Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
New York’un düşük kiraları yüzünden sanatçılarla dolu olan Greenwich Village’ında üç katlı bir binanın en üst katındaydı Sue ve Johnsy’nin stüdyoları. Amerikanın 2 ayrı ucundan gelen kızlar bir lokantada tanışmış ve ortak sanat zevkleri olduğunu anlayınca ortak bir ev tutmaya karar vermişlerdi. Bu olay Mayıs ayındaydı. Kasım ayında ise bölgeye doktorların zatürree adını verdiği soğuk bir yabancı gelip buz gibi parmaklarıyla orayı burayı yoklamaya başlamıştı.
California rüzgarlarıyla kanı sulanmış ufak tefek, ince yapılı bir kızcağız olan Johnsy’yi de yatağa sermişti. Zavallı kızcağız demir karyolasına yatmış, yandaki evin tuğla duvarlarını seyrederek kıpırdamadan yatıyordu doktor geldiğinde. Doktor kır kaşlarını sağa sola oynatarak Sue’yu koridora çağırdı.
4 Nisan 1836. Darwin, Hint Okyanusu’ndaki Keeling Adaları’nın atollerinde kıyıda durmuş, mercan resiflerini seyrediyor. Kıyı, denizin dibine doğru uzanan bir dağın zirvesi gibi görünüyor. Darwin, bu zirveyi inşa eden kuvvetleri açıklayacak bir fikrin eşiğinde. Bu fikir, ileride mesleğinin ilk büyük keşfini oluşturacak.
Ancak resifin oluşumu, zihnini meşgul eden tek mesele değil. Adanın yüzeyi parçalanmış mercan kayalıklarının meydana getirdiği bembeyaz kumlarla kaplı. Üzerinde yalnızca birkaç Hindistan cevizi ağacı, yosun ve ot var; havada da birkaç kuştan fazlası görünmüyor. Buna karşılık resifin çevresindeki deniz, sayısız canlıyla kaynıyor.
Darwin’in dikkatini çeken karşıtlık açık: Okyanusun başka yerlerinde doğru dürüst canlıya rastlanmazken, bu küçük alan çevresinde olağanüstü bir çeşitlilik bulunuyor. Darwin’in sözcükleriyle, “Okyanusun ortasında bir mercan adasının eko sistemiyle karşılaşmak, tıpkı çölün ortasında bir vahaya rastlamak gibi”. Bugün bu olguyu “Darwin’in Paradoksu” olarak adlandırıyoruz.
Mercan resifleri dünya yüzeyinin yalnızca binde birini kapladığı hâlde, bilinen deniz canlılarının kabaca dörtte birine ev sahipliği yapar. Bu karşıtlık, resifleri yalnızca jeolojik bir yapı olarak değil, çevresindeki yaşamla birlikte düşünmeyi gerektirir. Darwin’in sorusu da tam burada belirginleşir: Küçük ve görünüşte sınırlı bir alanın çevresinde böylesine çok sayıda canlı nasıl bir araya gelmiştir?
Beagle gemisinin beş yıllık yolculuğunu onaylayan Amirallik kararnamesindeki ana talimatlardan biri, atol oluşumlarının araştırılmasıdır. Resifin çevresindeki deniz ölçülemeyecek kadar derindir. Atollerin, denize batan ya da denizden yükselen volkanların tepeleri olduğu yönündeki teoriler ise Darwin’e yeterince açıklayıcı gelmez.
Bu noktada, iyi fikirler nereden gelir sorusu Darwin’in gözlemi üzerinden anlam kazanır. Önce dikkatle bakmak, birbiriyle uyuşmayan görünen ayrıntıları fark etmek ve açıklama aramak gerekir. Burada kesin bir yanıt hemen ortaya çıkmaz: Darwin’in önünde bir soru, onu sınayan gözlemler ve yeterli bulmadığı açıklamalar vardır. Gerçeğe ulaşması daha uzun yıllar alacaktır.
Bu anlatı, iyi fikirler nasıl ortaya çıkar sorusuna hızlı ve tek adımlı bir yanıt vermez. İnovasyonun doğal öyküsü, merak uyandıran bir gözlemle başlayıp soruların peşinden gitmenin önemini gösterir. Darwin’in resiflere bakarken karşılaştığı paradoks da bir fikrin, önce açıklanması gereken bir mesele olarak belirginleşebileceğini hatırlatır.
İyi fikirler nereden gelir? elektronik kitabını indirmek için lütfen buraya tıklayın.
Şubat ayı denilince pek çok kişinin aklına önce Sevgililer Günü gelir. Peki bu gün nasıl ortaya çıktı, ne zamandan beri kutlanıyor ve aşkın tarihçesiyle nasıl ilişkilendiriliyor? Bu soruların yanıtı tek bir başlangıç hikâyesinden ibaret değil; antik dönem gelenekleri, Aziz Valentine anlatıları ve zaman içinde oluşan romantik alışkanlıklar bu tarihin çevresinde buluşuyor.
Şubat ayının ortasının aşk ve birliktelikle ilişkilendirilmesi antik çağlara kadar uzanır. Antik Yunan takvimlerinde ocak ayı ortası ile şubat ayı ortası arasındaki Gamelyon ayı, Zeus ile Hera’nın kutsal evliliğine adanmıştı. Bu örnek, yılın bu döneminin farklı toplumlarda evlilik ve birliktelik düşünceleriyle yan yana geldiğini gösterir.
Evet, itiraf ediyorum: benim de aklıma geldi.
Hatta bir iki kere loto bayisinin önüne gidip kalbimden “Şimdi oyna!” gibi bir önsezinin gelmesini bekledim.
Gelmedi.
Yirmili yaşlarımda her hafta loto oynamıştım. Benim için çok acıklı anılardır onlar: Günler süren “Bu kez çıkacak!” umutları ve her çekilişle gelen büyük hayal kırıklığı… Tekrar tekrar, tekrar tekrar, tekrar tekrar.
Çok sevdiğim birisi, o haftanın kazanan numaralarına gelecek haftanın çekilişine kadar bakmazdı. Neden mi? Çünkü bir hafta süren, umut ve bilinmezlikle dolu bekleyişi mümkün olduğunca uzatmak; çekilişle gelen hayal kırıklığını hissetmemek istiyordu.
Kazanan numaralara hep bir hafta geriden bakınca umut da orada kalıyordu: “Belki de geçen haftanın talihlisiyim.” O kişinin kendini böyle avutmayı seçmesi, loto oynama alışkanlığının ne kadar acıklı olabileceğini bana daha iyi göstermişti.
Bir gün, bir daha loto oynamayacağıma yemin ettim. Loto benim için “yalan hayaller sunanlar” kategorisine girmişti. Uzak durmanın benim için en iyisi olduğuna karar verdim.
Çekim yasasını öğrenince loto oynamak yeniden aklıma geldi. Madem çekim yasasına göre düşünce ve duygularımızla hayatımızdaki olayları kendimize çekiyor ya da itiyoruz, ben de loto kazanmayı hayatıma çekmek istesem olmaz mı diye düşündüm.
Loto kazanmayı gerçekmiş gibi düşün; kazanmanın hissini gerçekmiş gibi hisset. Aksi bir olasılığı aklına bile getirme. Kazanmaya niyet et, kazanırsın… Loto kazanmak için çekim yasasını böyle kullanabileceğimi sandım. “Çekim yasası ile loto kazanılır mı?” sorusu da o günlerde benim için yeniden gündeme geldi.
Fakat oynamaya fırsat bulamadan, çekim yasası ve hayat hakkında daha derin bilgilere ulaştım. Bu yazıda paylaşmak istediğim düşünce de tam olarak burada başlıyor: Dikkatimizi ve aklımızı neye yönelttiğimiz, yalnızca loto kazanma hayalinden ibaret olmayabilir.
Dikkatini ve aklını hiçbir karşılık vermeden bir şey almaya ya da az bir karşılık vererek çok şey almaya yöneltirsen, hayatta karşılaşacağın olayların ve insanların da buna benzer olacağını düşünüyorum.
Bu bakış açısına göre, düzgün bir karşılık vermeden senden almaya çalışanlar da hayatında yer bulur. Örneğin:
Allah Allah, tanıdık geldi mi? Sanki Türkiye’deki günlük hayatımızın bir özeti değil mi?
Dikkatini lotoya ve loto kazanmaya vermenin bedeli buysa, hangisini istersin? Düzgün bir hayat yaşamayı mı, yoksa bütün bu eziyetlerin içinde “Belki bir gün bana çıkar” yalan hayalinin umuduyla yaşamayı mı?
Üstelik bu eziyetler içinde, çekim yasasının avantajımıza işlemesi için gerekli olan iç huzura ulaşmamız da imkânsızken… Söyleyin bana arkadaşlar, değer mi?
Şimdi anlıyorsun değil mi? Kendi hâlinde loto oynayıp duran milyonlarca vatandaşın, akıllarını ve dikkatlerini lotoya vererek nasıl bir hayatı çektiklerini ve nasıl bir ülke yarattıklarını?
Umarım bu satırları okuyan herkesi loto oynamayı bırakıp aklını ve dikkatini şu soruya çevirmeye ikna edebilmişimdir: “Karşılık olarak ne verebilirim ve nasıl daha çok, daha bol verebilirim?”
Aklını almaya değil de vermeye odaklarsan, hayatına sana her şeyi bol verecek insanlar ve olaylar çekersin.
Kur’an’daki şu soruyu çok seviyorum:
“Artık son veriyorsunuz değil mi?” (Maide Suresi 91)
Siz de evet deyin, hepimiz kazanalım.
Alıntıdır
Her yıl ülkemizde yüzlerce kişi kendi işini kurmayı denemeye karar veriyor. Birçoğu başarılı oluyor. Peki siz de kendiniz için bir iş kurabilir misiniz? “Girişimci olabilir miyim?” ya da “Kendi işimi kurmalı mıyım?” diye düşünüyorsanız, önünüzdeki yolun kolay olmayacağını bilerek başlamanız gerekir.
Hiç kimse iş kurmanın kolay olduğunu söyleyemez. Pek çok girişimin başarısız olduğu da doğrudur. Buna rağmen başarıya ulaşmanın ödülü, yalnızca kazanılan parayla ölçülmez. Kendi emeğinizle bir işi başarmış olmanın tatmini, zamanınız üzerinde söz sahibi olmanın özgürlüğü, büyük bir ihale ya da sipariş kazanmanın sevinci ve memnun müşterilerden gelen yeni siparişler de bu yolculuğun değerli kazanımlarıdır.
Bu kitapçık, kendi işinizi kurmayı denemeniz gerekip gerekmediğine karar vermenize yardımcı olmayı amaçlıyor. Başarılı bir iş kurmanın genellikle şu formüle dayandığı söylenir:
Başarı = Fikir + Bilgi* + Çevre
* Know-how (bilgi ve uzmanlık)
Başka bir deyişle, iyi bir iş fikrine sahip olmak önemlidir; ancak fikri hayata geçirecek bilgi ve uzmanlık da gerekir. Bunun yanında, gerektiğinde destek ve bağlantı sağlayabilecek güçlü bir ilişkiler ağı işinizi kolaylaştırabilir. Tüm bunların üzerine, karşılaşılan zorluklar karşısında işleri oldurmak için çaba gösterecek bir kişi olmanız gerekir.
Bu formül, girişimciliğin tek bir özelliğe bağlı olmadığını gösterir. Yalnızca iyi bir fikir bulmak ya da yalnızca çevre edinmek yeterli değildir. Kendi işini kurmak isteyen birinin fikrini, o fikri uygulamak için gereken bilgiyle ve çevresiyle birlikte değerlendirmesi gerekir. Ayrıca işler planlandığı gibi gitmediğinde devam edebilme ve çözüm arama isteği de önem taşır.
Kendinize şu soruları sorarak başlangıç noktanızı değerlendirebilirsiniz:
Bu sorular, girişimci olmanın herkese aynı şekilde uyan tek bir tarifi olmadığını hatırlatır. Önemli olan yalnızca “başarılı bir girişimciye benziyor muyum?” diye düşünmek değil; kendi fikrinizi, imkânlarınızı ve hazırlığınızı gerçekçi biçimde gözden geçirmektir.
Kitapçıkta verilen örneklerin de gösterdiği gibi, farklı yaş ve yaşam koşullarındaki insanlar iş kurabilir: gençler, kadınlar, emekliliği yaklaşanlar, engelliler ve işsizler bunlar arasındadır. Başarılı bir iş insanının tek ve değişmez bir profili yoktur. Her tür insan başarılı olabilir.
Bununla birlikte, başarılı iş sahiplerinde genellikle bazı ortak özellikler bulunduğu belirtilir. Bu nedenle kendi işinizi kurma potansiyelinizi değerlendirirken, kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine güçlü yanlarınızı ve geliştirmeniz gereken yönleri düşünmeniz daha anlamlıdır. Fikir, bilgi, çevre ve kararlılık bir araya geldiğinde iş kurma yolculuğuna nasıl hazırlanabileceğinizi daha açık görebilirsiniz.
Bu sorunun cevabı, sizin fikrinize ve onu hayata geçirmek için sahip olduğunuz hazırlığa bağlıdır. İş kurmanın zorluğunu ve başarısızlık ihtimalini göz ardı etmeden, başarıyla gelebilecek tatmini ve özgürlüğü de hesaba katın. Bir karar vermeden önce iş fikrinizi, bilgi ve uzmanlığınızı, ilişkilerinizi ve bu yolculuk için gösterebileceğiniz çabayı birlikte değerlendirin.
Bu kitapçık, kendi işinizi kurma konusunda potansiyelinizi yoklamanıza ve girişimci olma kararınızı düşünmenize yardımcı olacaktır.
Girişimci Olabilir Miyim? Elektronik kitabını indirmek için lütfen burayı tıklayınız.
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?





