Images

Enerji Alanınızı Temizlemek Frekansınızı Yükseltir

Işığınız bir elekten geçer gibi parlar; siz de bu ışığın geçebildiği kadarsınız. Ortak bir merkez tarafından, soğanın katmanları gibi çevrelendiğinizi düşünün. En yakın katmanlar fiziksel bilgileri; dışa doğru ilerleyen katmanlar duygularınızı, düşünce kalıplarınızı ve en uzaktakiler ruhunuzla hayattaki amacınıza dair bilgileri taşır. Bunlar, farkındalığınızın farklı oktavları gibidir.

Enerji alanı temizliği ne anlama gelir?

Bu yaklaşımda ruh seviyesinde korku ya da blokaj yoktur; meditasyon yapanların saf farkındalığı anlatmak için kullandığı ifadeyle, berrak ve şefkat dolu bir mücevher ışığı vardır. Buna karşılık fiziksel, duygusal ve zihinsel katmanlarda eski deneyimlerden kaynaklanan korkular, sabit fikirler ve donmuş duygular birikebilir. Kendi doğrunuzu ve sevginizi yaşayamadığınız bu hareketsiz yerler gölgelere; kendinizden uzaklaştığınız ya da bir şeyden kaçtığınız noktalar ise deliklere ve gediklere benzer.

Images

Özgür Olmak

Daima bak; ilk şey varlığındır ve başkalarının senin etkilemesine ve kontrol etmesine izin verme. Bunu yapmak isteyecek çok kişi vardır; Herkes seni kontrol etmeye hazırdır, herkes seni değiştirmeye hazırdır, herkes sana istemediğin bir yön vermeye hazırdır. Herkes sana bir hayat rehberi verir. Ama bu rehber senin içinde vardır; sen onun mavi kopyasını taşıyorsun.


Asla Başkalarının senin ne olduğun hakkında söylediklerine kulak asma, daima nasıl olmak istediğin hakkında kendi iç sesini dinle. Aksi takdirde bütün hayatını boşa harcarsın. Unutma iç sesine karşı doğru ol. Seni tehlikeye atabilir, git tehlikeye atıl, ama iç sesine karşı doğru kal. İşte o zaman içsel doyumla dans edebileceğin gün gelebilir.
Özgür olmak, kendine karşı doğru olmaktır. Özgür olmak çok çok tehlikeli bir fenomendir. Çok az insan bunu yapabilir. Ama insanlar bunu ne zaman yapsalar, başarırlar. Öyle büyük bir güzelliğe, öyle bir lutüf, öyle bir tatmine ulaşırlar ki, hayal bile edemezler.
Daima iç sesini dinle; başka hiç kimseyi dinleme. Etrafında seni baştan çıkartacak binlerce şey vardır, çünkü elindekileri satmak için kapı kapı dolaşan insanlar vardır. Dünya bir süpermarkettir ve herkes sana elindekileri satmak ister. Herkes bir satıcıdır. Çok fazla satıcı dinlersen, çıldırırsın. Hiç kimseye kulak asma, sadece gözlerini kapat ve iç sesini dinle. Meditasyonun özü budur; iç sesini dinlemek. Özgür olmak için ilk yapılması gereken budur.
Sonra ikincisi gelir- ama ikincisi ancak birincisini yaptıysan mümkün olabilir. Asla maske taşımamak. Kızgınsan kızgın ol. Çok risklidir, ama gülümseme, çünkü bu doğru değildir. Sana kızgınken gülümsemeyi öğrettiler; ama o zaman gülümsemen sahte olur, bir maske olur. Hımmm…? sadece bir dudak alıştırması, hepsi bu. Kalbin öfkeyle, zehirle doluyken gülümsemek- sahte bir fenomendir.
İşte o zaman tam tersi de olur; Gülümsemek istediğinde, gülümseyemezsin. Bütün mekanizman alt üst olmuştur, çünkü öfkelenmek istediğinde, öfkelenmedin, nefret etmek istediğinde, nefret etmedin. Şimdi sevmek istiyorsun, ama aniden mekanizmanın çalışmadığını fark ediyorsun. Şimdi gülümsemek istiyorsun ve bunu zorlayarak yapmak zorunda kalıyorsun. Kalbinin içi gerçekten de gülümseme ile dolu ve kahkaha atmak istiyorsun, ama gülemiyorsun; kalbine birşeyler tıkanıyor; boğazına birşeyler tıkanıyor. Gülümsemen ortaya çıkmıyor ya da çıkıyorsa bile, çok sönük ve ölü bir gülümseme olarak geliyor. Seni mutlu etmiyor. Onunla için kaynamaya başlamıyor. Etrafında bir parlaklık yaratmıyor.
Özgürlük hakkında hatırlanması gereken üçüncü şey; Daima şimdiki zamanda kal- Çünkü bütün sahtelikler ya geçmişten ya da gelecekten gelir. Geçmiş geçmiştir- buna kafanı yorma. Ve onu bir yük gibi sırtında taşıma, aksi takdirde şimdiki zamanda özgür olamana izin vermeyecektir. Ve henüz gelmemiş olan gelecek gelmemiştir- gelecek hakkında da gereksiz yere kafanı yorma, aksi takdirde gelecek şimdiki zamana akacak ve şimdiki zamanı yok edecektir. Şimdi zamana karşı doğru ol ki, özgün olasın. Şimdi ve burada olmaktır özgünlük. Geçmiş yok, gelecek yok. Sadece şimdiki an, sonsuzluğundur.
Bu üç şeye dikkat edersen, Patanjali Usta’nın “doğruluk” dediği şeye ulaşırsın. O zaman ne dersen de doğru olacaktır. Genelde doğruyu söylemek için tetikte olman gerektiğini düşünürsün. Ben bunu söylemiyorum. Ben diyorum ki; Özgünlük yaratıyorsun- ne dersen de doğru olacaktır. Özgün bir insan yalan söylemez. Söylediği ne olursa olsun, doğru olacaktır. Doğruluk, özgünlük, doğru olmak, yanlış olmamak- maske kullanmamak anlamına gelir. Gerçek yüzün neyse onu göster…Ne pahasına olursa olsun.

OSHO

Images

Yola Işık Düşünce

Kavramaya ve fark etmeye başlıyor, sorguluyoruz. Eskiden bize saçma gelen, “olmaz, olamaz” dediklerimiz artık mümkün görünüyor; en doğru sandıklarımızsa tartışılabilir geliyor. Bildiğimiz alanın dışına çıkmış, yeni olasılıklarla karşılaşmıştık. Eski hayat bilgisi derslerinden öğrendiklerimiz bu yeni zamanda çok da işimize yaramıyordu. Şimdi, tıpkı gurbete gidenlerin ev saydıkları kültüre dışarıdan bakabilmeleri gibi, eski kendimize de sorgulayarak bakıyoruz.

Kendini tanıma ve farkındalık: yeni açılardan bakmak

Bu, eleştiriden çok bir fark ediş. Masallardaki gibi, aslında yalnızca bir arpa boyu yol kat ettiğimizi görmek… Şok olmuyor, geçmişe ya da kendimize kızmıyoruz; fakat artık başka açılarımız ve perspektiflerimiz oluşuyor. Sorgulama, “Gerçekten böyle mi düşünüyordum, böyle mi hissediyordum, yoksa yanlış mı hatırlıyorum?” sorusuna kadar uzanabiliyor.

Özeleştirinin dozu düşük; çünkü artık daha geniş açılardan, daha derin perspektiflerden bakıyoruz. Bu açılar ve perspektifler bize yabancı. Gözlerimiz henüz buğulu görüyor, ama yine de kavramaya başlıyoruz. Kişisel dönüşüm de bazen, bildiklerimizi yeniden gözden geçirirken ortaya çıkan bu yavaş fark edişle ilerliyor.

Kendini tanıma yolculuğunda dönüşüm

Aslında kendimizi o kadar aşmamışız. Her şeyi bilmiyor, sandığımız kadar güçlü ya da sakin olmayabiliyoruz. Bilinçaltımızda dolaşan aysbergler var; bazı şeyler bildiğimiz gibi değil. Öte yandan, önemli sandığımız pek çok şeyin, insanın ya da alışkanlığın o kadar da değerli olmadığını; onlardan vazgeçilebileceğini ve aşılabileceklerini de görüyoruz.

Kendini tanıma yolculuğunda artık daha derine bakıyoruz. Gördüklerimiz ilginç, ama korkunç değil. Bu yüzden değişimden —daha doğrusu dönüşümden— korkmamak lazım.

Başkalarının tepkileri ve değişen bakışımız

Bu sorgulama ve fark etme çabasındayken, insanların ve toplumun etki ya da tepkileri birer birer anlamsızlaşmaya başlıyor. Ait olduğumuz grupların ve çevrelerin, iç ve dış çemberlerdeki insanların hakkımızda ne düşünecekleri, ne söyleyecekleri ya da ne yapabilecekleri eskisi kadar elimizi kolumuzu bağlamıyor. Artık çok da umurumuzda değil.

Bizi izlemeleri, takip etmeleri, açığımızı kollamaları, hatta tuzak kurmaları bile eskisi gibi bağlamıyor. Yeni bizi biz henüz tanımıyoruz ki onlar anlayabilsin. Bu yüzden onlar, toplamada sıfır, çarpmada bir olan etkisiz elemanlar gibiler. Yine de bir yararları var: Kimyadaki katalizörler gibi dönüşüm sürecini güçlendirip hızlandırıyorlar.

Paylaşma ihtiyacı ve bekleyiş

Bu derin sorgulama bizi sosyal iletişime itiyor. Kendimize odaklanmaya pek alışık değiliz; üstelik bu oldukça yorucu. Bu yüzden iletişim kurmaya, paylaşmaya ve insanlarda dinlenmeye çalışıyoruz. Başkalarına anlatasımız var. Dinlemek istemiyoruz, ama konuşasımız var.

Bir de gecikmeler oluyor. Beklenen şarkı, bitmeyen şarkı gibi… Beklediklerimiz sürekli gecikiyor. Bir şeyler oluyor, oluveriyor ve havuç yine uzaklaşıyor. Bu da biraz canımızı sıkıyor.

Düşüncelerin gerçekleşmesi ve sabır

Değişim daha önce başlamış olmasına rağmen, 11.11.11’de ben de çalışma yaptım; ama esas dönüşüm tarihi daha sonraydı. 20.11.2011 de önemliydi, ama o da değildi. Bu ayın sonlarından itibaren süreçte bir netleşme olacaktı. Beklediklerimiz müspet ya da menfi bir sonuca ulaşacaktı. Ne yazık ki birçok şeyi ancak ondan sonra anlayabilecektik. Ancak o zaman yeni alanda özgürleşecek, yeni açılara alışacak, yeni perspektifleri sevmeye başlayacak ve net görmeye başlayacaktık. Geçen senelerde de olmuştu; düğün gecesi, Şeb-i Aruz’da, 17 Aralık’ta…

Acele etmeyelim. Sık söylüyorum: Sabırsız adam iki kere bekler. Bu süreci kendimizi, yeni bakış ve görüşlerimizi, yeni analiz ve sentezlerimizi tanımaya ayıralım. Ama bu süreçte istediklerimize çok dikkat edelim. Daha önceki yazıda da bahsettim: Artık düşüncelerimizin gerçekleşme katsayılarında bir artış var ve kutsal metinlerdeki “düşüncelerinizden de sorumlusunuz” ifadeleri artık daha da geçerli.

Öfke, endişe ve üzüntü normal; ama bunlara esir olmak, değişim için uygun bir iklimdeyken hayatımızdaki engelleri aşmamızı zorlaştırabilir. Kendimizi izliyoruz ya; bu program interaktif. Kolay olmasa da kendimiz, sevdiklerimiz, bütün insanlar ve insanlık için “iyi” şeyler istemeye devam edelim…

Neşeniz, bilir…

Sevgi ve bilgi, paylaşılarak çoğalır…

Maksat Bir, rivayet muhtelif…

Sevgi ve ışık…

Korkut Keskiner

Images

Doğal Görmeyi Geliştirme ve Mükemmel Görüş Olumlaması

Doğal Görmeyi Geliştirme ve Mükemmel Görüş Olumlaması

TarafındanHalis ŞahinerGüncellenme Tarihi1 Ekim 2026

Doğal görmeyi geliştirme düşüncesi, burada gözlerle ilgili olumlu ve destekleyici bir iç konuşma kurma niyetiyle ele alınıyor. Aşağıdaki görme olumlamaları; netlik, rahatlık ve kendini güven içinde hissetme temalarını bir araya getiriyor. Her ifadeyi kendi deneyiminize uygun bir hızda okuyabilir, size anlamlı gelen cümlelerin üzerinde durabilirsiniz.

Images

Adam ve Kelebek Hikayesi: Rüya, Dünya ve Gerçeklik

Evvel zaman içinde, çok sıcak bir yaz gününde, uzun bir yolculuğa çıkmış iki yorgun adam dinlenmek için nehir kıyısında durur. Genç olanı kısa süre içinde uykuya dalar. Onu seyreden arkadaşı, uyuyan adamın aralanmış dudaklarının arasından küçük bir yaratığın çıktığını görür: Gözlerin şimdiye kadar gördüğü en güzel kelebeklerden biridir bu.

Kelebeğin nehir kıyısındaki yolculuğu

Kelebek, nehrin üzerindeki küçük bir kara parçasına süzülür ve bulduğu çiçeğin nektarını içmeye başlar. Ona devasa büyüklükte görünen bu adacığın çevresinde, güneşin ve hafif rüzgârın tadını çıkarırcasına dolaşır. Bir süre sonra kendi cinsinden başka bir kelebekle karşılaşır; birlikte, kur yaparcasına uçarak dans ederler.

Bir dalın üzerine konan kelebek, az sonra parlak çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın çevresinde uçuşan böceklere katılır. Bir süre böyle geçer. Bu sırada uyanık olan avare seyyah, nehirdeki adacığa doğru bir taş fırlatır. Suyun dalgalanmasıyla sıçrayan bir damla kelebeğe isabet eder. Kelebek düşecek gibi olur; güçlükle de olsa üzerindeki damlayı silkeleyip kanatlarını yeniden çırpar.

Son süratle uyuyan seyyahın ağzına doğru uçar. Ancak adam yerden aldığı bir yaprağı arkadaşının yüzüne tutar ve kelebeğin ne yapacağını merakla izler. Kelebek dehşet içinde engelin üzerine defalarca atılır; uyuyan seyyah homurdanır. Sonunda yaprağı tutan el gevşeyince minik yaratık açık dudakların arasından içeri girer. Kelebeğin içeri dalmasıyla uyuyan adam uyanır ve silkelenerek oturur.

Uyuyan adamın gördüğü rüya

Adam, arkadaşına biraz önce korkunç bir kabus gördüğünü anlatır. Rüyasında sakin ve huzurlu bir kalede yaşamaktadır; fakat sıkılıp çevresini keşfetmek için dışarı çıkar. Sihirli bir şekilde uzak diyarlardaki keyifli bir memlekete gider, Tanrıların içeceğinden kana kana içer ve inanılmaz güzellikte bir kadınla tanışır. Birlikte dans eder, kendini sonsuz sıcaklığın kollarına bırakır.

Farklı diyarlardan, yaşlardan ve özelliklerden birçok arkadaş edinir. Birlikte güzel zaman geçirirler. Keder de vardır; ama rüyadaki adama göre bu, yalnızca var olmanın ne kadar güzel olduğunu daha güçlü biçimde hissettirir. Hayat yıllarca böyle sürüp gider.

Derken beklenmedik bir felaket olur. Devasa dalgalar karaya vurur ve adam neredeyse boğulur. Kendini kaleye dönüş yolunda, sanki uçarcasına kaçarken bulur. Fakat kalenin kapısına vardığında içeri giremez: Dev bir yaratık, büyük yeşil kapının önünü kapatmıştır. Adam kapıyı defalarca omuzlar, ama açamaz.

Tam öleceğini düşündüğü anda büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırlar. Kelimeyi söyler söylemez büyük yeşil kapı, rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi düşer. Adam, hayatının geri kalanını güven içinde geçirebileceği evine döner. Ancak yaşadığı korku o kadar büyüktür ki sonunda uyanır.

Adam ve Kelebek hikayesinin anlamı

İdris Şah’a atfedilen açıklamada kelebek, insanın kendisidir; nehirdeki küçük kara parçası ise dünyadır. Hikâyede kelebek, kendi ölçeğinde geniş ve zengin görünen bir çevrede dolaşır. Uyuyan adamın rüyası da benzer biçimde, başlı başına gerçek ve kapsamlı bir hayat gibi yaşanır. Fakat anlatı, bu deneyimlerin gerçekliğin tamamı olup olmadığını sorgulamaya açılır.

Şah’ın sözleri, hoşumuza giden ya da gitmeyen şeylere ve onları nasıl algıladığımıza dikkat çeker. Gitme vaktinin geldiğini düşündüğümüzde gördüklerimizin çarpıtılmış olabileceğini söyler; bu yüzden soruya verilecek yanıtın da kolayca bulunamayacağını belirtir. Hikâye, rüyayı basitçe önemsiz saymak yerine, insanın kendi deneyiminin sınırlarını fark etmesine dönük bir düşünce sunar.

Anlatının sonunda “kelebeğin” ötesinde “uyuyan adam”, ikisinin ötesinde ise “Gerçek” bulunduğu ifade edilir. Doğru fırsatlar tanındığında kelebeğin, nereden geldiğine ve uyuyan adamın doğasına bakmayı öğrenebileceği söylenir. Bu nedenle Adam ve Kelebek hikayesi ne anlatıyor sorusuna verilebilecek yanıt, yalnızca bir rüya öyküsünden ibaret değildir: Hikâye, algıladığımız dünyanın ve deneyimlerimizin ötesinde ne olabileceği üzerine düşünmeye çağırır. Bu, anlatının sunduğu bir sorgulamadır; hikâye okura hazır bir cevap vermekten çok, bakışını genişletmesi için bir alan bırakır.

İdris Şah der ki: “Tahmin edeceğiniz gibi kelebeğin siz olduğu söylenir. Kara parçası dünyanın kendisidir. Hoşunuza giden ve gitmeyenler, nadiren düşündüğünüzü sandığınız şeylerdir. Artık gitme vaktiniz gelmiş olsa da (ya da gideceğinizi düşündüğünüzde) gördüğünüz sadece çarpıtılmış gerçeklerdir ve bundan dolayı da sorunuz cevaplanamaz. Fakat ‘kelebeğin’ ötesinde ‘uyuyan adam’ var. İkisinin ötesindeyse Gerçek var. Doğru fırsatlar tanındığında ‘kelebek’ bunların ötesine bakmayı öğrenebilir: Nereden geldiğine, ‘uyuyan adamın’ doğasına ve tabii ki bu ikisinin ötesinde ne olduğuna.”

Kaynak: Holy Harmony

Images

Sadece Evet De: Hayır Demeye Dikkat Et

“Hayır” ego tatmini, “evet” ise kendini keşfetme yöntemidir. Hayır egoyu güçlendirirken evet onu yok eder. — Osho

Sadece evet de: Hayır demeye dikkat et

close-to-the-nature-66

“Hayır” çoğu zaman ilk tavrımızdır. Peki neden? Çünkü hayır dediğimizde kendimizi güçlü, söz sahibi ve bir şeyleri belirleyen biri gibi hissedebiliriz. Osho’nun bu düşüncesinde, annenin çocuğuna verdiği olumsuz yanıt buna örnek olur: Çocuk reddedilmiş hissederken annenin egosu tatmin olabilir. Bu nedenle “hayır”, egonun beslendiği bir yanıt hâline gelir ve insan zamanla hayır demeye alışır.

Hayır demek ego tatmini midir?

Osho’ya göre hayır demek, kişiye otorite sahibi olduğu duygusunu verebilir. “Hayır” diyebildiğini görmek, insanın kendisini güçlü hissetmesine yol açar. Buna karşılık “evet efendim” demek, bazen kişiye değersiz ya da başkasının emrinde olduğu hissini verebilir. Bu yüzden hayır, ilk akla gelen yanıt olur; evet ise ancak başka seçenek kalmadığında söylenir.

Metnin önerdiği şey, her koşulda düşünmeden kabul etmek değil; önce kendi ilk tepkini fark etmektir. Evet demek mümkünken alışkanlıkla hayır mı diyorsun? Yoksa eveti ancak kendini çaresiz hissettiğinde mi seçiyorsun? Osho’nun yaklaşımında önemli olan, yanıtı otomatik olarak hayırla başlatmak yerine önce durup bakabilmektir. Evet ve hayır demenin ego üzerindeki etkisini anlamak için de bu ilk tepkiye dikkat etmek gerekir.

Önce evet demeyi dene

Bir gün boyunca, sıradan durumlarda önce evet demeyi dene. Osho, bu denemenin insana derin bir rahatlama sağlayabileceğini söylüyor. Örneğin çocuk sinemaya gitmek istiyor. Çocuğun isteği gerçekleşebilecek durumdaysa, verilen hayır yanıtı her zaman meseleyi çözmez; aksine çocuk, bu yanıtı değiştirmek için ısrar edebilir. Böylece hayır, bir sınır koymaktan çok karşılıklı bir inatlaşmanın başlangıcına dönüşebilir.

