Geçenlerde bir kırtasiyede, para çalışmasıyla ilgili bir metnin fotokopisini çektiriyordum. Kâğıttaki sorular kırtasiyedeki kadının dikkatini çekti. Para hakkında aklına gelen ilk şeyi sorduğumda, “Ondan nefret ediyorum. Ama onun için çalışmak zorundayım; çocuklarımın ihtiyacı var,” dedi.
Bir an durup ona şunu sordum: “Nefret ettiğin bir şey hayatında olsun ister misin? Sen, senden nefret eden birinin hayatında kendine yer bulabilir misin?” Ardından ekledim: “Eğer parayı hayatında istiyorsan onunla arkadaş, dost olmalısın ki seni terk etmesin.”
Bu konuşma bana, pek çok kişinin para ve yaşam ilişkisini benzer biçimde gördüğünü düşündürdü. “Para için çalışıyorum,” derken yaptığımız şeyin, nihayetinde istediğimiz hayatı kurmaya hizmet edebileceğini gözden kaçırabiliyoruz.
Para ve yaşam ilişkisine hangi gözle bakıyorsunuz?
Yaşamımızda yaptığımız pek çok şey, gerçekleştirmek istediğimiz hayata hizmet eder. Para da istediğimiz yaşamı kurmayı kolaylaştıran araçlardan biridir. Para kazanmanın kendisini tek amaç gibi gördüğümüzde, onunla ilgili duygularımızı ve asıl neyi seçmeye çalıştığımızı fark etmeyebiliriz. Para hakkındaki olumsuz düşünceler, bu ilişkiye nasıl baktığımızı ve seçimlerimizi etkileyen bir referansa dönüşebilir.
Para kazanmak için çalıştığımızı düşünürken, aslında kendimiz için çalışıyor olabiliriz: Kurmak istediğimiz yaşam, sahip olmak istediğimiz imkânlar ve kendimiz için seçtiğimiz yön adına. Bu bakış, emeğin ve paranın önemini yok saymaz; yalnızca onları hangi yaşamın parçası olarak gördüğümüzü sorgulamamıza alan açar.
Her şeyi kendimiz için mi yaparız?
Bu yazıda üzerinde durduğum temel düşünce şu: Yaptıklarımızı yalnızca başkaları için yaptığımızı sanmayalım. İnsan, kimi zaman sahip olmak istediği kimlik, kişilik ve etiketler için de çaba gösterir. Bir erkeğin aile reisi olarak eve para getirmesi, çocuklarına iyi bir eğitim imkânı sunmaya çalışması; kendisi için kurmak istediği dünyayla, toplumdaki yeriyle ve nasıl bir baba ya da eş olmak istediğiyle de bağlantılı olabilir.
İyi bir baba, çocuklarıyla ilgilenen bir baba kimliği, çocuklara ve onlara sunulmak istenen imkânlara dair seçimlerle şekillenir. Kadınlar için de durum benzer biçimde düşünülebilir: Kişi, sahip olmak istediği kimlikler ve kendisi için anlam taşıyan değerler doğrultusunda hareket eder. Burada amaç, herkesin motivasyonunun aynı olduğunu söylemek değil; “Bunu kimin için yapıyorum?” sorusuna kendi cevabımızı dürüstçe aramaktır.
Fark etmemiz gereken temel nokta, yaptığımız şeylerin başkaları kadar kendimizle ve yaratmak istediğimiz hayatla da ilgili olabileceğidir. Bir şeyi yapmamaya direndiğimizde, bazen kendimize ve seçmek istediğimiz yaşama da direnç gösteririz. Hayatta direnç göstermek her zaman dışarıdaki bir engelden kaynaklanmayabilir; kendi isteklerimiz hakkında taşıdığımız varsayımlar ve referanslar da bizi durdurabilir.
İstediğim hayatı yaratmaya neden direniyorum?
Bu soruya hemen bir cevap vermek zorunda değilsiniz. Önce bir adım geri çekilip yaşamınıza mümkün olduğunca objektif bakın. Kendinize aşağıdaki soruları yöneltin; yanıtları doğru ya da yanlış diye yargılamadan, gerçekten ne düşündüğünüzü fark etmeye çalışın:
- Yaşamınızda neleri olmaya, yapmaya ya da sahip olmaya direniyorsunuz?
- Neleri anne, baba, patron, eş, çocuk ya da para için yaptığınızı düşünüyorsunuz?
- Bu alanlarda, kendinizle ilgili doğru olabilecek hangi şeyleri görmeyi reddediyorsunuz?
- Başkaları için değil de kendiniz için yaşadığınızı ve yaptığınız şeylerin sizin seçimlerinizle de ilgili olduğunu fark etseydiniz, nasıl davranırdınız?
- Yaşamınızda sizin için en önemli olan şeye kendiniz özen gösterseydiniz bu nasıl görünürdü? Kim olurdunuz, nasıl bir hayatınız olurdu?
- Bugün, hemen şimdi, istediğiniz yaşamı yaratmak için neyi seçebilirsiniz?
Bu soruların amacı kendinizi suçlamak değil; hangi referanslarla hareket ettiğinizi görmenize yardımcı olmaktır. Belki de değişmesi gereken ilk şey, kendinize anlattığınız hikâyedir. Daha başka neler mümkün?
Halis Şahiner
KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN




0 yorum: