Prof. Üstün Dökmen, saygı konusundaki tutumumuzu düşündüren şu sözü söylüyor:
“Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm.”
Bu söz, ekmeğe gösterdiğimiz özenle insanlara davranışımız arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Yere düşen ekmeği kaldırıp kenara koymayı bir sorumluluk sayabiliyoruz. Peki zor durumda kalan, küçümsenen ya da haksızlığa uğrayan bir insana karşı da aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? Üstün Dökmen, birbirimize saygılı olma konusunda sıkça yaptığımız üç temel hatayı anlatıyor.
1. Herkes öyle yapıyor diye davranmak
Avrupa’da yaşayan bir vatandaşımızın oradayken yere çöp atmadığını, Kapıkule’den ülkeye girer girmez ise tükürmeye ve çöp atmaya başladığını düşünelim. “Burada neden böyle yapıyorsun?” diye sorulduğunda verdiği cevap, “Herkes böyle yapıyor” oluyor.
Buradaki sorun, davranışı kendi düşüncemize ve doğru bulduğumuz ölçülere göre değil, çevremizde gördüklerimize göre belirlememiz. Bir yerde kurallara uymak, başka bir yerde uymamak; saygıyı bulunduğumuz ortama göre değişen bir alışkanlığa dönüştürüyor. Oysa toplumda saygılı davranışlar, yalnızca başkaları bizi izlerken ya da çevremiz uygun olduğunda sergilenen davranışlar olmamalı. Çevrenin tutumu ne olursa olsun, ortak alanlara ve orada yaşayan insanlara karşı sorumluluğumuzu hatırlamalıyız.
2. İnsanlara görünüşlerine göre farklı davranmak
Dökmen’in anlattığı ikinci hata, karşımızdaki kişiye fiziksel görünüşüne göre muamele etmek. İri yarı birini görünce “Buyur abi” derken ufak tefek birine “Ne var lan!” diye çıkışmak, saygıyı kişinin kim olduğuna değil, bizde uyandırdığı izlenime bağlamaktır.
Oysa insan onurunun herkes için eşit olması, saygının da herkese gösterilmesi gerektiğini hatırlatır. Bir insanın bedeni, görünüşü ya da karşısındakine ne kadar güçlü göründüğü, ona nasıl hitap edeceğimizi belirlememeli. İnsan onuruna saygı, yalnızca bize karşı koyabilecek ya da işimize yarayabilecek kişilere nazik davranmak değildir. Karşımızdaki kim olursa olsun, sözlerimizde ve davranışlarımızda onun değerini gözetmektir.
3. Saygıyı keyfimize göre göstermek
Üçüncü hata, davranışlarımızı o anki ruh hâlimize göre değiştirmek. Keyfimiz yerindeyken eve girip “Merhaba millet” demek, canımız sıkkınken ise yüzümüzü asıp kimseyle ilgilenmemek… Hepimiz zaman zaman yorgun ya da huzursuz olabiliriz. Ancak kendi duygularımız, başkalarına nasıl davrandığımızı bütünüyle belirlememeli.
İnsanlara saygılı davranmanın önemi, tam da günlük ve sıradan görünen anlarda ortaya çıkar. Selam vermek, karşımızdakini dinlemek, kırıcı bir sözden kaçınmak ya da birine özenli bir dille karşılık vermek küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat saygı, yalnızca büyük sözlerle değil, bu gündelik tutumlarla da gösterilir. Keyfimiz yerinde olsun ya da olmasın, başkalarını değersiz hissettirmemek için çaba göstermeliyiz.
Ekmek nimettir; insan da saygıyı hak eder
Yerdeki ekmeğe basmamak, onu tekmelememek ve kenara koymak konusunda ortak bir hassasiyet taşıdığımızı söylüyoruz. Ekmek nimettir diye düşünüyor, ona saygı gösteriyoruz. Öyleyse insanın incinmesine, aşağılanmasına ya da dışlanmasına neden olan davranışlara neden aynı dikkatle yaklaşmıyoruz?
Saygı, bir kişiyi gözümüzde büyütmek ya da onun her davranışını doğru bulmak demek değildir. İnsanlara saygı, farklı durumlarda ve farklı kişiler karşısında temel bir özeni korumaktır. Başkalarının onurunu; görünüşlerine, çevrenin davranışına veya kendi keyfimize göre değişen bir ölçüye bağlamamaktır.
Yerdeki ekmeğe gösterdiğimiz duyarlılık, insanlara karşı davranışlarımızı da düşünmeye vesile olsun. Ekmek nimettir, kabul. Peki insan nimet değil mi?