Buradaki “önce evet demek” önerisi, otomatik bir kabul alışkanlığından diğerine geçmekten ziyade, hayırı varsayılan cevap olmaktan çıkarmaya yönelik bir gözlem denemesidir. Bir gün boyunca kendi yanıtlarını izle: İlk olarak evet demek mümkün mü, yoksa hayır sözcüğü düşünmeden mi ağzından çıkıyor? Bu küçük farkındalık, hangi durumlarda gerçekten hayır demek istediğini, hangilerinde alışkanlıkla reddettiğini görmene yardımcı olur.

24 saatlik farkındalık denemesi

Yirmi dört saat boyunca her durumda önce evetle başlamayı dene. Bunun zor gelmesi şaşırtıcı değildir; çünkü bu deneme, hayırın ne kadar sık ve hızlı biçimde ilk yanıt hâline geldiğini görünür kılar. Osho, hayırı hemen kullanmak yerine evete başvurmayı ve bunun kişide yarattığı rahatlamayı gözlemlemeyi önerir.

Gün boyunca kendini takip et: Kaç kez hayır dedin? Kaç kez evet demek daha kolay olabilecekken reddettin ya da sessiz kaldın? Bu sayıları bir kota gibi görüp hayırları azaltmaya, evetleri artırmaya çalış. Amaç, sözcükleri mekanik biçimde değiştirmek değil; yanıt vermeden önce kendi tavrını fark etmektir.

Başlangıçtaki tavır düşünceyi etkiler

Osho’ya göre doğru düşünmek, önce evetle yola çıkmaktır. Bu, hayırı hiç kullanmamak anlamına gelmez; önce dünyaya evet diyen bir zihinle bakmak, ancak evet demek mümkün olmadığında hayıra başvurmak demektir. Evetle başladığında reddedecek daha az şey bulabileceğini; hayırla başladığında ise kabul edebilecek daha az şey görebileceğini söyler.

Başlangıçtaki tavrın, bir durumun nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde etkileyebilir. Zihin olumsuzlamaya ve hayır demeye alışmışsa, evet demek başta zor gelebilir. Bu nedenle kendini yargılamadan izle. Hayırın hangi anlarda otomatikleştiğini fark et ve evet demenin mümkün olduğu durumları görmeye çalış.

Günlük hayatta hayır ve evet

Tren istasyonundaki gişe örneği, metinde bu alışkanlığı anlatmak için kullanılır: Gişe memuru, önünde bekleyen kişi olsa bile başka işlerle ilgilenir, kayıtlara bakar ve onu bekletir. Osho, bu davranışı kişinin kendisini güçlü ve önemli hissetmesiyle ilişkilendirir. Bu örnekte akla önce hayır gelir; evet demek ise zorlaşır. Kendi davranışlarında da benzer bir gecikme, ret ya da direnç olup olmadığını gözlemlemek, hayır demenin ego tatmini midir sorusunu düşünmeye açar.

Hayır demeyi hemen seçmek yerine, önce evet demenin mümkün olup olmadığını fark et. Her evet, bu yaklaşımda egonun alışılmış tepkisine karşı bir adım olarak görülür. “Hayır, hayır, hayır” diye başlayan bir tavrın içimizde nasıl bir güç duygusu oluşturduğunu izlemek, kendi alışkanlıklarımızı anlamanın bir yoludur.

“Yaşamın tamamen anlamsız olduğunu hissetmek bir yol ayrımına ulaşmak demektir; ya intiharı seçersin ya da bir arayışçı olmayı; ya deliliği seçersin ya da meditasyonu. Bu büyük bir dönüm noktasıdır.” — Osho

Images

Eve Dönüş: Farkındalık Meditasyonu ile Kendinizi Tanıyın

Farkındalık meditasyonu olarak Eve Dönüş çalışması

İç dünyanızın farklı katmanlarında olup bitenleri fark etmenin yollarından biri, Rose Rosetree’nin “Eve Dönüş” çalışmasıdır. Bu uygulama, dikkati nefese, bedene, zihne ve duygulara sırayla yönelterek kendinize daha yakından bakmanızı amaçlayan bir farkındalık meditasyonu olarak düşünülebilir.

Çalışmanın temelinde bir şeyi düzeltmeye ya da değiştirmeye uğraşmak değil, o anda mevcut olanı fark etmek vardır. Nefesinizin nasıl aktığını, bedeninizde neler hissettiğinizi veya aklınızdan nelerin geçtiğini yargılamadan gözlemleyin. Bu yaklaşım, öz farkındalık geliştirmenin ve kendinize olduğunuz hâlinizle yaklaşmanın bir yolu olarak sunulur.