Yedinci Korku: Otorite
Pek çok insan, bazı otorite figürlerinin inanç ve değerlerine uygun yaşamamaktan korkar. Bu otorite; akademik çevre, ebeveyn, iş yaşamındaki profesyoneller ya da yargılanma ve cezalandırılma kaygısı duyulan başka bir kurum olabilir. Kimi zaman dini bir kurumun ahlakına, etiğine ve kurallarına uymama endişesi de bu korkunun merkezinde yer alır.
Bir başkasının seçiminizi “yanlış” bulacağından korktuğunuzda, gerçekten istediğiniz bir şeyin peşinden gitmekten kendinizi alıkoyabilirsiniz. Otorite korkusu yalnızca kurallara uymakla ilgili değildir; kendi kararınızı verme hakkınızı başkalarının onayına bağlamanıza da yol açabilir. Bu nedenle, hangi otorite figürünün düşüncesini neden benimsediğinizi ve bu düşüncenin bugün sizin için hâlâ geçerli olup olmadığını sorgulamak önem kazanır.
Kendini bil, kendin ol ve kendini sev
Delphi Kahini’nin sözüyle: “Kendini bil, kendin ol ve kendini sev!” Kendimize karşı dürüst olsaydık ne olurdu? John Demartini’nin İçinizdeki Zenginlikler kitabında ele alınan yaklaşım, seçtiğimiz otorite figürlerinin geçerliliğini yeniden incelemeye ve kendi en yüksek otoritemiz olma yönünde adım atmaya davet ediyor.
Kendi değerlerinizi ve sahip olduğunuz “hazineleri” sevgiyle kullanmayı düşündüğünüzde, neler yapabileceğinizi ve kim olabileceğinizi hayal edin. Bu, başkalarının görüşlerini bütünüyle yok saymak anlamına gelmez. Görüşleri kendi düşünceniz ve değerleriniz ışığında değerlendirmek, kararlarınızı daha bilinçli biçimde ele almanıza yardımcı olabilir. Otorite korkusunu yenme yolunda ilk adım, başkalarının beklentileriyle kendi değerlerinizi birbirinden ayırmaya çalışmaktır.
Korkuları Dengeyle Ele Alın
Korkuyu, duyularınız ya da hayal gücünüz aracılığıyla bir durumun kazançtan çok kayıp, olumludan çok olumsuz, zevkten çok acı getireceğini varsaymak olarak ele alalım. Korktuğunuzda çoğu zaman bir tarafın, diğer taraf olmadan yaşanabileceğini düşünürsünüz. Oysa bu yaklaşım yaşanan durumun yalnızca bir yönüne odaklanır. Hayatın her durumda iki tarafı da barındırdığı fikri, bakış açısını yeniden dengelemeye yardımcı olabilir.
Hayatınızdaki bir olayı, hem pozitif hem negatif kutupları olan bir mıknatıs gibi düşünebilirsiniz. Bir kayıp görüyorsanız, o durumdaki olası kazancı da arayın. Bir olumsuzluk algılıyorsanız olumlu tarafı; bir zorluk görüyorsanız mevcut desteği fark etmeye çalışın. Amaç yaşananı inkâr etmek ya da zorlayıcı bir durumu önemsizleştirmek değildir. Amaç, tek taraflı değerlendirmeyi tamamlayacak sorular sormaktır. Korkularla başa çıkma sürecinde bu sorular, düşüncenizi daha dengeli görmenize yardımcı olabilir.
Kendinize sorabileceğiniz dengeleyici sorular
Yeterince bilmediğinizi düşünüyorsanız kendinize şunları sorun: “Nerede yeterince bilgiliyim? Sahip olduğum bilgiyle, başka bir bilgi biçimine sahip olsaydım seveceğim şeyi nasıl daha güçlü ve etkili biçimde başarabilirim?” Böylece dikkatinizi yalnızca eksik olduğunuzu düşündüğünüz noktaya değil, mevcut bilginizin ve becerilerinizin size sunduklarına da çevirmiş olursunuz.
Reddedilmekten korkuyorsanız şu soruları deneyin: “Eğer reddedilirsem bunun bana ne faydası olabilir? O anda beni kim desteklerdi?” Başarısız olacağınızı düşünüyorsanız, “Başarısız olursam bunun bana ne faydası olabilir? Bunu nasıl avantajıma kullanabilirim? Bu yolda zayıf görünüyorsam, başka bir alanda nerede başarılıyım?” diye sorun. Bu karşıt sorular, korkuyu besleyen tek yönlü varsayımı incelemenin ve korkuyu dengeleyerek başa çıkmanın yollarından biridir.
Bu soruları yanıtlarken acele etmeniz gerekmez. Önce sizi korkutan düşünceyi fark edin; ardından aynı durumun sağlayabileceği olası kazançları, elinizdeki kaynakları ve size destek olabilecek kişileri düşünün. Yanıtlar herkeste farklı olabilir. Önemli olan, kendi durumunuzu ve değerlerinizi dikkate alan bir bakış açısı geliştirmektir. Bu yaklaşım, korkuyu hemen ortadan kaldırma vaadi değil; kararınızı daha geniş bir çerçevede değerlendirme denemesidir.

















