Hazreti Mevlana’nın oğluna hitaben verdiği öğütlerden biri, insanın dostluk kurma biçimine ve sözlerinin gönüllerde bıraktığı etkiye dikkat çeker. Bu öğütte kin taşımamak, iyiliği anmak ve güzel söz söylemek; kişinin hem kendi iç dünyasını hem de başkalarıyla ilişkisini güzelleştiren davranışlar olarak anlatılır.
Mevlana’nın dostluk öğüdü
Hazreti Mevlana oğluna şöyle seslenir: “Ey Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen herkesle dost ol. Hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma. Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma. Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen fena söyletici, fena öğretici ve fena düşünceli olma.”
Bu sözlerdeki merhem ve mum benzetmesi, incitmek yerine iyileştiren ve çevresine fayda sağlayan bir tutumu anlatır. İğne gibi olmamak ise başkasının canını yakacak, kırgınlığı artıracak davranışlardan uzak durmaya çağrıdır. Öğüt, yalnızca insanlardan iyilik beklemeyi değil, insanın kendi söz ve düşüncelerine de özen göstermesini ister.
Dostları anmak, gönlü güzelleştirmek
Mevlana’ya atfedilen bu anlatımda, bir insanı dostlukla anmanın sevinç; düşmanlıkla anmanın ise üzüntü getirdiği söylenir. Dostları hatırladığında insanın içi, gül ve fesleğenlerle dolan bir bahçe gibi çiçeklenir. Düşmanları anmaksa gönlü dikenler ve yılanlarla dolu bir yere benzetilir; kişiye sıkıntı ve keder verir.
Bu benzetmeler, hatırlama biçiminin insanın iç dünyasını nasıl etkilediğini şiirsel bir dille ifade eder. Kin ve düşmanlık üzerinde durmak, gönüldeki ağırlığı artırırken iyilikleri anmak daha huzurlu bir bakışın kapısını aralar. Mevlana dostluk sözleri içinde öne çıkan bu düşünce, dostluğu yalnızca iki kişi arasındaki yakınlık olarak değil, kişinin gönlünde beslediği tutum olarak da ele alır.
“Dilden gönüle yol vardır” sözü ne anlatıyor?
Öğüdün en dikkat çekici bölümlerinden biri, Bahaeddin’e düşmanının hayrını ve iyiliğini kırk gün söylemesini tavsiye eden ifadedir: “Düşmanın senin dostun olur. Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi dilden gönüle de yol vardır.” Dilden gönüle yol vardır sözü, güzel sözün yalnızca konuşulduğu anda kalmadığını; söylendikçe insanın bakışına ve ilişkilerine de tesir edebileceğini anlatır.
Buradaki vurgu, birini övmek için gerçeğe aykırı sözler söylemek değil; kinle anmak yerine o kişinin hayrını ve iyiliğini dile getirmektir. Düşmanlığı dostluğa çevirmeyi anlatan bu öğüt, iyilikle konuşmanın ilişkilerde yeni bir kapı açabileceğini hatırlatır. “Mevlana düşmanı dosta çevirme sözü” diye anılan düşüncenin temelinde de bu yaklaşım vardır: Söze dikkat etmek, gönüldeki niyeti ve karşılıklı yakınlığı etkileyebilir.
Anmak ve kalbi arındırmak
Metin, Allah’ı anmayı da kalbin arınmasıyla ilişkilendirir ve şu ifadeyi aktarır: “Ey kullar, kalbinizde arınma olması için beni pek çok anmaktan geri durmayın!” Ardından, kalpteki arınma arttıkça Allah’ın nurunun parlaklığının da artacağı söylenir. Bu bölüm, dostları iyilikle anma düşüncesinden Allah’ı anmaya uzanan bir anlatım kurar.
Bu öğüdü tamamlayan benzetme ise ekmekçinin tandırıdır: Tandır ne kadar uzun süre sıcak kalırsa o kadar çok ekmek alır; soğuduğunda ise ekmek alamaz. Nasıl tandırın sıcaklığı ekmek pişirmeye imkân veriyorsa, anlatıma göre kalbin diri ve arınmış olması da insanın manevi yönünü besler. Mevlana’nın dostluk hakkında öğütleri, bu yönüyle güzel söz, iyilikle anma ve kalbi kinle doldurmama düşüncelerini bir araya getirir.


iyiki bu gercege rastlandim.benim 1tane arkadasim var onunla olunca kendimi mutlu ve pozitif hiss ediyordum
YanıtlaSil