Düşünmenin kolay bir şey olduğunu zannediyoruz. Oysa bilinçli düşünmek ve düşünceleri yönlendirmek, göründüğü kadar kolay değildir. Bu yazıda düşünce gücünü ve onu nasıl daha iyi kullanabileceğimizi ele almak istiyorum.
Düşünce ve madde arasındaki ilişki
Düşüncenin işleyişini anlamak için önce bazı temel prensipleri bilmek gerekir. Bu yazının bakış açısına göre çevremizde gördüğümüz her şey enerjiden oluşur; fiziksel evren, farklı titreşim hızlarına ve niteliklerine sahip enerji biçimleriyle açıklanır. Düşünce, maddeye kıyasla daha ince, hafif ve hızlı değişebilen bir enerji biçimi olarak düşünülür. Madde ise daha yoğun olduğu için ağır hareket eder ve daha yavaş değişir.
Bu yaklaşımda enerji biçimleri birbirleriyle ilişki içindedir ve birbirlerini etkileyebilir. Düşünce ve duyguların da benzer nitelikteki enerjileri kendine çektiği kabul edilir. Günlük yaşamımızda arkadaşlık ve sevgi ilişkilerinde bunu hissederiz: Olumlu sinyaller aldığımız insanlara yaklaşır, onlarla bağ kurarız.
Çevremizdeki pek çok şeyin önce bir fikir olarak ortaya çıktığını da unutmayalım. Bir ressam, tablosunu çizmeden önce zihninde canlandırır; bir mühendis, bilgisayar programını yazmadan önce tasarlar. Elimize aldığımız bir bardak bile yıllar önce bir insanın zihninde şekillenmiş bir düşüncedir. Şekil, fikri takip eder: Bir şeyi yaratmadan önce onu düşüncede kurarız. Bu nedenle düşünce gücü, hayal ettiğimizi gerçekleştirme yolculuğunun başlangıç noktalarından biridir.
Olumlu düşüncenin gücü ve beklentiler
Düşünceler, bir merkezden yayılan ve çekim gücü taşıyan etkiler olarak anlatılır. “Ne ekerseniz, onu biçersiniz” sözü de evrene gönderdiğimizin bize geri yansıyacağı düşüncesini ifade eder. En çok düşündüğümüz, güçlü biçimde inandığımız, derinden beklediğimiz ya da zihnimizde canlı tuttuğumuz şeylere yöneliriz.
Hayattan mutluluk, doyum ve güzellik bekliyorsak, bu beklentiler doğrultusunda insanlara, durumlara ve fırsatlara daha açık hale geliriz. Kurduğumuz düşlere ne kadar olumlu enerji yüklersek, onları yaşantımızda gerçekleştirmek için o kadar istekle çaba gösteririz. Elbette yalnızca düşünmek, bir fikri kendiliğinden hayata geçirmeye yetmez. Yaratıcı düşünce gücünü kullanmak, inancı ve beklentiyi yaşamın içindeki seçimlerimizle buluşturmayı gerektirir.
İnsan, yaşamının düşüncelerinden etkilendiğine inanıyorsa bu farkındalığı hayatının her anına taşımaya çalışır. Düşünceleri yönlendirmek de tam olarak burada önem kazanır: Zihnimizde neyi büyüttüğümüzü fark etmek ve dikkatimizi yaşamımıza katkı sağlayacak yönlere çevirmek.
Olumsuz düşüncelerden kurtulma ve içsel güç
Korkularımızı, olumsuzluklarımızı ve kıskançlığımızı yenmeye çalıştığımızda, hayal edebileceğimiz daha güzel bir yaşama alan açarız. Düşüncelerimizi nasıl yönlendireceğimizi anlatan pek çok kitap ve düşünce sistemi vardır. Bunları okumak elbette bize bir şeyler katabilir. Ancak düşüncelerimizi arıtmanın en güçlü araçlarından biri, özümüzden gelen istek ve ışıktır.
İnsan beyninin kullanılmamış kapasitesine dair sorular da bu düşünce yolculuğunda karşımıza çıkar. Geçmişte, beynimizin yalnızca küçük bir bölümünü kullandığımız ve geri kalan kapasitenin bir gün açığa çıkabileceği yönünde iddialar dile getirilmiştir. Burada önemli olan, bu oranları kesin bilgi gibi görmekten çok, insanın henüz keşfetmediği imkânlar üzerine düşünmektir. Atalarımızdan kalan mirasın kilitlerinin bir gün açılacağını, bugün hayal ettiğimiz pek çok şeyin eyleme ve maddeye dönüşebileceğini düşünmek bile ufkumuzu genişletir.
Yaratıcılık gücümüzün sınırsız olabileceğini hayal edin. (Düşünün, düşünün ki olsun.) Ancak bu kapasiteyi ne için kullanacağımız da en az onun kendisi kadar önemlidir.
Düşünce gücü ve yerküreye karşı sorumluluğumuz
Sizce insanoğlu bugünkü yaşantısıyla bu gücü hak ediyor mu? Düşüncelerini iyiye kullanmak yerine zarar verici amaçlara yönelttiği sürece, bence henüz hazır değil. Size bir küre verildiğini ve “Dile benden ne dilersen” denildiğini düşünün. İnsanların neler istediğine bakın; sonra kendinize şu soruyu sorun: “Biz ne isterdik?”
Güç, iyi insanların elinde iyilik için kullanılabilir; düşünce de böyledir. Küre bize, bu kuvvete sahip olabilecek kapasiteye henüz ulaşmadığımızı ve önümüzde yürümemiz gereken uzun bir yol bulunduğunu hatırlatır. Bize verilen en güzel kürelerden biri olan yerküremize iyi davranmayı bile başaramıyor, onu kendi ellerimizle yok ediyoruz.
Düşüncelerimiz iyiye ve güzele yönelmediğinde bunun acısını her gün biraz daha fazla hissediyoruz. Filmin sonunda kürenin insanlığı terk ederek uzaklaşması, üzerinde yaşamayı doğru dürüst başaramadığımız yerkürenin bizden uzaklaşmasını hatırlatır. Düşünce gücünün neden önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Söylenecek daha çok söz var; belki de bunları benden önce söyleyenler olmuştur.
Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.
“Düşündüğümüz, bildiğimizden çok daha az. Bildiğimiz, sevdiğimizden çok daha az. Sevdiğimiz, var olandan çok daha az. Böylece gerçekte olduğumuzdan çok daha az kendimiziz.” Evren sevgi düşüncesiyle yaratıldı; onu sevgiyle koruyacak olanlar da kendi kendisi olmayı başaran insanlardır.
Işık ve sevgiyle kalın...
Düşünekalın...
(Dr. Levent Bilgin)
KONTROL SENDE kitabımı satın alarak hayatınıza katkıda bulunmak ister misiniz?
KENDİ KENDİNİZİN YAŞAM KOÇU OLUN








