X.: Hayatım aynı gidiyor. İstediğim değişimleri gerçekleştiremedim.
H.Ş.: Gerçekten değişim istiyor musun?
X.: Bilmiyorum. Eski heyecanım kayboldu. Belki de değişimi yeterince istemiyorum?
Gülümseyin. Hayatın anlamı keyif almak ve gülümsemektir.
İnsanlar bir şeyleri halletmekte zorlandığında, bunun nedeni çoğu zaman stratejilerinin gereksiz ayrıntılarla dolu olmasıdır. Çok fazla adım ve içsel diyalog, yapılacak işe başlamadan önce bile insanın kendisiyle mücadele etmesine yol açar. Böyle olunca, göreceli olarak basit bir işi yaparken bile gereğinden fazla düşünce ve duygu devreye girer.
Karmaşık bir işle uğraşıyorsanız ayrıntılı bir strateji elbette işe yarayabilir. Fakat yapılacak şey basitse, ona yaklaşımınız da mümkün olduğunca basit olmalıdır. İşleri kolaylaştırma fikri, her işi baştan sona planlamak değil; gereksiz kararları ve adımları azaltarak harekete geçmeyi kolaylaştırmaktır.
Bunun nasıl yapılabileceğini anlamak için tembel insanlara bakmak yararlı olabilir. Tembel insanlar, yapmaları gerekenden fazlasını yapmaz; işleri kendileri için kolaylaştırırlar. Buradaki mesele hiçbir şey yapmamak değil, aynı sonuca ulaşmak için gereksiz yere daha çok uğraşmamaktır. Basit işleri kolayca yapma yaklaşımı, günlük hayatın küçük pürüzlerini önceden fark edip azaltmakla başlar.
Ben temel olarak oldukça tembel biriyim; bu yüzden basitliğin değerini anlıyorum ve birçok şeyi kolay yoldan yapıyorum. Gözlüklerimden birini bilgisayarımın üzerinde bırakıyorum. Böylece çalışmak için bilgisayarın başına oturduğumda, ‘Hay aksi, gözlüğümü unutmuşum,’ diyerek kalkıp onları aramak zorunda kalmıyorum. Herhangi bir eczaneden aldığım ucuz, on dolarlık bu gözlük beni günde 95 kere yerimden kalkmaktan kurtarıyor.
Saygın bir tembel insan tembellik etmek üzere plan yapar; hayat da böylece çok daha kolay olur. Bu örnekte çözüm karmaşık bir hatırlatma sistemi kurmak değil, sık karşılaşılan küçük sorunu ortadan kaldıracak bir düzen kurmaktır. Günlük işleri düzenli yapma da çoğu zaman böyle küçük, tekrar edilebilir kolaylıklarla mümkün olur.
“Ben organize biri değilim,” diye düşünebilirsiniz. Oysa bir şeyi hep aynı şekilde yapıyor ya da yapmıyorsanız, bir düzeniniz vardır; yalnızca bu düzen sizin işinize yaramıyor olabilir. Önemli olan kendinizi düzensiz diye etiketlemek değil, tekrar eden alışkanlığınızın nerede fazladan iş çıkardığını fark etmektir. İşleri daha kolay halletme yöntemleri ararken bu noktadan başlayabilirsiniz: Hangi şeyi sık sık unutuyor, arıyor ya da son ana bırakıyorsunuz?
Kafanızdaki plan çok karmaşıksa ve bir şeyi unuttuysanız, kendinize ‘Bundan sonra evden çıkmadan önce bunu anımsayacağım,’ demek yerine ‘Bunu anımsamalıydım,’ ya da ‘Bunu unutmamam gerekiyordu,’ diye çıkışabilirsiniz. Bu cümleler geçmişteki hataya odaklanır; bir sonraki sefer ne yapacağınızı ise açıkça söylemez. Böylece aynı işi kolaylaştıracak bir düzen kurmak yerine kendinizi suçlamakla kalırsınız.
Basitçe ifade etmek gerekirse: Eğer kendinize kötü komutlar verirseniz kötü şeyler olur. Buradaki “kötü komut”, bir şeyin doğru ya da ahlak dışı olmasıyla değil, nasıl ifade edildiğiyle ilgilidir. Birçok insan kendisine neyi yapmaması gerektiğini söyler; sonra da planladığı şey gerçekleşmeyince şaşırır.
Örneğin kendinize ‘Bu telefon numarasını unutmamalıydım,’ dediğinizde, cümleniz unutma düşüncesini tekrar öne çıkarır; oysa ihtiyacınız olan şey numarayı hatırlamanıza yardımcı olacak açık bir eylemdir. Bu yaklaşıma göre, kendinize yalnızca kaçınmak istediğiniz şeyi söylemek yerine ne yapacağınızı ifade etmek daha kullanışlıdır. Bu, geçmişteki bir hatayı eleştirmekten çok bir sonraki adımı belirlemeye yarar.
Bir restoranda yemek yerken neredeyse her seferinde bir anne ya da babanın, su bardağına uzanan çocuğuna ‘Sakın dökme!’ diye seslendiğini görürüm. Ardından su dökülüverir. Richard Bandler’ın bu metindeki yaklaşımında, cümlenin olumsuz kurulan kısmı dikkati istenmeyen sonuca yöneltir. Örnek, kendimize verdiğimiz komutları da daha açık ve işe yarar biçimde kurmayı düşünmemiz için bir hatırlatmadır.
Kendinize komut verirken bunu işe yarayacak biçimde yapın. Önemsiz görünen bir iş seçin: Anahtarı ya da çantanızı almayı hatırlamak gibi. Evden çıkarken gözünüzün önünde ve elinizin altında olması için onu nerede tutmanız gerektiğini düşünün. Ardından ‘Bunu sonra nerede kullanacağım?’ sorusunu sormayı alışkanlık hâline getirin.
Bu soru, eşyayı yalnızca şu an nerede olduğuna göre değil, bir sonraki ihtiyaç duyacağınız yere göre konumlandırmanıza yardımcı olur. Anahtarınızı çıkarken alacaksanız, onu o anda fark edeceğiniz bir yerde tutun. Böylece evden çıkmaya hazırlanırken tekrar tekrar aramak ya da kendinize hatırlatmaya çalışmak zorunda kalmazsınız. Bu tür küçük düzenlemeler, işleri halletmek için gereken zihinsel uğraşı azaltabilir.
Basit bir stratejiyi yerleştirmenin hızlı yolu şudur: Kendinizi bu işi yaparken görün, sonra içine adım atın; işte o anda o şeyi hemen yapın. Böylece bu, hızla bir alışkanlık hâline gelecektir. Önce yapılacak hareketi zihninizde canlandırın, ardından ertelemeden uygulayın. Amaç yeni ve karmaşık bir plan kurmak değil; basit bir işi, ihtiyaç duyduğunuz anda daha kolay yapabileceğiniz bir düzene dönüştürmektir.
İşleri kolaylaştırmak bazen tek bir eşyanın yerini değiştirmek, bazen de kendinize kurduğunuz cümleyi daha uygulanabilir hâle getirmektir. Sürekli aynı küçük sorunla karşılaşıyorsanız, kendinize yalnızca “Bunu neden yine unuttum?” diye sormayın. “Bir dahaki sefere bunu yapmamı ne kolaylaştırır?” diye de sorun. Ardından basit bir adım seçin ve hemen uygulayın.
Transformasyon
Richard Bandler
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız
İnsanlık tarihi teknolojik olarak çağ atlamış olmasına rağmen psikolojik olarak ne yazık ki o değişimi yakalayamamıştır. Hala korku endişe ve kaygılarımız psikolojik olarak zihnimizi ve bedenimizi kontrol ediyor. Farkında olsak ta olmasak ta durum ne yazık ki böyle. İçimizde korku ve endişelere sahip küçük bir çocuk var. Ve kararlarımızın birçoğunda o söz sahibi olarak bulunuyor.
Sorun bu durumla ilgili mevcut gerçekliği
anlamadan sorunlarımız için günlük çözümler üzerinden bir şeyleri değiştirmeye
çalışan olmakta yatıyor. Yaşam çocukluğumuzun büyütülmüş haliyle tekrarından
başka bir şey değil. İnsanın en büyük içgüdüsü bilindik olanı devam
ettirmektir.
Beynimizin ve zihnimizin
çalışma dinamiklerini ve stratejilerini anlamadan diğer insanların bize çözüm
olarak sundukları şeyleri gerçekmiş gibi kabul edip onu kendi dünyamızda ortaya
çıkarma mücadelesi içinde olmak ne yazık ki insanın kendisini daha kötü
hissettirmekten başka bir şeye yaramıyor.
Geçenlerde bir kişi ile konuşuyordum. “Nasılsın” dediğimde yaşamın sıkıntılı ve rahatsız edici olduğunu söyledi.
Kendisine şunu sordum;
“Yaşamın sıkıntılı ya da sıkıcı
olduğunu nasıl anlıyorsun?”
İstek ve arzularımıza sahip olmanın ilk adımı, onlara sahip olabileceğimize önce kendimizi inandırmaktan geçer. Peki bir isteğin gerçekleşmesini zorlaştıran şey yalnızca koşullar mıdır, yoksa o isteğe ulaşmanın tek bir yolu olduğuna karar vermemiz de etkili olabilir mi? Aşağıdaki konuşmada, araba alma isteği üzerinden bu sorular ele alınıyor.
X: Hocam merhaba. Ben bir araba almayı çok istiyorum. Araba çok pahalı, maaşım buna göre çok düşük. Kitaplarınızı okudum fakat nasıl bir yol izlemem gerekiyor bilmiyorum. Bu konuda bilinçaltı düzeyde mi çalışmalıyım?
H.Ş: Arabayı elde etmek konusunda herhangi bir bakış açısına sahip olmasaydın nasıl davranırdın? Nasıl düşünürdün? İstediğin arabaya sahip olduğunda kim olursun? İnsanlar senin hakkında ne düşünürler?
X: Kendimi çok rahat ve konforlu hissederdim. Şu anki arabam, özellikle uzun yollarda rahatsız edebiliyor. İnsanların ne düşündüğü umurumda olmaz; aradığım tek his konfor ve rahatlık. Fakat böyle bir arabayı gören insanlar benim zengin ve havalı biri olduğumu düşünebilirler. Ailemse gurur duyar.
H.Ş: Zengin ve havalı görünmeden neden rahatsız olduğuna çalış. Orayı nötrle. Arabayı elde etmek konusunda herhangi bir bakış açısına sahip olmasaydın nasıl davranırdın, nasıl düşünürdün? Bunu bol bol yap.
X: Arabayı elde etme konusunda bir bakış açım yok ki hocam. Çekilişten falan çıkmazsa para kazanıp almam gerek. O kadar parayı nasıl kazanırım bilemediğim için alamıyorum. Zengin ve havalı görünmekten rahatsız olmuyorum bir de. Hatta öyle görünmeyi seviyorum. Öyle bir tarzım var. İnsanlar çok güçlü göründüğümü söyler ve bu hoşuma gider.
Burada konuşmanın odağı, kişinin arabayı istememesi değil; arabaya ulaşmayı nasıl mümkün gördüğüdür. Kişi, “O kadar parayı nasıl kazanırım bilemediğim için alamıyorum” diyerek isteğe giden yolu para kazanmakla sınırlıyor. Böylece henüz bilmediği bir yol, isteğin gerçekleşmesi önünde kesin bir engel gibi görünüyor.
H.Ş: Arabayı para ödeyerek alabileceğine karar verdiğin için para yaratma yoluna odaklanmışsın. Ona sahip olma yolu olarak tek bir seçeneğe sahip olduğuna karar vermişsin ve o seçeneğin gereklerine sahip değilsin. O nedenle de ona sahip olmak senin için şu anda imkânsız görünüyor. Bu bakış açısıyla konuyu çözemezsin. O nedenle bakış açını değiştirmen için yukarıdaki soruyu yazdım.
İstekleri gerçekleştirmek için bakış açısını değiştirmek, isteğin nasıl ve hangi yoldan gerçekleşeceğini baştan kesinleştirmemekle başlıyor. Bu konuşmadaki soru, kişinin kendisine yeni bir yöntem dayatması değil; tek seçeneğe bağlanmadan düşünmeye davet ediyor. “Arabayı elde etmek konusunda herhangi bir bakış açısına sahip olmasaydın nasıl davranırdın?” sorusu, alışılmış varsayımları fark edip başka olasılıklara açık olmayı amaçlıyor.
H.Ş: Arabayı elde etmek konusunda herhangi bir bakış açısına sahip olmasaydın nasıl davranırdın? Nasıl düşünürdün?
X: Bu olsaydı bu arabanın bir yerden bana geleceğinden emin olurdum ve her fırsata açık olurdum. Sanki o arabaya sahipmiş gibi davranırdım.
H.Ş: Öyle davran.
“İstediğim şeyi elde etmek için nasıl düşünmeliyim?” sorusuna verilen yanıt, bu örnekte kişinin isteğiyle ilgili düşüncelerini genişletmesi ve fırsatlara açık olmasıdır. Buradaki “sanki sahipmiş gibi davranmak” ifadesi, araba mutlaka belirli bir yoldan gelecek anlamına gelmek zorunda değildir; konuşmanın akışında, kişinin imkânsızlık düşüncesine sıkışmadan isteğine ve olasılıklara yönelmesini anlatır. Önemli olan, kendi bakış açınızı fark edip isteğe giden yolu tek bir seçeneğe indirgememektir.
Bu örnekten hareketle bir isteğiniz üzerinde düşünürken kendinize şu soruları yöneltebilirsiniz:
Bu sorular, arzulara ulaşmanın garantili bir yolunu sunmaz. Ama kişinin kendi varsayımlarını görmesine ve isteğine farklı bir bakış açısından yaklaşmasına yardımcı olabilir. Konuşmanın başındaki temel fikir de budur: Önce, isteğinize sahip olabileceğinize dair kendi düşüncenizi inceleyin; ardından sizi tek bir yola mahkûm eden kabulleri fark edin.
Bundan daha iyi nasıl olur? Daha başka neler mümkün?
Neşeli, keyifli, mucize dolu bir gün diliyorum.
Halis ŞAHİNER
İletişim: 0 553 06 00 464
www.halissahiner.com
Daha fazla yaratım aracı ve bilgi için kitaplarımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?
Kontrol Sende
İzin Ver GELSİN, İzin Ver OLSUN
Çekim Yasası ve Bilinçaltı Kayıt Dönüşüm Rehberi
Düzenlenmiş İkinci Baskı
Daha iyi bir yaşam için
BİLİNÇLİ YARATMA SANATI
Kitapları temin için: cekimyasasi@hotmail.com
Tel/WhatsApp: 0 553 06 00 464
www.halissahiner.com
Öfke bazen yalnızca o anda yaşanan bir anlaşmazlığa verilen tepki gibi görünür. Oysa bu konuşmada dikkat çekilen nokta, tepkinin geçmişten tanıdık bir örüntüyle bağlantı kurabilmesi ve kişinin aynı düşünceye takılıp kalmasıdır. Gary ve Dain, öfkeyi bastırmaya ya da her şeyi uzun uzun çözümlemeye çalışmak yerine, tetiklenme anında başka bir seçim olanağını fark etmeyi öneriyor.
Çağrı Katılımcısı: Öfkemle gücüm birbirine karışıyor. Babam her şeye, en küçük ve önemsiz şeylere bile kızardı. Ben de sinirleniyorum ve bazen öfkeden kurtulmakta zorlanıyorum. Bunu aştığımı sanıyordum ama son zamanlarda sözde bir arkadaşıma çok kızdım. Ona hayatımdan çıkmasını söyledim. Yanıma geldiğinde öyle sinirlendim ki ona vuracağımı düşündüm!
“Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardımcı olamaz.”
Yaşamınızda ne yaratmak istiyorsunuz? Neye sahip olmak istiyorsunuz ve bunların nasıl ortaya çıkmasını bekliyorsunuz? Bu sorular, istediğimiz şeyleri ve onlara yaklaşımımızı fark etmek için bir başlangıç olabilir.
İstediklerinizin gerçekleştiğini düşünün: Onları rahatlıkla alabilecek misiniz? Yoksa “İstemem, yan cebime koy” bakış açısında mısınız? Daha fazla şey olmak ya da yaşamımızda daha fazla şeye sahip olmak için istemeye ve almaya gönüllü olmamız gerekiyor.
Bu çalışmanın odağındaki isteme ve alma, yalnızca ne istediğimizi dile getirmekle sınırlı değil. İstediklerimiz ortaya çıktığında onları kabul etmeye ve almaya ne kadar açık olduğumuzu da fark etmeyi içeriyor. “Bunları olmak veya sahip olmak için nasıl istiyorum?” ve “İstediklerim karşıma çıktığında onları rahatlıkla alabilecek miyim?” sorularını kendinize yöneltebilirsiniz.
Bu yaklaşımda evrenin, dile getirilen istekleri emir kabul edip işleme koyduğu düşünülür. Yaratımın ilk adımı istemek ve almaktır. İsteğinizi ifade etmek kadar, o isteğe karşı kendi yaklaşımınızı da gözlemlemek önem taşır.
Hiç dikkatinizi çekti mi?
Hayattan sürekli bir şeyler istiyoruz.
Hem de o istediklerimizin çok iyi olmalarını, mükemmel olmalarını ve bizi çok mutlu etmelerini....
İyi bir evimiz olsun, iyi bir işimiz olsun, iyi bir gelirimiz olsun, güzel bir evimiz olsun, içinde muhteşem mobilyalar olsun, son model bir arabamız olsun, iyi bir sevgilimiz olsun, örnek bir evliliğimiz olsun, hayırlı, söz dinleyen, muhteşem çocuklarımız olsun, mükemmel dostluklarımız olsun... v.s. Hep en en iyileri alma derdindeyiz.
Burada harika bir soru devreye giriyor.
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dönüştürmek.
Bilinçaltı Kayıtlarını Değiştirme: İçsel Temizlik Deneyimim
Bilinçaltını Anlamak: İnançlar, Olumlamalar ve İçsel Dönüşüm
Zayıflama Telkini ve Ses Kaydı
Ho’oponopono Yöntemi Nedir? Nasıl Uygulanır?
40 Günlük Bereket ve Zenginlik Planı
Zihin Filtreni Kontrol Et, Algıların değişsin.
İlişkilerde Çekim Yasası: Eski Sevgiliyi Geri İstemek ve Bilinçaltı Korkuları
Kendine Güven Telkini: Metin ve Ses Kaydı
İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?





