Images

Andulasyon Terapi Sistemi: Çalışma Prensibi ve Programlar

Bütünsel terapide yepyeni bir boyut…

“Hayatınızda kendinizi hiç bu kadar iyi hissetmedim” demek için Andulasyon Terapi Sistemi ile tanışmanızın tam zamanı. Andulasyon, kronik şikâyetleri azaltmak amacıyla geniş bir frekans alanında insan ve hayvan dokusunda biyolojik rezonans titreşimleri üreten bir terapi yöntemi olarak tanımlanır.

andulasyon terapisi

Andulasyon terapi sistemi nasıl çalışır?

Yazıda anlatılan sisteme göre uygulama, değişken frekanslı titreşimleri ve kızılötesi derin ısıyı bir araya getirir. Frekansların sürekli değişmesiyle farklı doku katmanlarına uygun titreşimlerin oluşturulmasının amaçlandığı belirtilir. Metinde bu yöntemin kan dolaşımını ve metabolik faaliyetleri uyarmaya, kasların gevşemesine ve genel rahatlamaya yardımcı olabileceği ifade edilmektedir.

Kaynak yazıda günlük hareket miktarının azaldığına dikkat çekilerek, sağlığı ve enerjiyi korumak için günde en az 10 kilometre yürümek ya da bir saat spor yapmak gerektiği; günlük ortalama mesafenin ise 0,365 kilometre olduğu aktarılıyor. Bu rakamlar yazının aktardığı bilgilerdir.

Andulasyon terapisi faydaları ve belirtilen kullanım amaçları

Andulasyon Terapi Sistemi; stres, selülit, halsizlik, yorgunluk, yağlanma, uykusuzluk, erken yaşlanma, bel ve sırt ağrıları, bağırsak tembelliği, dolaşım sorunları ve migren tipi baş ağrıları gibi şikâyetlere yönelik destekleyici bir uygulama olarak tanıtılmaktadır.

Yazıda, Andulasyon Terapisi’nin kan dolaşımını artırmayı ve metabolizmayı uyarmayı hedeflediği; kas, bağ dokusu ve diğer dokularda biriken hücresel atıkların uzaklaştırılmasına, hücrelerin yenilenme ve onarım faaliyetlerine katkı sağlayabileceği öne sürülüyor. Karın içi ve iç organ çevresindeki yağlanma konusunda da mekanik ve biyomekanik etkilerden söz ediliyor.

Metin, günde 15 dakikalık uygulamanın 2,5 saatlik yürüyüş ya da bir saatlik spor sonrasında hücrelerde üretilen enerjiyle eşdeğer enerji sağladığını ve araştırmaların bu yaklaşımı desteklediğini iddia ediyor. Ancak yazıda bu araştırmaların kaynakları ayrıntılı biçimde verilmediğinden, bu tür karşılaştırmalar doğrulanmış tıbbi sonuç veya tedavi garantisi olarak değerlendirilmemelidir.

Kızılötesi derin ısı (NIR) ve titreşim yaklaşımı

Uygulama programlarına infraruj, yani kızılötesi derin ısı etkisinin eşlik ettiği belirtilmektedir. Yazıya göre medikal infraruj ısı kan dolaşımını uyarır; sıcaklığın derin dokulara ulaşması damarların genişlemesine ve dolaşımın artmasına yardımcı olabilir. Isının gözeneklerin açılmasına, gevşeme ve rahatlama hissine katkı sağladığı da ifade edilir.

Hedefli kızılötesi derin ısı ve nazik titreşimlerin kas gerginliklerini azaltmaya, eklem ve omurga çevresindeki blokajları gevşetmeye yardımcı olduğu yönündeki anlatımlar kaynak metinde yer almaktadır. Uygulamaya ilişkin kişisel uygunluk ve sağlık durumu değerlendirmesi için sağlık uzmanına danışılması önemlidir.

andulasyon terapisi

Yazıda aktarılan araştırma değerlendirmesinde, hedeflenmiş kızılötesi derin ısıyla birleştirilen nazik titreşimlerin ağrıların hafiflemesine, kas gerginliğinin çözülmesine ve rahatlamaya yardımcı olabileceği belirtiliyor. Ayrıca sistemin patentli yöntemle üretildiği, Almanya’da üretildiği ve sertifikalı tıbbi ürün olduğu; kullanıcıların yüzde 93’ünde ağrı hafiflemesi bildirildiği ve 45.000’den fazla memnun müşteri bulunduğu ifade ediliyor. Bu istatistik ve ürün bilgileri kaynak yazının beyanlarıdır.

Örnek program paketi: zayıflama ve lenf akışı

Örnek paket, zayıflama ihtiyacına yönelik olarak tanıtılmış; selülit ve bağırsak sorunlarına da değinilmiştir. Program açıklamasında lenf akışının uyarılmasının metabolik atıkların uzaklaştırılmasını, venöz geri akışın desteklenmesini ve selülit oluşumunun önlenmesine yardımcı olabileceği belirtilir. Metabolizma aktivasyonu programı ise bacaklardaki ödem, sindirim sorunları ve kilo verme hedefleriyle ilişkilendirilmektedir.

İç organların çevresindeki yağlanmaya yönelik bölümde uygun frekanslarla bağırsak aktivitelerinin artırılmasının, iç organlardaki kan dolaşımının hızlandırılmasının ve mide kaslarının uyarılmasının amaçlandığı aktarılır. Kaynak metin, bu etkilerin yağlanma ve enflamasyon üzerinde rol oynayabileceğini ileri sürmektedir.

andulasyon terapisi

Andulasyon Terapi Sistemi programları

Temel programlar

  1. Isınma: Kasların gevşemesi için gerekli ısınmayı sağlamayı amaçlar.
  2. Derin kasların andulasyonu: Kas ağrıları ve gerginlikleri dindirmeye, metabolizmayı uyarmaya ve vücudu canlandırmaya yönelik olarak tanımlanır.
  3. Lenf sisteminin uyarılması (lenf drenaj): Lenf akışını ve venöz geri dönüşü desteklemeyi, metabolik atıkların uzaklaştırılmasına yardımcı olmayı hedefler.
  4. Impuls andulasyon: Kan dolaşımını uyarmak ve sertleşmiş kasların gevşemesine yardımcı olmak amacıyla kullanılır.
  5. Relaksasyon: Derin gevşeme ve stresin azaltılmasını, uyku düzeninin desteklenmesini amaçlar.
  6. Ayakta refleksolojik uyarılar: Bacak ve ayaklardaki dolaşım ve ağrı şikâyetlerine yönelik bir program olarak açıklanır; kan ve lenf dolaşımını hızlandırmayı hedefler.

Medikal programlar

  1. Kas gerginliklerinin azaltılması: Sırt bölgesi dâhil kaslardaki gerginlikler ve fibromiyalji benzeri yakınmalar için tanımlanmıştır.
  2. Kronik bel ve sırt rahatsızlıkları: Omurga bölgesinden kaynaklanan kronik ağrı ve siyatik yakınmalarında destek amaçlı belirtilir. Andulasyon terapisi bel ve sırt ağrıları için bir tedavi yerine geçmez; şikâyetlerin değerlendirilmesi için sağlık uzmanına başvurulmalıdır.
  3. Boyun bölgesindeki kasılmaların gevşetilmesi: Gerilim tipi baş ağrısı, migren veya omuz ağrısıyla ilişkili boyun kasılmalarına yönelik programdır.
  4. Kısıtlanmış eklem hareketleri: Kireçlenme, romatizmal hastalıklar ve osteoporozla ilişkili hareket kısıtlılıkları için sunulur.
  5. Derin kısa uyku: Rahatlama yoluyla stres ve tükenmişlik hissini azaltmayı hedeflediği belirtilir.
  6. Metabolizmanın aktivasyonu: Ödem ve sindirim sorunları ile kilo verme hedefleri kapsamında açıklanır.
  7. Spor sonrası rejenerasyon: Spor veya bedensel çalışma sonrasında oluşabilecek kas ağrılarının azaltılmasına yönelik olarak tanıtılır.

Tıbbi programlar

  1. İç organların etrafındaki yağlanma: Bağırsak aktivitesi, iç organlardaki dolaşım ve mide kaslarının uyarılmasıyla ilişkilendirilir.
  2. Derin gevşeme: Uyku sorunu, halsizlik ve yorgunluk yaşayan kişiler için rahatlama ve stresin azaltılması amacıyla açıklanır.
  3. Kalp-damar sistemi üzerinde etki: Dolaşımın ve oksijenin vücutta dağılımının desteklenmesine yönelik bir program olarak tanımlanır.
  4. Şiddetli akut ağrılar: Bel ve baldırda kasılmayla seyreden akut ağrıları hafifletme amacıyla belirtilir.
  5. Uyku bozuklukları: Günlük yaşam gerginlikleriyle ilişkilendirilen uyku sorunlarında rahatlama hedeflenir.
  6. Dokulardaki kasılmaların gevşetilmesi: Farklı doku katmanlarındaki gerginlik ve blokaj hissine yönelik olarak sunulur.
  7. Stresle baş edebilme: Stres oluşturan etkenlere karşı rahatlama ve tolerans geliştirme amacıyla tanımlanır.

Andulasyon terapisi hangi rahatsızlıklarda kullanılır?

Kaynak yazıda sistemin destek amaçlı kullanılabileceği belirtilen şikâyet ve durumlar şunlardır:

  • Artrit, artroz, osteoporoz ve romatizma
  • Omurga, bel ve sırt ağrıları; disk kaymasına bağlı ağrılar, dejeneratif omurga hastalığı, lumbago ve siyatik
  • Lomber sendrom, miyelopati, omurga darlığı ve spondilit
  • Kas ağrıları, fibromiyalji, ense kasılmaları ve diğer kasılmalar
  • Kalp-dolaşım sorunları ve ateroskleroz
  • Sinir sistemi hastalıkları, Parkinson ve polinöropati
  • Strese bağlı şikâyetler, gerilim, stres ve gevşeme ihtiyacı
  • Deri hastalıkları, dekubitus ve lenf tıkanıklığı (lenfödem)

Bu liste, yazıda yer alan kullanım alanlarının aktarımıdır; Andulasyon Terapisi hastalık tanısı koymaz ve doktor tarafından önerilen tedavilerin yerine kullanılmamalıdır. Uygunluk, özellikle kronik hastalıklar veya devam eden ağrı söz konusu olduğunda, sağlık uzmanıyla değerlendirilmelidir.

andulasyon terapisi

Flora Sağlıklı Yaşam Merkezi

Acıbadem Caddesi, Şamfıstığı Sokak No: 50
Acıbadem, Kadıköy, İstanbul
0216 33 00 500

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

andulasyon terapisi

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Lâ tahzen / Üzülme..


Lâ Tahzen... (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;



Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma...

Images

Sevgi Açlığı ve Farkındalık – İçinizdeki Çocuğu Sevin

Sevgi, Sevgi, Sevgi: Ruhumuzun Temel Gıdası

Fiziksel bedenimizi doyuramadığımızda nasıl rahatsızlık ve huzursuzluk hissediyorsak, ruhumuzu doyuramadığımızda da aynı şekilde huzursuzluk hissederiz. Buradaki en büyük sorun; fiziksel bedenimizi doyurmak için bizi doyuracak şeyin hangi yiyecekler olduğunu bilirken, ruhsal olarak gerçek açlığımızın ne olduğunu bilememektir.

Bedenimizin de ruhumuzun da istediği tek şey kendini iyi hissetmektir. Temel istenilen şey iyi hissetmektir. Yaşamımız boyunca bizi iyi hissettirecek şeylerin peşinde koşarız.

Yanlış yaptığımız şey ise mevcut hâlimizle iyi hissetmek yerine, bizi iyi hissettirdiğini düşündüğümüz şeylerin peşine takılmamızdır.

Duygularımızın farkında olmadığımız için ya da duygularımızı kapattığımız için hislerimizin gerçek anlamlarını göz ardı etmekteyiz.

Bedenimiz çok açken açlığını gidermek için önümüze ne gelirse yeriz. Sağlıklı ya da hijyenik olup olmadığına bakmayız. Ruhumuz da aynı şekilde çalışır. Aç olduğunda ilk önüne gelenden bunu karşılamaya çalışır. Bunu karşılamaya çalışırken çocuklukta, özellikle 0-6 yaş arasında öğrendiği yöntemleri kullanır.

Ruhun temel gıdası sevgidir. Sevgi soyut bir kavramdır. Birçok somut davranışın birleşiminin genel bir tanımıdır. Örneğin ilk doğum esnasında sarılmak, sevginin anneden bebeğe akış şeklidir. Bebek doğum sonrası bir anda farklı bir boyuta geçmiştir. Bu geçiş sırasında kendisini güvende hissettirecek şey ise ona sıkı sıkıya sarılan annesidir. Bu durum onun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur. Kendini güvende hissettiği için de kendini iyi hisseder.

İlk sevgi tohumları atılmış olur. Devamında beslenilmesi ona kendini iyi hissettirir. Algıları açıldıkça onunla ilgilenilmesi, konuşulması, ona gülünmesi onun sevgi tanımını oluşturur. Anne ve babanın temsil sistemlerine ve sevgiyi hissediş biçimlerine göre ona sevgi aktarımı yapılır.

Bir süre sonra anne ve babasının ona sevgi aktarım yöntemi, onun kendini iyi hissetmesinin temel anahtarını oluşturur. Büyüdükçe bu davranış biçimleri onda iyice çapalanır ve alışkanlık boyutuna gelir.

Onun öğrenme dönemi, yani bilinçaltı haritalarının oluşma dönemi olan 0-6 yaş aralığı, bir çocuğun en çok sevildiği zamanlardır. Çünkü bize muhtaç olan küçük bir canlıyla ilgilenmek bize kendimizi iyi hissettirir. Aslında çocuklar bizim zamanımızı keyifli geçirmemizi sağlayan canlı oyuncaklarımızdır. Birçok aile çocuğu evliliklerinin kurtarıcısı ve neşesi olarak düşünüp ister.

İnsanoğlu olarak sürekli gelişen ve hareketli bir varlık olduğumuz için sürekli yeniliklerin peşinde koşmaktayız. Her yeni şey bizi heyecanlandırırken bir süre sonra eski heyecan kalmaz. İlgimiz azalır.

Ve bu durum çocuklar için de aynıdır. Örneğin aileler ilk çocuklarının üzerine aşırı düşerken ikinci çocuğa o kadar ilgi göstermezler, üçüncüden sonra ise daha rahat davranırlar.

İlgimiz azaldığında çocuklar da ihtiyaçları olan sevgiyi almak için birçok yöntem deneyerek sevgiyi nasıl elde edeceklerini öğrenirler. Bu dönem çok önemlidir. Onların ileride sevgiyi elde etme yöntemlerinin oluştuğu dönemlerdir. Eğer yeterince doyurulamazsa ileriki yıllar onun için sorunlu bir dönem olacaktır. Zayıf kas ve vücut bedeni taşımakta zorluk çekeceği gibi, yeterli beslenmemiş ruh da aynı sıkıntıyı yaşayacaktır.

Kendini beslemek için sevgi aramaya başlar. Sevgiyi ararken de bildiği somut yöntemleri kullanır. Ancak içindeki sevgi ihtiyacı, onun sevgi ararkenki seçiciliğinin temel noktası olacaktır.

Ruh sevmek ve sevilmek ister. Aynen beden çok açken yiyecek seçmediğimiz gibi, ruhumuz da çok açken gıdasını seçme lüksüne sahip değildir. En yakınındakilerden ya da ilk önüne çıkandan bunu karşılamaya çalışır. Temel odağı sevgi ihtiyacının karşılanmasıdır.

Özellikle vücudumuzun fiziksel değişim zamanlarında, bilinmeyenin vermiş olduğu rahatsızlıkla güvenilecek bir dal ararız. Ve bu dönemde etrafımızdaki tüm somut işaretleri sevgi olarak algılarız. Gördüğümüz her şeyi sevgi olarak algılarız. Odağımızda bulunan tek şey odur. Ve odağımız ile o kadar meşgulüzdür ki beynin silme ve çarpıtma yöntemlerini kullanarak arkadaki tehlikeleri ya da sıkıntıları görmezden geliriz.

Ortada ruhun sevgi açlığı vardır. Sevgi açlığı ve kabullenilme ihtiyacı varken kimse karşı tarafın görünen yüzünün arkasına bakmaz. Ne iş yaptığına, nasıl bir karaktere sahip olduğuna bakmaz. Bakılan tek şey açlığın doyurulmasıdır. Bakılan tek şey sevgi açlığına hitap şekilleridir.

Kimisi dokunarak, kimisi sarılarak, kimisi iltifat ederek, kimisi sevdiğini söyleyerek içimizdeki sevgi enerjisini titreştirdiğinde her şey bitmiştir. Artık çapa oluşmuştur.

Azalan fayda kavramına göre ihtiyaç karşılandığında ona duyulan ihtiyacın şiddeti de gitgide azalır. Çölde de kutuplarda da içilen her bir bardak su, gitgide ilkinin verdiği tatmini vermeyecektir.

Ve bu durum duygularımızda da böyledir. Açken alınan sevgi algısı ile aç olmadığımızda hissettiğimiz durumdaki sevgi algısı değişecektir. Ancak insanoğlu canlı bir varlıktır ve sürekli devinim içinde olduğu için yiyecek ve sevgiye sürekli ihtiyaç duyacaktır. Karnı doyduğunda gözü açılıp başka şeyleri görmeye başlarken, bir süre sonra yeniden acıkınca odağını tekrar kendini doyurmaya çevirecektir.

Bir süre sonra güzel söz ve iltifatla açlığın bir kısmı doyurulduğunda, bu kez karşısındaki insana farklı boyutta bakmaya başlayarak ondaki kusurları görmeye başlayacaktır. Karşısındaki insan, onun sevgi açlığını doyuran kusursuz kişiden gerçek insan boyutuna geçecektir.

Ve kendini ön plana almaya başladığında sürtüşmeler başlayacaktır. Karşı taraf bu duruma tepki gösterip geri çekilecektir. Geri çekilme sonrasında akan sevgi enerjisi kesildiği için sevgi açlığı yeniden ortaya çıkacaktır.

Sevgi açlığını gidermek için yeniden sevgi aramaya başlayacaktır. Bu konuda yeterince yakıtı yoksa acil hayatta kalmak için bildiği yollardan beslenmeye çalışacaktır. Yeniden o sevgiyi alabilmek için maruz kaldığı, kendini değersiz hissettiren davranışlara razı olup yeniden birliktelik için adım atacak ve o kişiyi yeniden hayatına kabul edecektir.

Şanslı olanlar ya da çocukluğunda yeterince sevgi alanlar başka sevgi kanalları bulup yeni bir ilişki için adım atma gücünü kendilerinde bulurlarken, bunun farkında olamayanlar aynı döngü içerisinde kurban rolü oynamaya devam edecek ve bir süre sonra artık bağımlı hâle gelecektir.

Bireysel danışmanlık yaptığım kişilerde ilk zamanlar bu durumu anlamakta zorluk çekiyordum. İnsanların kendilerine şiddet uygulayan, hakaret eden, kendilerini pire gibi gören insanlarla hâlâ birlikte olmaları çok garibime gidiyordu. İnsanlar kendi güçlerini birilerinin eline teslim edip sonra da o kişiden merhamet bekliyorlardı.

İnsanlarla konuştukça bu durumun sevgi açlığından kaynaklanan bir bağımlılık olduğunu anladım. Yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı bir öğrenim şekli oluşmuş ve durum çapalanmıştı. Ve bu durum tekrar edildikçe çapa perçinlenip bağ kuvvetleniyordu. Daha sonra o bağı koparmak çok zor bir olaydı. Başka bir yöntem bilmediği için yalnız kaldığında sudan çıkmış balık gibi oluyordu.

Sevgi, bize kendimizi iyi hissettiren soyut bir tanımdı. Ve bize kendimizi iyi hissettiren her olay sevgiyle tanımlandığı için aranan bir şeydi. İşin ilginci, biz doğduğumuzdan itibaren onu hep dışarıda arıyorduk.

Aslında biz de bu kâinatın bir parçasıydık ve bizim içimizde o sevgi vardı. Bedenimizi kendi kendimize doyuramazdık ama ruhumuzu doyurabilirdik. Yapmamız gereken, kendi içimizdeki sevgi enerjisini açığa çıkarmaktan geçiyordu.

Nasıl ki karnımız çok açkenki durum ile hafif tok olduğumuzdaki durum farklı oluyor ve birinde kuru ekmeğe bile razı olurken diğerinde yiyeceğimiz yemeği seçiyorsak, ruhumuzun açlığına da bu kapsamda bakmamız gerekiyor.

Ruhumuz sevgi açlığı çekerken önüne gelenden sevgi dilenirken, sevgi yönünden biraz şarj olduğunda seçim yapmaya başlayacak, kendisi için uygun olmayan durumları daha kolay görüp reddedebilecektir.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Tabii ki kendimizi severek bunu yapabiliriz. Kendi içimizdeki sevgi enerjisini ortaya çıkarmak için kendimizi sevmemiz gerekiyordu. Önce duygularımızın farkında olmamız, soyut olan her şeyi somuta çevirmemiz gerekiyordu. Sevgiyi oluşturan alttaki somut davranışların farkına varmamız gerekiyordu. Yanlışlıkla sevgi diye adlandırdığımız bazı davranışlardan vazgeçmemiz gerekiyordu ki içimizdeki sevgi enerjisi ortaya çıksın.


KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.


Aynanın karşısına geçip kuru kuruya “Seni seviyorum.” demek, içindeki sevgi enerjisini ortaya çıkarmaya yetmiyordu. Söylemek dil olarak doğruydu ama sözcükler içeride bir yerlere dokunduğunda titreşim yaratarak dönüşüm yaratmaktadır. Herkesin anladığı dil farklı olduğu için devreye temsil sistemleri giriyor ve herkeste aynı etkiyi yaratmıyordu.

Sevgiyi yürekten hissettirecek bir şeyler olmalıydı ki değişim köklü ve kalıcı olsun. Çalışmalarımda, özellikle yüz yüze seanslarımda şunu fark ettim ki transa soktuktan sonra doğum anına gönderdiğim kişilere yeni doğmuş kendi hâllerine sarılmalarını söylediğimde bunu derinden hissediyorlardı.

Oradaki yeni doğmuş bebeğin ihtiyacı olan güven duygusu sarılmakla karşılanıyordu. Ve yeni doğmuş her bebekte bu etkili olacaktı. Sevgiyi somut hâle getirmiştim. Danışanlarıma bunu her sabah ya da akşam yapmalarını söylediğimde olumlu dönüşümler aldım.

Devamında aslında bunun diğer yaşlardaki hâlimize de uygulanabileceğini fark ettim. Yapmamız gereken, bize kendimizi iyi hissettiren ve sevgi diye adlandırdığımız somut davranışı bulmaktı.

Kimisinde bu sarılmakken, kimisinde “Seni seviyorum.” demekti; kimisinde ise onunla ilgilenmek ya da gözlerinin içine bakmaktı.

Ve bunu yaptıkça bir başka yansıması affetme boyutunda ortaya çıkıyordu. Sevdiğimiz kişiye karşı daha toleranslı davranıp onu daha kolay affettiğimiz için, kendimizi sevmeye devam ettikçe kendimizi de daha kolay affedebiliyorduk.

Yaptığımız şey bilinçaltına sevgi ihtiyacını karşılamanın yeni bir yöntemini öğretmekti. Her ne kadar istenmeyen çocuk da olsa, farklı cinsiyet beklentisi de olsa yeni doğmuş bebeği — bazı istisnalar olsa da — herkes seviyordu. Ortada saf, somut bir eylem ve sonuç vardı. Tabii ki etkisi de kuvvetli oluyordu.

Ruhumuzu kendimiz besleyerek, içimizdeki çocuğu severek aslında aynı anda birçok kilit noktayı çözümlüyorduk. Bakış açımız değişiyordu. Kendimizi sevilecek birisi olarak gördüğümüzde, içimizdeki değersizlik inancı ile mücadele etmek daha kolaylaşıyordu. Kendimiz için bir şeyler isteme ve yapma konusunda daha istekli oluyorduk.

Özellikle sabah uyanır uyanmaz yapılan çalışma, güne daha zinde ve daha enerjik başlamaya imkân tanırken aynı zamanda ruhsal doygunluk nedeniyle daha toleranslı ve rahat bir bakış açısı sağlıyordu.

Kendim için bu durumu elimin üzerine çapaladım. Gün içerisinde fırsat buldukça 3-5 dakika hemen o noktaya dokunup oraya gidiyorum. Oradaki çocuğun annesi ve babası tarafından sevildiğini hissetmek hemen büyük bir rahatlama ve yüzüme harika bir gülümseme getiriyor. Bu gerçekten harika bir durum.

Yapılması gereken şey aslında çok basit:

Sakin bir yerde oturup nefesinize odaklanın ve her nefes alışverişinizde vücudunuzun gevşeyip rahatladığını hissederken zihninizin sakinleşmesine izin verin.

Devamında doğum anınıza ya da çocukluğunuza gidin ve oradaki çocuğun anladığı dille onu sevin.

Doğum anındaki hâlinize sarılın. Annesinin ve babasının ona sarıldığını imgeleyin. Üç yaşındaki hâlinizle oyun oynayın, ona hediyeler alın, sevdiğinizi söyleyin.

Onun içine sevgi tohumunu ekin.

Devamında her gün o tohumun büyümesi için onu aynı şekilde besleyin. Tohumun büyümesi için yağmur olun, güneş olun. Onu her gün mutlaka besleyin.

Fidanın büyümesi esnasında zaman zaman onun yere daha kuvvetli tutunması için rüzgârlara maruz kalacaktır. Bunun farkında olun ve sizi sallayan her rüzgârı sevgiyle kabul edin. Daha fazla güçlenmesi için daha fazla besleyin.

Siz onu ısrarla besledikçe o sevgi fidanı büyüyüp meyve vermeye başladığında, etrafınızda onun yansımalarının harika olduğunu göreceksiniz.

Evet, her an, her gün yeni bir başlangıçtır. Siz de kendiniz ve hayatınız için bir değişiklik yapabilir ve içinizdeki küçük çocuğun içine sevgi tohumu ekebilirsiniz. Ve onu her gün besledikçe harika bir değişime ve harika bir geleceğe yelken açacaksınız.

Bunu istersiniz, değil mi?

Öyleyse içinizdeki çocuğu sevin!

Ona sarılın!

Ona sevdiğinizi söyleyin!

Onunla oyun oynayın!

Ona hediyeler alın!

Onu şımartın!

Şimdi yapın!

Hemen yapın!

Sevgiyle,

Halis Şahiner


Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için

Kitaplarımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

Kontrol Sende – Çekim Yasası ve Bilinçaltı Dönüşüm Rehberi Kitabı – 2019 – 2. Baskı

KONTROL SENDE

İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN

Çekim Yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi

Düzenlenmiş İkinci Baskı


Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

Daha İyi Bir Yaşam İçin

BİLİNÇLİ YARATMA SANATI


Kitapları Temin İçin: cekimyasasi@hotmail.com

Tel/WhatsApp: 0 553 06 00 464

Web sitesi: www.halissahiner.com

Images

21 Günde Düşünce Detoksu

“Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız.”

“Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca … yolculuğa çıkıyorsun. Düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.”

Images

Kelebekleri Özgürleştirmek: İstenmeyen Çocuk Duygusu

Kendimizi değersiz hissetmemizin nedenlerini anlamaya çalışırken geçmişte yaşanan olaylara ve aile ilişkilerine de bakarız. Bu yazıda, istenmeden gerçekleşen bir hamilelik ve annenin içinde bulunduğu koşulların çocukta nasıl algılandığını konu alan bir regresyon çalışmasını paylaşıyorum. Aşağıdaki anlatım, seans sırasında danışanın deneyimlediklerini ve benim yorumlarımı aktarır; ortaya çıkan sahneler tek başına geçmişte yaşananların nesnel kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.

İstenmeyen çocuk duygusu, kişinin kendisini kabul görmemiş, yalnız ya da değersiz hissetmesiyle iç içe geçebilir. Bu duygunun her insanda aynı şekilde yaşanacağını söylemek mümkün değildir. Paylaştığım çalışma, bir danışanın kendi yaşamındaki örüntülere nasıl baktığını anlatan kişisel bir seans öyküsüdür.

Danışanın yaşamında başarı ve ilişkiler

Danışanım 39 yaşlarında, bekâr bir kadındı. Yüz yüze yaptığımız çalışmaya, hedefleri ve ilişkileri konusunda yolunda gitmeyen şeyler olduğunu düşündüğü için katılmıştı. Özel sektörde çalışıyordu; öğretmen olmak istiyor, ancak mezun olduğu bölümden yeterince atama yapılmadığı ve 40 yaşına yaklaştığı için bu hayalin artık gerçekleşmeyeceğinden korkuyordu.

İlişkiler konusunda da sıkıntı yaşıyordu. Bir kez nişanlanıp ayrılmış, sonrasında uzun süreli bir ilişki kuramamıştı. Ailenin en küçük çocuğuydu. Okul yıllarında başarılı, birincilikler kazanan bir öğrenciydi. İlkokul öğretmeni, sınıf arkadaşlarından birinin sorumluluğunu ona vermiş ve öğretmenlik yapmasını istemişti. Başarı, zamanla yaşamında vazgeçilmez bir yere yerleşmişti.

istenmeyen çocuk

Babasıyla kurduğu yakınlık da anlattığı önemli konulardan biriydi. Çocukken sık sık babasının kucağına oturur, hastalandığında babası yanına gelince kendisini daha iyi hissederdi. Bu yakınlığın çocuklukta ve üniversite yıllarında da sürdüğünü, zaman zaman bugün bile tekrarlandığını belirtti.

Geçmişte babasının başka bir kadınla ilişkisi gündeme gelmişti. Danışanım, bu kadının babasına zarar vereceğini söylediğini ve bir süre sonra babasının işlerinin kötüye gittiğini anlatıyordu. Olayların birbirini izlemesi, kadına karşı yoğun öfke ve kızgınlık duymasına neden olmuştu. Kendi ilişkilerinde de başka bir kadının ortaya çıkıp erkeği ayartacağı ve ilişkinin bozulacağı beklentisini fark ettim. Benim yorumumla, bu yaşantı zihninde güçlü bir çapa oluşturmuştu.

Yalnızlık duygusuna doğru regresyon çalışması

Danışanım ailesindeki olaylara sık sık müdahil oluyor ve kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu. Çalışma sırasında ailedeki rollerin karışmış olabileceğini; zaman zaman çocuk rolünden çıkıp aile reisliği ya da annesinin rolünü üstlendiğini düşündük. Nereden başlayacağımızı belirlemek için regresyon terapisi çalışmasında, kendisini seansa getiren duyguyla bağlantı kurmasını istedim.

Danışanım midesinde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir rahatsızlık hissetti. Bu duyguya odaklanmasını ve geçmişteki bağlantılı bir sahneye gitmesini istediğimde, 5-6 yaşlarında olduğu bir anı anlattı. Anne ve babası misafirliğe gitmiş, kardeşleri evde kalmıştı. Üç kardeşi birlikte oynarken o ayrı durup onları seyrediyordu. Yaramazlık yaptıklarında babalarına şikâyet etmekle tehdit etmiş; bunun üzerine ablası ona bıçak atmış ve burnu kanamıştı.

istenmeyen çocuk

O sahnedeki kızın ne hissettiğine baktığımızda, danışanım kendisini kardeşlerinden ayrı, yalnız ve tek başına hissettiğini söyledi. Güvenebileceği kimse olmadığını düşünmesi, başarılı olmayı ve kimseye muhtaç olmamayı yaşam felsefesi hâline getirmişti. Başarıyla kendisini göstermek istiyordu. İlkokul öğretmeninin ona verdiği sorumluluğun da başarı duygusunu beslediğini düşündük.

Yalnızlık duygusuna odaklandığımızda çalışma sırasında anne karnında, yaklaşık altı aylık olduğu bir sahne belirdi. Danışanımın aktardığına göre annesi ve babası tartışıyor, annesi ailedeki yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere bakmak zorunda olduğu için hamileliği sürdürmek istemediğini söylüyordu. Danışanım, o sahnedeki algısının bu gerekçeyi anlamadığını; yalnızca istenmediğini hissettiğini ifade etti. Bu anlatı üzerinden, istenmeyen çocuk duygusunun onda yalnızlık hissiyle bağlantısını ve babasına yönelen yoğun yakınlığı ele aldık.

Sevgi algısını yeniden kurmak

Çalışmada, danışanımın annesinin sevgisini hissettiği bir sahneyi bulmasına yardımcı olmayı amaçladım. Onu imgeleminde doğum anına götürerek annesinin kucağında olduğunu düşünmesini ve annesinin gözlerine bakmasını istedim. Danışanım, annesinin gözlerinde sevgi gördüğünü söyledi. Ardından babasının kucağında olduğunu hayal etti ve onun gözlerinde de sevgi algıladığını belirtti.

istenmeyen çocuk

Sonra imgeleminde anne karnındaki bebeğin yanına dönmesini ve altı aylık hâlini doğum anına getirmesini istedim. Yetişkin danışan, anne karnındaki hâli ve yeni doğan hâli aynı sahnede buluştu. Danışanım, annesinin gözlerindeki sevgiyi görmenin kendisinde rahatlama yarattığını ifade etti. Ardından ilk gittiğimiz oyun sahnesine döndük. Bu kez kardeşleriyle birlikte oynadığını; kendisini onların bir parçası olarak gördüğünü anlattı. Benim yorumumla, yalnızlık ve sevgi açlığına ilişkin algısında farklı bir kapı aralanmıştı.

istenmeyen çocuk

Aile rolleri, sınırlar ve kendi hayatına yönelmek

Seans sırasında, danışanımın babasına duyduğu yakınlığın ilişkilerini etkileyebileceğini düşündük. Babasının yanında güvende hissetmesi, başka bir erkeği hayatına kabul etmeyi sanki babasına ihanet etmekmiş gibi algılamasına yol açıyor olabilirdi. Danışanım, bazı ilişkilerinde karşısındaki kişiyi uzaklaştırdığını ve ardından kendisini cezalandırır gibi sıkıntı yaşadığını fark etti. Bunlar, seans içindeki değerlendirmelerimizdi; tek bir açıklamanın bütün ilişki güçlüklerini açıkladığı anlamına gelmiyordu.

Ailedeki roller üzerine çalışırken danışanım imgeleminde kendisini doğum anına götürdü ve şu cümleleri seslendirdi: “Yaratan beni kadın olarak yarattı. Ben cinsiyetimi kabul ediyorum. Ben kadınlığımı kabul ediyorum. Ben kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.” Sonrasında annesiyle arasındaki bağı temsil eden bir kordonu kesme imgelemesi yaptık. Annesine teşekkür etmesini, kendi sorumluluklarını kabul edip annesine ait olduğunu düşündüğü duyguları ona iade etmesini ve ikisini de özgür bırakmasını istedim. Ardından babasıyla benzer bir çalışma yaptı. Babasıyla arasındaki bağı kesme imgelemesinden sonra büyük bir rahatlama hissettiğini söyledi.

Danışanımın kendi geleceğine doğru yürümesini istediğimde, imgeleminde önce yeşilliklere, sonra deniz kıyısındaki bir yere ulaştı. Bu yer çocukluğunda hayalini kurduğu bir yerdi. Orada, öğretmenlikten çok büyük bir şirkette yönetici olmayı hayal ettiğini fark etti. Belki de öğretmen olma fırsatlarının önünde, fark etmediği başka istekler bulunuyordu. Çalışmada karşılaştığımız diğer yaşlardaki hâllerini de bu sahneye çağırdı; birlikte oyun oynayıp gelecek planları yaptıklarını imgeledi.

Seans sonunda rahatlamış ve enerjisinin değiştiğini hissettiğini belirtti. Bir sonraki çalışmaya kadar, fırsat buldukça küçük hâlini sevgiyle hatırlamasını ve hayal kurduğu özel yere dönmesini önerdim. Ayrıca şu olumlamaları kullanmasını istedim: “Ben dişiyim. Sağlıklı ilişkiyi hayatıma sevgiyle kabul ediyorum. Sağlıklı cinsel yaşamı sevgiyle hayatıma kabul ediyorum.” Bu öneriler seans bağlamında danışanımla paylaştığım çalışmalardı; herkes için uygun ya da tek başına yeterli bir yöntem olarak düşünülmemelidir.

Sonraki telefon görüşmelerimizde danışanım, kendisini daha rahat hissettiğini ve çevresindekilerin de değişimini fark ettiğini söyledi. Bu, değişimin tamamlandığı anlamına gelmiyordu. Babasıyla ilişkisinde baba-kız rollerinin belirginleşmesi, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını tanıması ve başarı odaklılığını dengelemesi üzerinde çalışılması gereken konular olarak duruyordu. Değişim bir süreçti; farkındalığının artmasının bu sürece katkı sağlayacağına inanıyordum.

Sevgiyle,
Halis Şahin

KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?

KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN

istenmeyen çocuk

Detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Images

Bugün Kendiniz İçin Küçük Bir Şey Yapın: Kendinizi Affetmeyi Seçin

Bugün kendiniz için küçük bir şey yapın. Kendinizle barışmayı, kendinizi affetmeyi seçin. Enerjinizi geçmişte değiştiremeyeceğiniz şeylere kızmak yerine, sizi ileriye taşıyacak bir adıma yönlendirin.

Kendini affetmek neden zor gelir?

Birçok insan için kendini affetmek zordur. Bunun nedenlerinden biri, geçmişteki kendimizi bugünkü zaman ve mekândan, bugünkü bilgi ve deneyimimizle yargılamamızdır. Oysa arada yalnızca zaman değil, bilinç ve tecrübe farkı da vardır.

Images

Tadıyla için hayatı.

Tadıyla için hayatı.

Soğutmadan sevgileri,


Soğutmadan sevdaları,


Soğutmadan dostlukları,


Yaşayın doyasıya.


Seviyorsanız koşun ardından,


Beş dakika bile zaman yok.


Kırmadan incitmeden sevin insanı.


Kırmaya zaman yok.


Çayınız bardakta soğumadan,


İçin çayınızı zaman geçiyor.


Yaşamamak yüreklere zarar.


                               Can Yücel