Images

Özgüven nasıl Kazanılır.


 
Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.


Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.
Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.
Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.
Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.
Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.
Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.
Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.
Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.
Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?
Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?
Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?
Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?
Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?
Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.
Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.
Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.
Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.
Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.
Yazan : İsmet Barutcugil
Images

Acaba… ?” : Performans Kaygısı Ve Başarısızlık Korkusu

    İş yaşamında, belirli bir işi yaparken hissedilen performans kaygısının ve başarısızlık korkusunun o işle / iş ortamıyla ilgili birtakım özelliklerin yanı sıra temelde bireyin kendisine ilişkin algı ve tutumlarından kaynaklandığı bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında, sadece iş yaşamında değil gündelik yaşamın birçok alanında belirli bir sonuca ulaşma konusunda duyulan performans kaygısının ve başarısızlık korkusunun insanların kendileri hakkındaki düşüncelerinin (kendilik), kendilerine duydukları saygının (kendilik saygısı) ve kendilerini belirli bir işi yapmakta/başarılı olmakta ne derece yetkin/yeterli hissettiklerinin (kendilik yeterliliği) bir sonucu olduğunu söylemek mümkündür.

   Kendilik ya da benlik, kısaca, insanın “ben kimim” sorusuna verdiği yanıtları kapsar. Kendilik saygısı ise, bireyin, sahip olduğu bu özellikleri nasıl gördüğünü ve değerlendirdiğini ifade eder. Kendilik saygısının iki temel boyuttaki deneyimlere dayandığı söylenebilir:
•    Bireyin, özellikle yaşamının ilk yıllarında edindiği tüm deneyimler (Özellikle ailesi ve sosyal çevresi tarafından ne oranda onaylanıp onaylanmadığı, kabul görüp görmediği, değer verilip verilmediği ya da desteklenip desteklenmediğine ilişkin yaşadığı tüm olaylar).
•    Bireyin o ana kadarki elde ettiği statü ve pozisyonunu da kapsayacak biçimde yaşadığı tüm başarı ya da başarısızlıklar.
Kendilik saygısı, bir anlamda, kendiliğin duygusal olarak değerlendirmesidir. “Olduğunuzu düşündüğünüz insanı beğeniyor musunuz ?” sorusuna verilen yanıt o bireyin kendisine duyduğu saygıyı; başka bir deyişle düşük ya da yüksek saygıya sahip olmasını ifade etmektedir. Peki kendine duyduğu saygı düşük ya da yüksek olan bireyler gerek gündelik yaşamlarında gerekse iş yaşamlarında ne tür davranışlar sergilerler ?
Kendilik saygısı düşük bireyler;
•    Olumsuz duygulanımlar (öfke, suçluluk, üzüntü, yoğun kaygı gibi) yaşamaya eğilimlidirler ve belirli bir iş konusundaki başarısızlık hayali bile bu tür olumsuz duygulanımların tetiklenmesine neden olur
•    Olumsuz geribildirimlere karşı aşırı duyarlılık ve pasif davranma (hiçbir aktif ve yapıcı çözüm arayışında bulunmama) eğilimi görülür. Bu tür geribildirimler, geçmişteki hataları ve zayıflıkları da hatırlatması açısından önemlidir
•    Sürekli olarak geçmişteki başarısızlıklarına odaklanırlar
•    İhtiyaç duyduklarında başkalarından yardım istemezler (yetersiz algılanma korkusu nedeniyle)
•    Başarısızlık beklentisi nedeniyle eyleme geçmezler (“Zaten…beceremedim. Neden bir kez daha deneyeyim ki !”)
