Bugün Hürriyet gazetesi yazarlarından Ahmet Hakan’ın kaleme aldığı bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Gerçekten anlamlı ve düşündürücü bulduğum bu yazı, cihatçıların hangi gerekçelerle harekete geçtiği sorusunu gündeme getiriyor.
İnsanların dini kalben yaşamaktan ziyade şeklen yaşamaya zorlanmasının ardında kimin, nasıl bir planı olduğu konusunu ise takdirlerinize bırakıyorum.
Cihatçıları gerçekten de ayet mi motive ediyor?
Nisa suresi, 75. ayet.
Şöyle:
“Size ne oluyor da ‘Ey Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, katından bize bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna savaşa çıkmıyorsunuz?”
Suriye’de Baas rejiminin elinde iki ay esir kalan gazeteci Adem Özkese’nin Hürriyet’e verdiği bilgiye göre, Afganistan dağlarından Çeçenya steplerine, Bosna tünellerinden Suriye kentlerine uzanan farklı coğrafyalarda zalimlere karşı savaşan mücahitler bu ayeti okuyarak motive oluyorlarmış.
Alıyorlarmış ellerine silahlarını, dere tepe aşarak koşuyorlarmış Müslüman kardeşlerinin yardımına... Zulüm bitince ülkelerine dönüp normal hayatlarına devam ediyorlarmış. Ta ki yeni bir zulme kadar...
Bir cihat masalı mı?
Ne güzel bir masal bu!
Düşünsenize: Nerede zulüm varsa atlarına atlayıp zulüm ülkesine giden ve Allah rızası için mazlumlara yardım eden bir cihatçı grup var. “Allahuekber” diye bağırsak yeridir. Ama bağıramıyoruz. En azından ben bağıramıyorum.
Cihatçılık geleneği ve siyasi tablo
Tabloya bir bakalım: Bu cihatçılık geleneği ne zaman çıktı?
Afgan Cihadı’nda... Yani ABD’nin Sovyetler’e karşı çizdiği direnme hattında...
Sonra Çeçenya... İşte yine ABD’nin en azından yüz ekşittiği bir alan...
Sonra Bosna... İşte yine ABD politikalarıyla örtüşme...
Yanlış anlaşılmasın! Afgan direnişi de, Çeçenya direnişi de, Bosna direnişi de sonuna kadar haklı direnişlerdi. Üçü de zalime karşı başkaldırış idi.
Ama üç direnişin de Amerikan desteğini alması, Batı politikalarının ilgi alanına giren coğrafyalarda gerçekleşmesi ve en azından ABD’den “olur” alması gözden uzak tutulabilir mi?
Nisa 75 ayeti ve cihatçılar: Her zulüm aynı karşılığı görüyor mu?
Demek ki “Nisa 75”, her zulümde motive edici bir rol oynamıyormuş; bazı zulümlerde motive edici olabiliyormuş.
Öyle olmasa Sudan’dan gelen yardım çığlıklarına yanıt verecek mücahitler çıkmaz mıydı? Bahreyn’e de uğrayacak birkaç mücahit olmaz mıydı? Filistin’de cihatçılar üs kurmaz mıydı? Arakan’a da cihatçı akını gerçekleşmez miydi?
Eğer “Nisa 75” bu mücahitler üzerinde etkili oluyorsa, başka zulüm coğrafyaları bir tarafa bırakılıp neden bütün cihatçılar Halep’te toplanıyor? Var mı bu sorunun yanıtı?
Sınırları aşmak ve gerçekler
At üstünde yalın kılıç gazalara çıkılan bir dünyada yaşamıyoruz. Bir ülkeden başka bir ülkeye turist olarak gitmek için bile bin türlü kontrolden geçiyoruz. Böyle bir dünyada cihatçıların, cihat etmek istedikleri ülkelere ellerini kollarını sallayarak girebilmeleri nasıl mümkün oluyor?
Bu dünya, en azından teknik olarak, “temiz kalpli bir cihatçının eline silah alıp Müslüman kardeşlerine yardım için sınırları aşabileceği” bir dünya mıdır?
Bir yerden bir yere savaşçı geçişinin dünya düzeninin bin türlü dengesine bağlı olduğu bir dünyada, bu dengeleri bir tarafa bırakıp “Hepsi Nisa 75’in etkisiyle gidiyor, hepsi çok mübarek insanlar” diyebilir miyiz?
Masallar güzeldir. Cihat masalları daha da güzeldir. Ama bir de gerçekler var... Onlar ne yazık ki masallar kadar güzel değildir.
Ahmet Hakan’ın bu yazısı, cihatçıları motive eden ayet iddiasını yalnızca dini bir gerekçeyle açıklamanın yeterli olup olmadığını sorguluyor. Farklı çatışma bölgeleri üzerinden kurduğu karşılaştırma, Nisa 75 ayeti ve cihatçılar arasındaki ilişkiye dair okuru düşünmeye davet ediyor.


0 yorum: