Dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Images

Ben dostlarımı ruhumla severim

Hayat, insanı kimi zaman aydınlığa alıştırır, kimi zaman kayıplarla yüzleştirir. Bu metin; zaman, sevgi, güven, emek ve düşünce üzerine biriktirilen dersleri peş peşe sıralıyor. Her deneyimin ardından gelen “öğrendim” sözü, anlatının sonunda dostluğun kalıcı anlamına bağlanıyor.

Hayatın ve zamanın öğrettikleri

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi, sevdiklerimi sonsuz karanlığa uğurladım... Ağladım.

Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını zamanla öğrendim.

İnsanı öğrendim. Önce insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu; sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi... Güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

Sevgi, emek ve düşünce üzerine

İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını... Sonunda, evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim. Barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini; ekmeği hakça üretmenin de bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim. Sonra kendime yazıyı öğrettim... Bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana.

Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı genç yaşta öğrendim. Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğini anladım.

Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi... Sağlıklı düşünmenin, kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini evde öğrendim. Sonra yoksuldan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

“Ben dostlarımı ruhumla severim” sözünün anlamı

Metnin sonunda hayatın en temel gerçeklerinden biri hatırlatılıyor: Her canlı ölümü tadacak, ama sadece bazıları hayatı tadacak. Dostluğa dair söz de bu düşüncenin ardından geliyor. Kalp durabilir, akıl unutabilir; ruhla kurulan sevgi ise bu geçiciliklerin ötesinde, kalıcı bir bağlılık olarak anlatılıyor.

“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya... Kalp durur... Akıl unutur... Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur...”

Can Dündar imzasıyla aktarılan bu dostluk ve hayat yazısı, sevginin yalnızca bir duyguya ya da düşünceye dayanmadığını; insanın en derin yanıyla bağ kurduğunu vurguluyor. “Ben dostlarımı ruhumla severim” sözü, dostluğu zamanın ve unutmanın ötesinde düşünmeye çağıran metnin akılda kalan finalidir.

Can Dündar

Images

Dilden Gönüle Yol Vardır

Hazreti Mevlana’nın oğluna hitaben verdiği öğütlerden biri, insanın dostluk kurma biçimine ve sözlerinin gönüllerde bıraktığı etkiye dikkat çeker. Bu öğütte kin taşımamak, iyiliği anmak ve güzel söz söylemek; kişinin hem kendi iç dünyasını hem de başkalarıyla ilişkisini güzelleştiren davranışlar olarak anlatılır.

Mevlana’nın dostluk öğüdü

Hazreti Mevlana oğluna şöyle seslenir: “Ey Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen herkesle dost ol. Hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma. Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma. Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen fena söyletici, fena öğretici ve fena düşünceli olma.”

Bu sözlerdeki merhem ve mum benzetmesi, incitmek yerine iyileştiren ve çevresine fayda sağlayan bir tutumu anlatır. İğne gibi olmamak ise başkasının canını yakacak, kırgınlığı artıracak davranışlardan uzak durmaya çağrıdır. Öğüt, yalnızca insanlardan iyilik beklemeyi değil, insanın kendi söz ve düşüncelerine de özen göstermesini ister.

Dostları anmak, gönlü güzelleştirmek

Mevlana’ya atfedilen bu anlatımda, bir insanı dostlukla anmanın sevinç; düşmanlıkla anmanın ise üzüntü getirdiği söylenir. Dostları hatırladığında insanın içi, gül ve fesleğenlerle dolan bir bahçe gibi çiçeklenir. Düşmanları anmaksa gönlü dikenler ve yılanlarla dolu bir yere benzetilir; kişiye sıkıntı ve keder verir.

Bu benzetmeler, hatırlama biçiminin insanın iç dünyasını nasıl etkilediğini şiirsel bir dille ifade eder. Kin ve düşmanlık üzerinde durmak, gönüldeki ağırlığı artırırken iyilikleri anmak daha huzurlu bir bakışın kapısını aralar. Mevlana dostluk sözleri içinde öne çıkan bu düşünce, dostluğu yalnızca iki kişi arasındaki yakınlık olarak değil, kişinin gönlünde beslediği tutum olarak da ele alır.

“Dilden gönüle yol vardır” sözü ne anlatıyor?

Öğüdün en dikkat çekici bölümlerinden biri, Bahaeddin’e düşmanının hayrını ve iyiliğini kırk gün söylemesini tavsiye eden ifadedir: “Düşmanın senin dostun olur. Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi dilden gönüle de yol vardır.” Dilden gönüle yol vardır sözü, güzel sözün yalnızca konuşulduğu anda kalmadığını; söylendikçe insanın bakışına ve ilişkilerine de tesir edebileceğini anlatır.

Buradaki vurgu, birini övmek için gerçeğe aykırı sözler söylemek değil; kinle anmak yerine o kişinin hayrını ve iyiliğini dile getirmektir. Düşmanlığı dostluğa çevirmeyi anlatan bu öğüt, iyilikle konuşmanın ilişkilerde yeni bir kapı açabileceğini hatırlatır. “Mevlana düşmanı dosta çevirme sözü” diye anılan düşüncenin temelinde de bu yaklaşım vardır: Söze dikkat etmek, gönüldeki niyeti ve karşılıklı yakınlığı etkileyebilir.

Anmak ve kalbi arındırmak

Metin, Allah’ı anmayı da kalbin arınmasıyla ilişkilendirir ve şu ifadeyi aktarır: “Ey kullar, kalbinizde arınma olması için beni pek çok anmaktan geri durmayın!” Ardından, kalpteki arınma arttıkça Allah’ın nurunun parlaklığının da artacağı söylenir. Bu bölüm, dostları iyilikle anma düşüncesinden Allah’ı anmaya uzanan bir anlatım kurar.

Bu öğüdü tamamlayan benzetme ise ekmekçinin tandırıdır: Tandır ne kadar uzun süre sıcak kalırsa o kadar çok ekmek alır; soğuduğunda ise ekmek alamaz. Nasıl tandırın sıcaklığı ekmek pişirmeye imkân veriyorsa, anlatıma göre kalbin diri ve arınmış olması da insanın manevi yönünü besler. Mevlana’nın dostluk hakkında öğütleri, bu yönüyle güzel söz, iyilikle anma ve kalbi kinle doldurmama düşüncelerini bir araya getirir.