•    Belirli bir konuda başarılı olduklarında yaşadıkları mutluluk kısa sürelidir
•    Engellenmelere gösterdikleri tolerans düşüktür
•    Depresyon, yeme bozuklukları, yakın ilişki kurma ve sürdürmede zorlanma, alkol, madde ve ilaç kötüye kullanımı, intihar eğilimi ya da girişimi gibi psikolojik sorunlar yaşamaya eğilimlidirler
•    Motivasyon ve üretkenlik genellikle düşüktür
•    Belirli bir konuda yaratıcı olmak için yeterince çaba göstermezler
•    Belirli bir işi yaparken kendileriyle ilgili beklentilerden çok etkilenirler. Başarılı olup olmadıklarına ilişkin olarak çevrelerinden gelen geribildirim ya da uyarı/ yönergelere duyarlılık gösterirler. İş tamamlandıktan sonra ortaya çıkan ürünün kalitesi ya da bekleneni verip vermediği konusunda da kötümser bir yaklaşım sergilerler
•    “Attıkları adımların” (girişimlerinin) doğruluğu hakkında belirsizlik yaşarlar; bununla başa çıkmak için de diğer insanlarla sosyal karşılaştırmalar yaparlar (“O da aynı/benzer durumda…O…bir zarara uğramadığına göre…” gibi)
•    İnsanlardan olumlu geribildirim alma konusunda bağımlılık gösterirler (özellikle sosyal onay alma ihtiyacı)
Kendilik saygısı yüksek bireyler ise;
•    Bir başarısızlık durumunda, yaşamlarının başka alanlarında başarılı olduklarını düşünerek o anki gerilim-stresle baş etmeye çalışırlar (“Kimse benim kadar iyi tenis oynayamaz / yüzemez” gibi) ya da kendilik saygısı düşük bireylerin aksine, aktif ve yapıcı bir biçimde çözüm arayışına girerler (“Nasıl olur da / Ne yaparım da …bir daha tekrarlanmaz” gibi)
•    Geçmişteki hatalar ya da başarısızlıklar yerine geleceğe odaklanırlar
•    Kayıpları birer başarısızlık olarak değil birer gelişim ve öğrenme fırsatı olarak değerlendirirler
•    Sorunlarla ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkabilme potansiyeline sahiptirler
•    İnsanlara kendilerini / yeteneklerini geliştirebilmeleri şansı tanırlar ya da başarılı olabilmeleri için onlara destek olurlar
•    İnsanları oldukları gibi kabullenirler (“Öteki”ne saygı)
•    Kararlarını kendi doğru ya da yanlışlarına göre verirler. Kendilerini, başkalarının kendileriyle ilgili özellikle de kişisel-sosyal olarak uygun olmayan beklentilerine her durum ve koşul altında karşılık vermek / tatmin etmek zorunda hissetmezler
•    Kendilerine yönelik olumlu algıları / tutumları yaşanması muhtemel olumsuz duygulanımlara karşı bir güvenlik duvarı gibi işlev görür
•    Başarısızlıkları genellikle dışsal koşullara (şans, hava durumu ya da ekonomik kriz gibi) atfederler
•    Her zaman yüksek performans göstermeye odaklanırlar. Bununla birlikte, performans olumsuz geribildirimlere rağmen düşmemekle birlikte artma eğilimi bile gösterebilir
•    Kendilerine belirgin hedefler koyarlar ve bu hedeflere ulaşmak için de yoğun çaba sarfederler
•    Kendine duyulan saygının artması beraberinde kendini belirli bir işi başarıyla tamamlama konusunda yetkin / yeterli hissetmeyi de (kendilik yeterliliği) getirir
•    Gerçekçi bir “çaba ð performans” beklentisine sahiptirler (“Eğer…gece/ay çalışırsam…projesini tamamlayabilirim” gibi)
•    Gereksinimlerine ve yeteneklerine uygun olduğunu düşündükleri işleri seçme eğilimindedirler
•    Rol belirsizliği ya da rol çatışması gibi stres kaynaklarından kendilik saygısı düşük bireylerden daha az oranda etkilenirler
    Belirli bir görevin etkili ve başarılı bir biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin algıları / beklentileri / yargılarını ifade eden kendilik yeterliliği ise a) bireyin yaşamı boyunca yaptığı çeşitli tercihlerini, b) belirli bir konuda nekadar çaba göstereceğini ve c) belirli bir durum / görevle ilgili zorluklara ya da stresli durumlara ne oranda katlanacağını belirler. Bununla birlikte, bireyin kendilik yeterliliğine ilişkin algılarının, meslek seçimini, kariyer planını, belirli bir konudaki motivasyonunu, belirli bir noktada yaşadığı stres düzeyini, potansiyel tehlikelerle başa çıkıp çıkamayacağına ilişkin algılarını, yaşamına yönelik hedef seçimini ve bu hedefe(lere) olan bağlılığını belirlediği de söylenebilir.
Bireyin herhangi bir işi yapma konusunda kendisini yeterli olarak algılamasını (yüksek kendilik yeterliliği) ya da algılamamasını (düşük kendilik yeterliliği) sağlayan 4 temel etken vardır:
•    Kişisel Performans/Başarı Algısı: Bireyin kendisiyle ilgili genelleşmiş bir algısını ifade eder. Yaşam süreci içerisinde hangi konuda olursa olsun ulaşılan başarılar bu algıyı güçlendirirken başarısızlıklar ise zayıflatır. Bireyin performansıyla ilgili kişisel inançları/yanlılıkları, görevin özellikleri (güçlüğü, karmaşıklığı, riski ya da tehlikeleri), sergilenmesi gerektiği düşünülen tahmini çaba miktarı ya da gerektiğinde alınabileceği düşünülen yardım miktarı gibi faktörler bireyin performans algısını etkilemektedir.
•    Başkalarını Model Alma: Başkalarının yapabildiğini görmek bireyde kendisinin de aynı işi yapabileceği / benzer performansı yakalayabileceği izlenimini uyandırır. Bu noktada, model alınan kişiyle olan kişisel yakınlık, benzer meslekten olmak, yapılan işin / görevlerin benzerliği ya da benzer tutumlara-özelliklere sahip olmak (aynı etnik köken ya da sosyo-ekonomik düzey vb.) gibi faktörler bireyin kendisini yeterli hissedip hissetmemesinde önemli birer etken olur
•    Sosyal Onay: Birey için özellikle de önemli / saygın olan ve o konuda uzman olarak algıladığı kişilerden o işi yapma konusunda başarılı olacağına dair sosyal onay almak yeterlilik hissinin uyanmasında aktif bir rol oynar. Model alınan kişilerin birey açısından önemi, değeri, saygınlığı, alanında uzmanlığı, model alınan birden fazla insanın bireye verdiği geribildirimler arasındaki tutarlılık ya da çelişki gibi faktörler de model alma sürecinde etkili olan faktörlerdir.
•    Fiziksel / Duygusal Durum: Bir işi yaparken yaşanan stres ya da ağrı-acı birey tarafından o işin başarılamayacağının birer işareti olarak algılanır. Bireyin o anlarda yaşadığı bedensel tepkiler/şikayetler, bu tepkileri nasıl algıladığı/neye dayandırdığı ya da yaşadığı ağrının türü/şiddeti gibi faktörler kendini yeterli ya da değil olarak değerlendirmesine yol açar
    Bireylerin kendilerine duydukları saygının ve kendilik yeterliliklerinin artması ve böylelikle de hem performans kaygılarının hem de başarısızlık korkularının azalması mümkün müdür ? Bireylerin, belirli bir görevde ya da farklı görevlerde başarılı oldukça ve bu başarılarına dair sürekli olarak olumlu geribildirimler aldıkça hem kendilerine verdikleri değerin hem de kendilerinin yetkin / yeterli insanlar olduklarına dair algılarının pekişeceği söylenebilir. Bununla birlikte, bireyin yaşam deneyiminin artmasının, kendisine gerek yapılacak işin – işlerin özellikleri ya da karmaşıklığı gerekse bu özellikleri nasıl kontrol edebileceğine ilişkin eğitim verilmesinin, kendisiyle ilgili farkındalığını artıracak profesyonel psikolojik destek almasının ya da etkili bir performans için yeteneklerini nasıl kullanabileceği konusunda danışmanlık yapılmasının da gerek kendine duyduğu saygının olumlu hale gelmesine gerekse kişisel yeterlik duygusunun gelişimine katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bununla birlikte, ister düşük ister yüksek olsun her iki kendilik boyutunun da doğuştan getirilmediği; yaşam süreci içerinde olumlu ya da travmatik olaylarla oluştuğu ve düşük ya da yüksek olmasının “doğruluğunun” ya da “yanlışlığının” olmadığı önemle vurgulanmalıdır.

Uzm. Psk. Tarık Solmuş
Images

Yaşam Koçluğu

Son zamanlarda çok konuşulan, yaşam koçluğunun ne olduğu üzerine sorulan sorular doğrultusunda bu sayımızda, bu konuya hem daha net bir açıklama hem de yeni bir bakış açısı eklemek istedim.

Yaşam koçluğu nedir, ne değildir?

Geçenlerde bir film izledim, ismi “Limitsiz”. Başrol oyuncusu derin depresyon günlerinden birinde bir hapla tanışır. Bu hapı içtiğinde zihni tam kapasite çalışmaya başlar; yaratıcılığı, fiziksel gücü, öğrenme gücü maksimumdadır. Çok önce bir yerlerde okuduğu bir yazıdaki bilgiyi dahi hatırlar, istediği dili konuşmaya başlar, üç gün içinde milyon dolarlar kazanır. Arzu ettiği ilişkiyi yaşamaya, müthiş iş teklifleri almaya başlar. Tabii hapı bıraktığında bulunduğu noktadan daha aşağıdadır, tüm hayatını hapı elde etmeye ve onun getirdiği tüm olanaklara adar.

Senin hayatında kendini adadığın konu nedir? Çocuğun? İşin? Güzelliğin? Evin? Banka Hesabın? Sağlığın? Arzu ettiklerinizin hepsi bir arada mümkün olabilseydi, bunun için ne yapardın? Ya da artık mümkün değil, sadece elimdekileri tutmanın peşindeyim diyenlerden misin?

Hayat amacımın ne olduğu üzerine düşünmeyi, sağlığımı düşünmeyi, para kazanmanın alternatif yollarını düşünmeyi uzun zaman önce bıraktım mı diyorsun?

Her birimiz muazzam bir kapasite ve potansiyelin odalarına sahibiz, ne var ki bazen o odaların kapılarını aralamayı unuturuz. Bir gün birisi gelir der ki; “Sen daha önce neleri başardın, tekrar yapmaya ne dersin? Kendini hatırlamaya ne dersin? Geçmişin yükünü bir tarafa bırakmaya ne dersin? Hayalini kurduğun her ne ise bunun için adım atmaya var mısın? Kendine yatırım yapmaya, daha çok kazanmaya, zamanını, sağlığını kazanmaya var mısın?”

Koç; kapıyı fark etme yolculuğunda yanındadır, kapıyı sen fark edersin, sen açarsın, içeri sen girersin. Daha önce hiç fark etmediğin hazineni keşfedersin, onu kullanmaya, yaratmaya, üretmeye, pozitife odaklanmaya başlarsın. Arzu ettiğin her ne ise birer birer oluşturmaya başlarsın. Kapıyı nasıl açacağını öğrendiğin için ihtiyacın oldukça yine sen açarsın.

Koç senin için dinleyen bir kulak, geleceğini ve vizyonunu açan bir göz, seni hisseden bir kalp olur. Yolculuğunda yanında olmakla birlikte seçimlerine her zaman saygılıdır, yargısızdır, sırdaştır.

Koçluk çalışmasıyla; filmlerdeki gibi sana müthiş güçler verecek bir hapa, sihirli nir değneğe ihtiyacın olmadığını, tüm kaynaklara sahip olduğunu fark edersin.

Koç, senin adına, senin hayatın için karar veremez, her ne kadar bunun için ona gitmiş olsan da… Değişimin sorumluluğu senindir ve sorumluluk özgürleştiricidir.

Kendine yapacağın haftada bir saatlik yatırımın tüm hayatını olumlu yönde etkileyeceğini bilsen bunu yapar mıydın?

Koçluğun arkadaş sohbetinden farkı sürecin tümüyle senin gelişimine ve mutluluğuna odaklı olması ve sonuç aldırmasıdır, verdiğin sözleri tutmandır, ayağa kalkman ve kendin için yaşamaya başlamandır.

Hayatının herhangi bir döneminde koçluk almazsan ne olur? Neler değişmez? Her şeyin aynı kalacağını hissettiğini hissediyorum, doğru mu anladım?

Peki, o kapıları aralarsan hayatında neler olur? Potansiyelini, yaratıcılığını, aklını tüm kapasitesiyle kullanmaya başladığında sence neler olur?

Bugün birkaç dakikanı hayalindeki seni düşünmeye ve o olmaya ayır, o nasıl biridir? Neler konuşur, neler yapar, nasıl düşünür? Daha mı rahattır, daha mı mutludur? Sen o olsaydın ve hayatını öyle yaşasaydın, sence nasıl olurdu?

O’nu yaşamaya niyetliysen ve kararlıysan yanında olduğumu bil, sevgilerimle…
Images

Özgüven Nasıl Kazanılır.

  Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.
   Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.
   Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.

Images

Enerji ve Dekor

Hayatımızdaki renklerin anlamlarını anlatmak istiyorum bu yazıda. Öncelikle renklerin hayatımıza etkisini inceleyelim. Okumalarım ve araştırmalarım sonucunda vardığım nokta şu; Ruhunuz hangi rengi seviyorsa onu seçin.
   Bana göre bu dünyada ne kadar insan çeşidi varsa o kadar da algı çeşidi var. Bizler hem aynıyız; hem de farklıyız. Bir tarafımız kaynağımız, özümüz aynı, bir tarafımız tümüyle birbirinden ayrı. Hem herkes gibiyiz; hem özeliz. Hem de tekiz. Buna bağlı olarak hangi rengin size nasıl hissettirdiği tümüyle size bağlıdır. Kısaca renklerin doğasına bir göz atacak olursak;

Kırmızı: Bedene ve duygulara enerji veren bir renktir. Hayatı temsil eder. Kırmızıya daha hızlı tepki veririz. Kırmızı nesneler diğerlerinden daha büyük görünür. Bununla birlikte kıpkırmızı bir mutfak belki arkanıza bakmadan kaçmanıza sebep olabilir.

Mavi: Renkler arasında en sakinleştirici olanıdır. Kışkırtıcı özelliğine nadiren rastlanır. İçe dönüşü kolaylaştıran ruhsal bir renktir. Fazlası uykunuzu da getirebilir.

Sarı: Düşünsel bir renktir. Sarı ve beyaz renkler mutfaklarda harikalar yaratır. Sarı aynı zamanda konuşmaya yönelik aktif bir renktir. Sarı tonlu mutfağınız bol sohbetli olabilir.

Yeşil: Zihin ve sinirler arasında mükemmel bir denge kurar, doğanın rengidir. Hem düşünsel hem fiziksel hareketler bu rengin etkisiyle dengelenir. Para rengidir. Unutmayın para parayı çeker, bol yeşillik, bol denge, bol para…

Turuncu: Bedeni harekete geçiren bir renktir. Kırmızı gibi enerji verir. Sanıyorum spor odası turuncu olursa yerimizde duramayız.

    Zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz bölgeler yoğun bölgelerdir; oturma odası, hol veya salonumuz gibi. Bu alanlarda nötr renkler kullanmak en iyisidir; bej, kirli beyaz, gri, açık yeşil veya diğer renklerin pastel tonları gibi. Bu renkler kimseyi rahatsız etmez ve derin duygusal reaksiyona yol açmaz. Ben tabii bu tonların arasına renkli aksesuarlar serpiştirmekten yanayım, sadeliğin içinde size kendinizi iyi hissettiren bir obje harika oturur.
Her geçen gün biraz daha gelişiyor, değişiyoruz; tabii zevklerimiz, hayallerimiz de değişiyor. On sene önce bulduğu her parlak, renkli ıvır zıvırı evine toplayan ben şimdi mümkün olduğunca az eşya ve bol alandan yanayım. Enerjiniz rahat rahat evde dolaşsın, yaratsın, uçsun, coşsun.
     Kapısı kilitli kalan misafir odamızda oturuyoruz artık, kişisel öncelik planlamamızda başköşeye oturabildik sonunda. Başta biraz suçluluk duygusu, biraz şaşkınlıkla; kendimize değer vermezsek hiçbir şeyin yolunda gitmediğini fark ettik. Senin değerli bulmadığına bir başkası neden değer versin?
   Bir kuantum sever olarak enerji, titreşim demeden tadı olmaz bu yazının; evrende var olan her şeyin ama her şeyin bir titreşimi ve frekansı var. Bizim de bu enerji ve frekanslarla bağlantımız var. Şöyle uzaklardan baksak dünyamıza kocaman bir enerji denizi çıkar ortaya...

Size sen diyebilir miyim yüksek müsaadenizle, kendimi rahat ve yakın hissedeceğim.

   Senin frekansın ne ise etrafındaki hayat alanı frekansı da aynıdır, bunun aksini düşünmek bence delilik ya neyse! İç dünyanızda ne varsa dışarıda da o olacaktır. Biliyorum belki defalarca duydun bunu ve artık bir şey ifade etmiyor gibi, ne olmuş yani? İçim dışım birdir benim.

    Bu denklemin derin matematiğini kavrarsan kavgan biter, yokluk biter, zorluk biter. Karşına çıkan her durumda döner kendine bakarsın; “Benim hangi duygum, hangi düşüncem bu sonucu yarattı?” diye. “Ölümlerin, kazaların, hastalığın da sorumlusu ben miyim?” diye soruyorsun, duyuyorum. Cevabıma bir yönün kızacağı ve ruhun cevabı bildiği için buraya yazmıyorum.
     Yarım kalan işler, bozuk, kırık eşyalar, anı ve olumsuz duygu yüklü eşyalar enerji hırsızıdır. Başlangıçta fark etmezsin, zamanla da alışırsın. O enerji de orda bağlı kalır; kullanılmayan bir potansiyel olarak. Aynen kendi potansiyelini tam kullanmadığın gibi.
    Eski sevgilinin hediye ettiği çerçeve neden hala orada? Hediye et bir arkadaşına, enerji alanından çıkar, vedalaş, duygularını tamamla. Bilinçaltı, objeyle kişiyi bütünleştirdiği için farkında olmadan her gördüğünde onu hatırlarsın. Özgürleşmeni geciktirirsin, acıyı tutarsın. Bıraksan acının altından sevgi çıkar hep. Yani sen çıkarsın.
    O kırık ayna, burnu akan musluk, artık kaynatmaktan vazgeçen su ısıtıcısı… Hepsi enerjini tamamlamanı, kızgınlıklarını ve affedişini bekliyor. Sana bir süre için iyi hissettiren bir ortam bir süre sonra hissettirmeyebilir, bunu doğal karşıla, kutla böylece değişirsin. Eskiye tutunup kalmak seni yorar, sen bu dünyaya öylesine gelmedin ki.

    Hayatının hangi aşamasında olursan ol, sevdiğin mekânın olsun, sana göre, seni yansıtan... “Şu anda mümkün değil” diyorsan hemen kafanın içinde bunu yaratmaya başla! Nasıl olsa dışarıda da yaratırsın. Senin mabedin, kendinle baş başa kalabileceğin, içine dönüp sohbet edebileceğin özel bir köşe. Belki sadece hayallerini yazmak için belki hayal kurmak, onun içinde yaşamak, hissetmek için. Orası senin yaratıcı köşen olsun, sen yaratıcısın…

 Hayatını yeniden inşa etsen bu nasıl olurdu?
 Neyi koyardın içine, neyi atardın?
 Neyi severdin, neden vazgeçerdin?
Neyi farklı yapardın?
Hangi inancını ve hangi davranşını değiştirirdin?
Ya da aynı şeyleri yapıp farklı sonuç mu beklerdin? Eğer seçersen, bu sorular üzerine düşünmek sana renk katabilir.
    Seni hangi renk temsil ediyor? Bence gökkuşağısın; müthiş bir potansiyele ve güce sahipsin, beni bir hatırlatıcı kabul et. Hayatın daima sen nasıl istiyorsan aynen öyle olacaktır.
Başlarda biraz çekingen kaldğım sonrasında coştuğum bir yazı olduğunu hissediyorum, doğru mu hissediyorum sence? Görüşmek üzere, sevgiyle...

Sevil ŞATANA
Images

Ahmet Şerif İzgören-Avucunuzdaki Kelebek Semineri

Ahmet Şerif İzgören’in Avucunuzdaki Kelebek seminerini mutlaka izleyin, takım arkadaşlarınızada izlettirin.

1. Bölüm

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm

5. Bölüm
6. Bölüm

7. Bölüm
Images

Atalet, Fırsatlarımızı ve Hayallerimizi Gömdüğümüz Mezardır.

  Yapmamız gereken ileri ertelediğimizde, atalet içine düştüğümüzde hayallerimizi gömüyoruz demektir. Ya da Victor Clam'ın dediği gibi: "Atalet fırsatların katilidir.

   Hiç hoşumuza gitmese de, bazen ölümlü olduğumuzu hatırlamalıyız. Ancak bu şekilde, hayallerimizi gerçekleştirmek için harekete geçmemiz gereken zamanın tam da "bu an" olduğunu hissedebiliriz. Hayallerimizi gerçekleştirmek için yapmanız gerekenleri neden sürekli olarak gelip gelmeyeceği bile belirsiz bir zamana erteliyorsunuz. Sizi durduran ne ? sürekli hayatın kısa olduğunu vurgularken, neden zamanı ataletin bir hırsız gibi çalıp gitmesine izin veriyoruz

    Ataletin nedenlerinden biri hayata hatalı bir perspektifden bakmaktır. Örneğin "iş" kelimesini ele alalım. İş deyince çoğumuz negatif duygulara kapılırız. Hatta çoğumuzun işe "Tanrı tarafından verilen bir ödül" değil "Tanrının insanları cezalandırması" olarak gördüğüne eminim. İnsan doğası gereği "acı veren" şeylerden kaçar. Bu nedenle işten kaçmak insanın doğasında vardır diyebiliriz.

    İşten kaçmak taraftarlarındansanız Picasso'yu, Michelangelo'yu ya da Mozart'ı hayal edin. Sizce onlar sabah kalktıklarında "işe gidiyorum" mu diyorlardı ? onlar sanat yapıyorlardı ve mutlaka ki bundan iş olarak söz etmiyorlardı. Siz de kendinizi yaptığınız iş ne olursa olsun bir sanatçı olarak düşünün ve ürettiğiniz işe "eseriniz" gözüyle bakmaya çalışın.

   Bir arabayı yürütmek için nasıl benzin gerekliyse, başarı için de kararlılık ve azim gereklidir. Azminiz ve kararlı tutumunuz olmazsa, başarıya gidecek yolda arabanın motorunu bile çalıştıramazsınız.

   Azmin ve kararlılığın zıt kavramı ise atalettir. Azim asla vazgeçmemek demektir. Atalet ise asla başlayamamaktır. Başladığınız işleri bitirmemek de ataletin diğer bir örneğidir.

   Atalet içindeki kişilerin genellikle şöyle dediğini duyarsınız: "Ben mükemmeliyetçiyim. Ben bir işe başlamadan önce şartlar benim çalışmam için uygun olmalı. Dikkatimi dağıtacak hiçbir şey olmamalı, çok fazla ses olmamalı, telefonlar mümkünse çalmasın, telefon çalınca dikkatim dağılır. Elbette fiziksel olarak kendimi iyi hissetmeliyim, başım ağrıyorsa nasıl çalışabilirim ki ?" bu kişiler atalet içinde olduklarından bir işe asla başlayamayanlardır.

   Bir de başladıkları işi bitirmeyenler vardır, başladıkları işi hep yarım bırakırlar ama onların da mükemmeliyetçilik kılıfıyla örtülmüş bahaneleri daima hazırdır. Şöyle derler: "ben herşeyin tam ve mükemmel olmasını isterim. Hiçbir işden tatmin olmam. Bunun "i" harflerinin noktaları mükemmel bir benek şeklinde olmalı, bütün "t" harfleri birbirinin aynı olmalı. Yoksa o iş bitmiş sayılmaz. Ben kendimin en büyük eleştirmeniyim, ne yapayım ben böyleyim. Mükemmelliyetçi olduğum işler işler bitmiyor. Ama değişemem ki..."

   Burada neler olduğunu görebiliyor musunuz ? "Yanlış" bir davranış, "erdemli" bir davranışmış gibi gösteriliyor. Mükemmeliyetçi "kendi standartlarının içinde yaşadığı bu dünya için çok yüksek olduğunu" söylüyor. Hata-erdem sendromu adını verebileceğimiz bu davranış biçimi, aslında kişilerin zayıflıklarını örtmek için geliştirdikleri bir savunma kalkanıdır. Sahte bahaneler bulma çabasıdır. Elbette ki bu davranış şekli ataletin gerçek nedenlerini açıklamaz. Çünkü ataletin gerçek nedenleri çok daha derinlerde saklıdır
.
   Ataletin temelinde "başarısızlık korkusu" yatar. Korku sizi paralize etmiştir ve ilerlemekten alıkoymaktadır. Hiç başlayamamak ile başladığınız işi bitirememek arasındaki fark nedir ? aslında hiç fark yoktur. Her iki durumda da bir noktada takılıp kalırsınız. Her iki durumda da hiçbir yere varamazsınız. Yapmanız gereken görev ya da iş ne olursa olsun, karşısında yenik duruma düşmüşsünüzdür
.
  Bu davranışın gerçek nedeni ise sizin gelecekle ilgili oluşturduğunuz hatalı vizyonlarınızdır. Bu işi başaramadığınızda neler olacağını düşünmek, sizi o işi bitirmekten alıkoyan davranışı doğurur... yani ataleti. Belki başarısızlığınız karşısında insanların size güleceklerinden korkarsınız, belki alacağınız eleştirileri kaldıramayacağınızı düşünür ondan korkarsınız ya da korkunuzun nedeni, işi beklenen şekilde tamamlayamadığınızda, cezalandırılacağınız düşüncesi olabilir.

   Kısaca geleceğinizle ilgili oluşturduğunuz "negatif vizyonlar" sizi ilerlemekten alıkoyar, takılır kalırsınız. Bu pek çok kişinin zihninin kendi yarattığı bir araçtır.
Öyleyse bizi ilerlemekten alıkoyan ataleti yenmek için ne yapmalıyız ? şimdi size ataleti, azme dönüştürmenizi sağlayacak bir teknik göstereceğim. Ataleti ve pasifliği, üretkenliğe ve kararlılığa dönüştürmek için temel prensip şudur.

Parçalara Ayırma Prensibi

   Tamamlamaya çalıştığınız işin niteliği, bu prosesin işleyişini değiştirmez. Belki bir kitap yazmak istiyorsunuz, bir dağa tırmanmak istiyorsunuz, ya da evinizi badana yapacaksınız. Başarmak istediğiniz şey ne olursa olsun, başarının anahtarı, yapacağınız işi küçük parçalara ayırabilmenizdir. Her küçük parça işin, kolaylıkla tamamlayabileceğiniz, idare edebileceğiniz, bir bölümü olmalıdır. Tam şu anda işin ne kadarlık bölümünü bitirmeniz gerekiyorsa o kadarlık kısmına odaklanın. Daha ilerisinin düşünmeyi bırakın. Geleceği negatif bir şekilde gözünüzün önüne getirmekten vazgeçerek, tam da bulunduğunuz an için pozitif bakış açısı geliştirin. Bu teknik ataleti yenmedeki en önemli tekniklerin başında gelir. Şimdi bunu bir örnekle biraz daha açıklayalım:

   Diyelim ki sizden 400 sayfalık bir roman yazmanızı istedim. Eğer siz de çoğunluk gibiyseniz, bunun tamamlanması imkansız bir görev olduğunu düşünebilirsiniz. Ama şimdi size daha farklı bir soru sorduğumu farz edin; bu kez diyorum ki: "bir yıl boyunca her gün 1.5 sayfa yazı yazmanı istiyorum" Yapabileceğinizi düşünür müsünüz ? 400 sayfalık kitap yazma fikri imkansız gibi görünürken, bu yeni teklif size biraz daha kolay gelmedi mi ? En azından yapması imkansız gibi görünmüyor olsa gerek

  Burada yaptığımız "400 sayfalık kitap yazma işini parçalara ayırmak oldu. Peki iş kolaylaştı mı, belki evet... ama inanın bana, hala bazılarınızın gözünün korktuğunu görür gibi oluyorum. Neden mi ? çünkü burada "bir yıl" boyunca sürecek bir çalışmadan bahsettim, her gün 1.5 sayfa yazın dedim. 1.5 sayfa yazma kısmı kolay. Ama bunu 1 yıl boyunca yapmanız söylendiğinde bu pek çok kişinin gözünü korkutur. İnsanlardan bir yıl boyunca sürekli aynı şeyi sürdürmesini istediğinizde, kişiler ileriye bakma ve negatif bir ruh hali geliştirme eğilimine girerler. Öyleyse ne yapmalıyız. Haydi işi biraz daha parçalara ayıralım:

   Bu kez sizden, "bugün" 1.5 sayfa yazı yazmanızı istiyorum. Bunu isterken bir yıl, bir ay, bir hafta boyunca demiyorum. "Bugün 1.5 sayfa yazı yaz" diyorum, daha ötesine bakmanızı istemiyorum. Pek çok kişi bunu rahatlıkla kabul edecektir. Hatta 400 sayfalık bir kitap yazmanın kendileri için imkansız olduğunu düşünenler bile.

   Yarın olduğunda bu kişilerden yine aynı şeyi isteyeceğim, ve onlara şöyel diyeceğim "düne bakma, yarına da, asıl olan bu gündür ve bugün yapman gerek 1.5 sayfa yazı yazmaktır". Sizce yapabilirler mi?

  Buradaki teknikte yapılması gereken işin yanı sıra zamanı da parçalara ayırmış oluyoruz. Önemli bir işin için gereken zamanı bir günlük zaman dilimlerine bölüyoruz. Aynı anda yapılması gereken işin kendisini de parçalara ayırmış bulunuyorsunuz. İnanın bana bu tekniği bir yıl boyunca uygularsanız, sonunda hepinizin 400 sayfalık bir kitabı olacaktır !

  Eğer gözünüzü korkutan bir işle karşılaştığınızda, içinde bulunduğunuz günü esas alır, geriye ve ileriye bakmadan günlük görevlerinizi yerine getirirseniz başaramayacağınız iş yoktur.

  Unutmayın en uzun maraton koşusu bile "tek bir adım ile başlar". Kalkın ve ilk adımızını hemen şimdi atın.

Chuck Gallozzi, "Procrastination is the grave in which oppurtunity is buried" ve
Jim Rohn, "Ending procrastination" adlı makalelerinden çeviren ve derleyen Nüvide G. Tulgar