Images

Adam ve Kelebek Hikayesi: Rüya, Dünya ve Gerçeklik

Evvel zaman içinde, çok sıcak bir yaz gününde, uzun bir yolculuğa çıkmış iki yorgun adam dinlenmek için nehir kıyısında durur. Genç olanı kısa süre içinde uykuya dalar. Onu seyreden arkadaşı, uyuyan adamın aralanmış dudaklarının arasından küçük bir yaratığın çıktığını görür: Gözlerin şimdiye kadar gördüğü en güzel kelebeklerden biridir bu.

Kelebeğin nehir kıyısındaki yolculuğu

Kelebek, nehrin üzerindeki küçük bir kara parçasına süzülür ve bulduğu çiçeğin nektarını içmeye başlar. Ona devasa büyüklükte görünen bu adacığın çevresinde, güneşin ve hafif rüzgârın tadını çıkarırcasına dolaşır. Bir süre sonra kendi cinsinden başka bir kelebekle karşılaşır; birlikte, kur yaparcasına uçarak dans ederler.

Bir dalın üzerine konan kelebek, az sonra parlak çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın çevresinde uçuşan böceklere katılır. Bir süre böyle geçer. Bu sırada uyanık olan avare seyyah, nehirdeki adacığa doğru bir taş fırlatır. Suyun dalgalanmasıyla sıçrayan bir damla kelebeğe isabet eder. Kelebek düşecek gibi olur; güçlükle de olsa üzerindeki damlayı silkeleyip kanatlarını yeniden çırpar.

Son süratle uyuyan seyyahın ağzına doğru uçar. Ancak adam yerden aldığı bir yaprağı arkadaşının yüzüne tutar ve kelebeğin ne yapacağını merakla izler. Kelebek dehşet içinde engelin üzerine defalarca atılır; uyuyan seyyah homurdanır. Sonunda yaprağı tutan el gevşeyince minik yaratık açık dudakların arasından içeri girer. Kelebeğin içeri dalmasıyla uyuyan adam uyanır ve silkelenerek oturur.

Uyuyan adamın gördüğü rüya

Adam, arkadaşına biraz önce korkunç bir kabus gördüğünü anlatır. Rüyasında sakin ve huzurlu bir kalede yaşamaktadır; fakat sıkılıp çevresini keşfetmek için dışarı çıkar. Sihirli bir şekilde uzak diyarlardaki keyifli bir memlekete gider, Tanrıların içeceğinden kana kana içer ve inanılmaz güzellikte bir kadınla tanışır. Birlikte dans eder, kendini sonsuz sıcaklığın kollarına bırakır.

Farklı diyarlardan, yaşlardan ve özelliklerden birçok arkadaş edinir. Birlikte güzel zaman geçirirler. Keder de vardır; ama rüyadaki adama göre bu, yalnızca var olmanın ne kadar güzel olduğunu daha güçlü biçimde hissettirir. Hayat yıllarca böyle sürüp gider.

Derken beklenmedik bir felaket olur. Devasa dalgalar karaya vurur ve adam neredeyse boğulur. Kendini kaleye dönüş yolunda, sanki uçarcasına kaçarken bulur. Fakat kalenin kapısına vardığında içeri giremez: Dev bir yaratık, büyük yeşil kapının önünü kapatmıştır. Adam kapıyı defalarca omuzlar, ama açamaz.

Tam öleceğini düşündüğü anda büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırlar. Kelimeyi söyler söylemez büyük yeşil kapı, rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi düşer. Adam, hayatının geri kalanını güven içinde geçirebileceği evine döner. Ancak yaşadığı korku o kadar büyüktür ki sonunda uyanır.

Adam ve Kelebek hikayesinin anlamı

İdris Şah’a atfedilen açıklamada kelebek, insanın kendisidir; nehirdeki küçük kara parçası ise dünyadır. Hikâyede kelebek, kendi ölçeğinde geniş ve zengin görünen bir çevrede dolaşır. Uyuyan adamın rüyası da benzer biçimde, başlı başına gerçek ve kapsamlı bir hayat gibi yaşanır. Fakat anlatı, bu deneyimlerin gerçekliğin tamamı olup olmadığını sorgulamaya açılır.

Şah’ın sözleri, hoşumuza giden ya da gitmeyen şeylere ve onları nasıl algıladığımıza dikkat çeker. Gitme vaktinin geldiğini düşündüğümüzde gördüklerimizin çarpıtılmış olabileceğini söyler; bu yüzden soruya verilecek yanıtın da kolayca bulunamayacağını belirtir. Hikâye, rüyayı basitçe önemsiz saymak yerine, insanın kendi deneyiminin sınırlarını fark etmesine dönük bir düşünce sunar.

Anlatının sonunda “kelebeğin” ötesinde “uyuyan adam”, ikisinin ötesinde ise “Gerçek” bulunduğu ifade edilir. Doğru fırsatlar tanındığında kelebeğin, nereden geldiğine ve uyuyan adamın doğasına bakmayı öğrenebileceği söylenir. Bu nedenle Adam ve Kelebek hikayesi ne anlatıyor sorusuna verilebilecek yanıt, yalnızca bir rüya öyküsünden ibaret değildir: Hikâye, algıladığımız dünyanın ve deneyimlerimizin ötesinde ne olabileceği üzerine düşünmeye çağırır. Bu, anlatının sunduğu bir sorgulamadır; hikâye okura hazır bir cevap vermekten çok, bakışını genişletmesi için bir alan bırakır.

İdris Şah der ki: “Tahmin edeceğiniz gibi kelebeğin siz olduğu söylenir. Kara parçası dünyanın kendisidir. Hoşunuza giden ve gitmeyenler, nadiren düşündüğünüzü sandığınız şeylerdir. Artık gitme vaktiniz gelmiş olsa da (ya da gideceğinizi düşündüğünüzde) gördüğünüz sadece çarpıtılmış gerçeklerdir ve bundan dolayı da sorunuz cevaplanamaz. Fakat ‘kelebeğin’ ötesinde ‘uyuyan adam’ var. İkisinin ötesindeyse Gerçek var. Doğru fırsatlar tanındığında ‘kelebek’ bunların ötesine bakmayı öğrenebilir: Nereden geldiğine, ‘uyuyan adamın’ doğasına ve tabii ki bu ikisinin ötesinde ne olduğuna.”

Kaynak: Holy Harmony

0 yorum: