; kendi zamanınızın hakimi olmanın özgürlüğü; büyük bir ihale ya da sipariş kazanmanın keyfi ve tatmin olmuş müşterilerden gelen sürekli siparişlerin pırıltısı vardır.
   Bu  kitapçık,  kendi  işinizi kurmayı denemeniz gerekip gerekmediği konusunda karar vermede  size  yardımcı olacaktır.  Başarılı  bir  iş kurmanın  genellikle  bu formüle  dayalı  olduğu söylenir:
Başarı  =  Fikir  +  Bilgi  *  + Çevre
* Know how
Diğer bir deyişle, doğru iş fikri ile  birlikte  o  fikri  hayata geçirecek bilgi ve uzmanlığa
ihtiyacınız  vardır.    Ayrıca güçlü  bir  ilişkiler  ağına  da ihtiyacınız  vardır.    Elbette, bütün  bunların  üstüne,  ne yapıp  edip  işleri  olduracak cinsten bir kişi  olmanız da gereklidir.
Bu  kitapçıkta  verilen örneklerde de göreceğiniz gibi, her tür insan iş kurabilmektedir.  genç  insanlar,  kadınlar, emekliliği yaklaşmış insanlar, özürlüler,  işsizler,  ve  saire.
Ama  asla  tipik  başarılı  iş adamı ya da iş kadını  diye bir şey  yoktur  .  her  tür  insan başarılı olabilir. Bunu söylemiş olmakla  birlikte,  belirtmek gerekir  ki  başarılı  iş sahiplerinde  genellikle bulunan bazı özellikler vardır.
Bu kitapçık, kendi işini kurma konusunda  potansiyelinizi yoklamanıza  yardımcı
olacaktır.
Girişimci Olabilir Miyim?  Elektronik kitabını indirmek için lütfen burayı tıklayınız.