Hayat, insanı kimi zaman aydınlığa alıştırır, kimi zaman kayıplarla yüzleştirir. Bu metin; zaman, sevgi, güven, emek ve düşünce üzerine biriktirilen dersleri peş peşe sıralıyor. Her deneyimin ardından gelen “öğrendim” sözü, anlatının sonunda dostluğun kalıcı anlamına bağlanıyor.
Hayatın ve zamanın öğrettikleri
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi, sevdiklerimi sonsuz karanlığa uğurladım... Ağladım.
Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını zamanla öğrendim.
İnsanı öğrendim. Önce insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu; sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi... Güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
Sevgi, emek ve düşünce üzerine
İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını... Sonunda, evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim. Barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini; ekmeği hakça üretmenin de bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim. Sonra kendime yazıyı öğrettim... Bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana.
Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı genç yaşta öğrendim. Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğini anladım.
Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi... Sağlıklı düşünmenin, kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini evde öğrendim. Sonra yoksuldan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
“Ben dostlarımı ruhumla severim” sözünün anlamı
Metnin sonunda hayatın en temel gerçeklerinden biri hatırlatılıyor: Her canlı ölümü tadacak, ama sadece bazıları hayatı tadacak. Dostluğa dair söz de bu düşüncenin ardından geliyor. Kalp durabilir, akıl unutabilir; ruhla kurulan sevgi ise bu geçiciliklerin ötesinde, kalıcı bir bağlılık olarak anlatılıyor.
“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya... Kalp durur... Akıl unutur... Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur...”
Can Dündar imzasıyla aktarılan bu dostluk ve hayat yazısı, sevginin yalnızca bir duyguya ya da düşünceye dayanmadığını; insanın en derin yanıyla bağ kurduğunu vurguluyor. “Ben dostlarımı ruhumla severim” sözü, dostluğu zamanın ve unutmanın ötesinde düşünmeye çağıran metnin akılda kalan finalidir.
Can Dündar


0 yorum: